ISLAHAT

284

 

ISLAHAT

 

Dar anlamda: Osmanlı
tarihinde gerile­me döneminde başlatılan, 19. yüzyılın başlarından itibaren
daha çok Batı örneği­ne göre girişilen yenileşme ve ilerleme atı­lımları.

Geniş anlamda:
Herhangi bir usulde, iş­te, müessesede, kuruluşta veya devlet dü­zeninde
eskiyen, bozulan, aksayan yanla­rı düzeltmek, iyileştirmek, iyi bir hale koy­mak,
kusur veya noksanını tamamlamak veya artık bekleneni vermemesi nedeniy­le
yerine yenisini koymak, reform.

Bu kavramla yapılan
tamlama ve tabir­ler şunlardı: Islahat-1 Cedide, yeni düzen­lemeler, Islahat-ı
askeriye, askeri alanda yenilikler, düzeltmeler; Islahat-ı adliye, adli konular
ve kuruluşlarda düzeltmeler, yenilikler; Islahat-ı maliye, mali konular­da
yapılan düzeltmeler; Islahat-ı mülkiye, idari sistemdeki düzeltmeler
yenilikler; Is-lahat-perver, yenilik taraftarı olan, yenili­ği seven.

Arapçadan dilimize
gecen ıslahat, keli­me kökü sulh olan ıslah’in çoğuludur. Di­limizde terim
olarak yerleşen ıslahat* m Türkçe çoğulu bazen “ıslahatlar” şeklinde

de ifade edilmektedir.

Eskiden ıslahat
kelimesinin yanında ye­nilenme, yeni olma anlamında “teceddü-dat”
kelimesi de kullanılmaktaydı. Günü­müz Türkçesinde ise ıslahat ve teceddü-dat
kelimelerinin yerlerine daha çok Fran­sızca kökenli “reform” kelimesi
kullanıl­maktadır.

Dilimizde ıslahat
teriminin belirttiğimiz dar ve geniş manalarda yaygın olarak kul­lanılmaya
başlanması, Tanzimat döne­minden itibarendir. Cevdet Paşa, kendi is­miyle
anılan tarihinde terimin içerdiği an­lamda “ıslahat” kelimesini sık
sık kullana­rak bu terimin yaygınlaşmasında en çok payı bulunanlardan biri
olmuştur. Tanzimattan önce Osmanlı terminoloji­sinde ıslahat teriminin yerine
“nizam ver­me”, “yeniden nizam verme”, “maüub olan
maslahat”, “nîzam-ı cedit” gibi ter­kipler kullanılmaktaydı. Son
terkip yay­gın olarak İÜ. Selim döneminde başlatı­lan ıslahat hareketlerine,
padişahın verdi­ği isimdir. Aynı padişah ıslah ederek kur­duğu yeni orduya da,
yeni düzen manasın* da aynı ismi vermiştir. Ancak bu tür ter­kipler sadece
ıslahat terimini değil, “te-ceddüdat” hatta “inkılap”
kelimelerinin manalarım da içermekteydiler. Nitekim III.Selim Fransız
inkılabından sonra bu ülkede kurulan yeni düzeni de “cedit ni­zam”
olarak ifade etmekteydi ki, inkılapla gelen yeni düzenle, ıslahatla gelen yeni
düzen arasındaki fark bu ifade de vurgu­lanmış ve ayrı manalar aynı terkiplerle
ifa­de edilmiş oluyordu. Tanzimatla birlikte yoğunlaşan yenilik hareketleri, bu
yenilik­leri ifade eden bir terimi de gerekti kılmış­tı. Bu tür yenilik
hareketleri artık Osman­lı terminolojisinde yer alan şekliyle birer
“ıslahat” hareketiydiler. Islahat, yenileşme hareketleri anlamında
Osmanlı devrinin hemen her dönemin-    
dan yararlanıldı. Ordu ve donanmanın ıs-de yapılmış olmakla birlikte,
özellikle Os-     lahı için de dışarıdan
teknik adamlar getir-manlı askeri sisteminde başgosteren ak-     tîldi. Gerekli alet ve edavat ithal
edildi, saklıkları, yetersizüklerî bertaraf etmek     Askeri teknik konularla ilgili Avrupa’da
için II. Osman, I. Mahmut, III.Mustafa    
yayınlanan bazı kitaplar tercüme edildi. ve LAbdülhamid dönemlerindeki
kısmi     Tüm bu askeri alanlardaki
ıslahat, harca-yeniliklerle başlayan, ancak IH. Selim do-     malan arttırmış; bu hususun bir süredir
neminde başta askeri alan olmak üzere    
bozulan devlet gelir ve gider dengesine devletin birçok kurumunda yaygın
olarak     olumsuz etkisi nedeniyle mali
alanda da yapmak istediği ve yaptığı yenileşme ve     yeni düzenlemeler gerekli olmuştu. Bu
ilerleme atılımlarını ifade eder. IlI.Selim    
cümleden olarak ilk olarak birden fazla dönemindeki bu atılımlara
Osmanlı tari-     hazine sistemine
geçildi. “Hazine-i Ami­ni terminolojisinde “ıslahat
hareketleri”     re”nin yanında
bir de Hİrad-ı Cedit Hazi-denilmektedir.                                            
nesi” kuruldu (1793). Mülki alanda da ye-Islahathareketleri:
IU.Seüm ıslahat hare-     ni düzenlemeler
getirildi. Vezirlerin, ilçe-ketlerine başlamadan önce, devlet adam-     lerde ayanların seçilmesi, Kadı’lann
go-lanndan ve ehil kişilerden devletin içinde     revleri, eyaletlerin yeni idari bölgelere
bÖ-bulunduğu durumdan kurtulması için ne-    
lünmesi, TımarveZeametlerin dağıtılma-ler yapılması gerektiğine daîr
layiha (ra-     sı kanunnamelerle yeniden
düzenlendi, por) hazırlamalarım istemiştir (1792).     İktisadi ve ticari alanlarda da yenilikler
ya-2’si yabancı 22 devlet adamının III.Se-    
pıldıysa da, bunlar yaygın ve geniş boyut-lim’e sunduğu layihalara göre,
yapılması     larda değildi. İstanbul’un
iktisadi hayatını gerekli ıslahat 72 madde olarak tespit edi-     düzenleyen yeni uygulamalar başlatıldı ve
lerek bir programa bağlanmıştır. Layiha-    
“Zahire Nezareti” kuruldu (1793). Daha ların ağırlık merkezini
askeri alanda yapıl-     sonra bu
nezaretle ilgili “Zahire hazinesi” ması gereken ıslahat
oluşturuyordu. Baş-     kuruldu (1795). Deniz ticareti sahasında
latılan ıslahatla Yeniçeri Ocağı, Humba-    
devlet adamlarının da gemi satın alınarak racı, lağımcı, Arabacı ve
Topçu ocakları     özel ticaret
yapabilmeleri temin ve teşvik içinyenidüzenlemeler(yönetmelikler)ya-     edildi. Resmi esnaf gediklerinden fiyatı
pildi. Diğer yandan bir de Avrupa usulün-    
yükseltip üretimi düşürerek vesair yollar-de yeni bîr ordu kurulmasına
girişilerek     la iktisadi hayata zarar
verenlerin Kadı’-“Nizam-ı Cedit” ismi verilen bir asker oca-     Iar tarafından tespit edilip Divan-ı
Hüma-ğı kuruldu. Bunların yanında Tophane,    
yuna bildirilmeleri ve bunların lağv edil-Tersane ve Mühendishane’nin de
yeni-     meleri karara bağlandı ve
uygulamasına den düzenlenmesi yapıldı. Bu düzenleme-     geçildi (1794). Dış ilişkiler alanında da
ye­lerin yapılabilmesi teknik Öğretim ve eği-     nilikler yapıldı. Avrupayı tanımak,
politi-timle yakından ilgiliydi. Bu eğitimi ver-     kasını ve her alandaki düşüncelerini öğ-mek
üzere Humbarahane (1792) ile Mü-    
renmek, bu bilgilere göre Osmanlı dış po-hendishane-i Berri-i Hümayun
kuruldu     filikasını ve alınacak
önlemleri daha ça-(1794). Bu tür teknik okulların kurulması     buk ve daha doğru tayin etmek amacıyla ve
verecekleri eğitim için yabana uzman,     
Avrupa’dadaimielçilİklerkurulmayabaş-öğretmen, mühendis, ustabaşı ve
ustalar-     landı (1795). İlk daimi
elçilikler Londra,Paris, Viyana ve Berlin’de açıldı. Osman-     ralan birçok hususun daha önce yayınla-h
daimî elçiliklerinin mutad görevleri ara-    
nan Tanzimat Fermanı’nda yer almasını sında Osmanlı tüccarının haklarını
koru-     temin eden ve savunan Tanzimat
Ferma-mak, Özel bir öneme sahipti. Uygulamaya     nı’nın miman diye ün yapan Reşit Paşa,
konulan yeni dış politikayla dış ilişkilerde    
Islahat Fermanı’yla ilan edilen hususların Osmanlının Avrupa’ya üstün
olduğuna     uygulanacağının Paris
anlaşmasına mad-dayanan geleneksel politika yerine artık     de olarak konulmasına karşı çıkmış,
Tan-eşit haklara sahip olma ve Avrupa ülkele-     zimatFermanı’ndayayınlanmışolanhıris-riyle
karşıhklı çıkarlara dayanan politik    
Uyan tebaaya tanınmış hak ve özgürlükle» dostluklar kurularak müşterek
düşmana     rin yeterli olduğunu, halbuki
yayınlanaca-karşı siyasi, askeri, ekonomik ve gerekli     ğı
söylenen Islahat Fermanının bu hak ve görülen her alanda ortak hareket
etmeye     özgürlükleri daha da
genişlettiğini, bu-dayah, Osmanlı lehine neticeler verecek     nun gereksiz olduğunu, en önemlisi böyle
ülkelerarası denge politikaları uygulan-  
  bir uygulamanın Osmanlı Devleti
aleyhi-maya başlandı.                                        ne
sonuçlar doğuracağını, dış devletlerin

IslahatFermanı:
Osmanlı tarihi termİno- devamlı müdahalelerine maruz bırakaca-lojisinde ıslahat
terimiyle ilgili olarak kul- ğım, bir rapor halinde Abdülmecid’e lanılan diğer
bir kavram da” ıslahat ferma- uzun uzun izah etmiştir. Bu
olumsuzlukla-nı”dır. Bu ferman Tanzimat döneminin rmın bilinmesine rağmen
şiddetli dış bas-önemli bir dönüm noktasıydı. Islahat fer- ki karşısında İlan
edilmek zorunda kalım­ın anı; Rusya’ ya karşı cephe oluşturan, Ki- lan Islahat
Fermanı, müsliim ani arla hıris-nm savaşında Osmanlılarla birlikte sava-
uyanlar arasında mevcut din, vergi, asker-şanFransa, İngiltere ve Avusturya’nın
ön- lik, devlet memuru olabilme ve eğitim cülüğünde özellikle Osmanlı
hıristiyan alanlarındaki farklılıkları kaldırmayı azınlığın haklarım korumak ve
güçlendir- amaçlıyor,buhususlanmevcutuygulama-mek amacıyla bir ferman şeklinde
hazırla- ya göre hıristiyan tebaa lehine aynntılany-nan, Osmanlıların da kabul
ve ilan etmek     la düzenliyordu.

zorunda kaldıkları bir
ıslahat programı       Cumhuriyet devrine
kadar devam eden olup, Abdülmecid tarafından Ali Paşa’-     OsmanlıDevletindekiıslahatıdeğerlendi-nın
teşvikiyle yayınlanmışın: (28 Şubat    
ren ilim adamlarının yaklaşımlarını üç 1856). Böylece hiç değilse
zahiren Os-     grupta toplayabiliriz,
mamı devleti bu fermanı kendiliğinden      
/, Grup: Bu gruptakiler Osmanlı ıslahat ilan ettiğini açıklayarak
hükümranlık hak-     hareketlerini
batılılaşmak yolunda atılan lannı kurtarmış oluyordu. Gerçekte ise     adımlar olarak
değerlendirirler.Batıyıan-bu fermanla artık Osmanlı’nın hıristiyan     layan, batılı düşünen bir grup Osmanlı
ay-tebaasıyla ilgili hükümranlık hakları, Av-     din bürokrat ve devlet adamının Tanzi-rupa
büyük devletlerinin denetimine geç-    
mat’la başlattıkları köklü ıslahat hareket-miş oluyordu. Tanzimat
döneminin baş-     lerinin asıl hedefi
tüm müesseseleriyle Os-langıcı olan Tanzimat Fermanı (1839)     manh’yı batılılaştırmaktır.
Buıslahatçıba-böyle bir zorunluluktan (dış baskıdan)     tıcı aydın grubu zamanla büyümüş ve
gru-doğmamış, bu tür sonuçlar ortaya çıkart-    
bun karşısına genellikle Ulema sınıfı, mamıştı. Nitekim Islahat
Fermanı’nda ye-     Medreseliler, batıyı anlayamamış diğer devlet
adamları, tutucu aydınlar ve bazı tutucu padişahlar çıkmışsa da, Islahatçı
batıcılar bu muhalif gruba rağmen galip gelerek imparatorluğa Batılılaşma yolun­da
önemli adımlar attırmışlardır. Batılı­laşmak için yapılan ıslahat Osmanlı devle­tini
kurtaracak tek çareydi.

II. Grup: Bunlar
Osmanlı ıslahatım Marksist tarihçi ekole göre sınıflararası çatışmalar olarak
değerlendirmekte; ege­men kapitalist dış güçlerin içerdeki işbir­likçilerini
bir kısmı kapitalistleşmiş hıristi-yan azınlık sınıfım müslüman hakim sını­fa
karşı destekleyerek azınlıklara yeni haklar temin etmek yoluyla Osmanlı dev­letini
kapitalizmin etkisi ve denetimi altı­na almak mücadelesi olarak görmektedir­ler.
Adeta her ıslahat azınlık sınıfa veril­miş bir ödün, kapitalistleşme yolunda
atıl­mış bir adımdır.

///. Grup: Bunlar
Osmanlılar’in ıslahatı batılılaşmak amacıyla değil, batının Önce­likle
tekniğinden yararlanmak ve yüksel­me devrinde olduğu gibi, tekrar Osmanlı­yı
tekniğinden kültürüne kadar tüm mües-seleriyle en üstün ve en İleriye
ulaştırmak

amacıyla girişilen
hareketler olarak değer­lendirirler. Ancak Osmanlı ıslahatı Batılı­lar
tarafından devamlı bu asıl amacından uzaklaştırılmaya ve batılılaşmayı hedef
alan bir şekle dönüştürülmeye çalışılmış, Osmanlılar ne kadar Batıhlaşırlarsa o
ka­dar m edeni 1 esebilecekleri (ilerleyecekle­ri) imajı devamlı Osmanlı’ya
propaganda edilmiş ve zamanla bunu benimseyen bir grup Batıcı Osmanlı aydım ve
devlet ada­mı ortaya çıkmışsa da ıslahatı Batılılaş­mak için değil, batıyı da
aşarak daha ileri ve üstün bîr Osmanlı ortaya çıkartmak amacıyla benimseyen
devlet adamı ve ay­dım daha fazla sayıda olmuş ve amaç da­ha çok kabul
görmüştür. Islahat, Osmanlı­larca böyle değerlendirilerek yapıldığına göre
bizler bugün bile hala o zamanki Ba­tılı propagandaların doğrultusunda Os­manlı
ıslahatım batılılaşmak amacıyla ya­pılmış olarak değerlendirirsek tarihi bir
çarpıtma ve yanılgı içine düşmüş oluruz. Islahat, Osmanlının Batıyı yakalamak
ve aşmak çabalarıdır.

Ahmet KAL’A