İs­mail Hami Danişmend Kimdir, Hayatı, Eserleri/Kitapları Hakkında Bilgi

İs­mail Hami Dânişmend, (1889-1967) Türk tarihi ve Türk dili sahasındaki araştırmalarıyla tanınan tarihçi, fikir adamı.

Dânişmendoğulları Beyliği’nin kurucu­su Dânişmend Gazi soyundan gelmekte­dir. Merzifon’da doğdu. Babası Cebeli-garbî mutasarrıfı Emîr Mehmed Kâmil Bey. annesi Melek Hanım’dır. Özel bir eğitim görüp Şam İdadisinden mezun olduktan sonra İstanbul’a giderek Mekteb-i Mülkiyye’ye girdi; Temmuz 1912′-de buradaki öğrenimini tamamladı. Aynı yılın eylül ayında Hariciye Nezâreti’nde kâtip olarak göreve başladı. Fakat mi­zacı memuriyetle bağdaşmadığı için bu görevden ayrıldı. Aralık 1912’de Maliye Mekteb-i Âlîsi’nde Yakınçağ tarihi ho­calığına tayin edildi. 14 Aralık 1913 ta­rihinde Darülfünun Edebiyat Şubesi din­ler tarihi müderris muavinliğine, üç ay sonra da Mekteb-i Mülkiyye siyasî ve medenî tarih muallim muavinliğine geti­rildi. 30 Kasım 1914’te Bağdat Mekteb-i Hukuk müdürlüğüne nakledildi ve I. Dün­ya Savaşı’nda Bağdat’ın elden çıkması­na kadar burada kaldı.

Savaştan sonra İstanbul’a dönen İs­mail Hami’ye Damad Ferid Paşa hükü­meti herhangi bir görev vermedi. Bu sı­rada Mustafa Kemal tarafından çıkarı­lan Minber gazetesinde yazılar yazmak­taydı. Minber’m kapanmasından sonra kendi imkânlarıyla Memleket gazetesini çıkarmaya başladı. 10 Şubat – 14 Ağus­tos 1335 (1919) tarihleri arasında gün­lük olarak yayımlanan gazetenin başya­zarlığını ve mesul müdürlüğünü yaptı. Tam bağımsızlığı savunan ve milliyetçi­liği teşvik eden ateşli yazılarıyla Müta-reke’nin karanlık günlerinde İstanbul’­da bir ümit ışığı oldu. Mütareke aley­hindeki yazılarından dolayı İtilâf devlet­lerinin baskısıyla gazete hükümet tara­fından Temmuz 1919’da kapatılınca ya­yımını gizli olarak Ağustos’a kadar sür­dürdü. Bilhassa milliyetçi gençler eliyle gizli olarak dağıtılan gazetenin son bas­kısı âdeta bir millî beyanname niteliğin­deydi. Bu sebeple hükümet yine İtilâf devletlerinin baskısıyla İsmail Hami’yi tutuklamak üzere harekete geçti. Bu­nun üzerine İsmail Hami Anadolu’ya ge­çerek 4 Eylül 1919’da toplanan Sivas Kongresi’ne İstanbul delegesi olarak ka­tıldı. Kongrenin divan kâtipliğine seçil­di; kongre süresince genel sekreterlik ve istihbarat şubesi şefliği görevlerini de yürüttü. Aynı zamanda Sivas’ta çıkarıl­maya başlanan İrâde-i Milliye gazete­sinin ilk başyazarlığını üstlendi.

İsmail Hami Bey Sivas Kongresi’nde daha önceki düşüncelerinin aksine Ame­rikan mandacılığını savunuyor, bu ger­çekleşmediği takdirde yine de sonuna kadar Millî Mücadele hareketini destek­leyeceğini belirtiyordu. İstanbul delege­lerinden İsmail Fâzıl Paşa. Bekir Sami ve Karakol Cemiyeti’nin kurucusu Kara Vâsıf Bey İle birlikte hazırladıkları bir önergeyi 8 EylüTde kongreye sundular. İsmail Hami Bey söz alarak devlet gelir­lerinin ancak borçların faizini karşılayabildiğini, bu sebeple mutlaka dışarıdan yardım alınması gerektiğini söyledi. Bu arada manda sözünü değişik bir şekil­de yorumladığı için bunu bağımsızlığa engel görmüyor, mandanın kendisinden çok adına itiraz edenlerin boşuna telâş­landıklarını ileri sürüyordu. İsmail Hami Beyin bu görüşleri kongrede büyük tep­ki gördü.

Millî Mücadele’nin kazanılmasından sonra resmî görev almayan İsmail Hami Bey tarih araştırmalarına yöneldi. Aynı zamanda çeşitli dergi ve gazetelerde ya­zılar yazdı. Türk ve İslâm tarihini Türkçü bir ana fikre bağlı olarak inceledi. Özel­likle 1 Nisan 1939’da yayına başlayan aylık Türklük Mecmuasının başmuhar­riri olarak yazdığı çeşitli makaleler, ta­rih ve edebiyat açısından büyük önem taşımaktadır. Kendisine her bakımdan yardımcı olan eşi Nazan Hanım. “Eğin­li” veya “İngiliz” lakaplanyla anılan Said Paşa’nın torunu idi. Şair ve kültürlü bir kadın olan Nazan Hanımın genç yaşta ölmesi İsmail Hami’yi oldukça sarstı. Son eşi İclâl Hanım da tarihçi idi. Arapça, Farsça ve Fransızca’yı çok iyi bilen, ay­rıca Almanca. Latince ve Sumerce’yi de okuyup anlayabilen İsmail Hami Dâniş­mend 12 Nisan 1967’de vefat etti ve Zincirlikuyu Mezarlığı’na defnedildi.

Eserleri

İsmail Hamı Danişmend’in baş­ta tarih olmak üzere çeşitli türlerde otuz­dan fazla eseri bulunmaktadır.

1- İzahlı Osmanlı Tarihi Kronolojisi. En önemli eseridir. Osmanlı Devleti’nin kuruluşun­dan Cumhuriyefe kadar cereyan eden önemli olayların ele alındığı eserin I. cil­di Osman Gazi’nin doğumundan (1258) II. Bayezid’in saltanattan feragatine (1512) kadar gelir. II. ciltte
1. Selim’in cülusun­dan (1512) II. Selim’in vefatına 11574), III. ciltte III. Murad’ın cülusundan (1574) II. Mustafa’nın hal’ine (1703), IV. ciltte III. Ahmed’in cülusundan (1703) son halife Abdülmecid’in sınır dışı edilmesine (İ924) kadar meydana gelen olaylar anlatılmış­tır. Her cildin sonuna, o cildin ihtiva et­tiği döneme ait veziriazamlar, şeyhülis­lâmlar, kaptan-ı deryalar, defterdarlar ve nişancılar-reîsülküttâblar için birer izahlı cetvel eklenmiştir. Bu cetvellerde ilgili kişinin tayin, azil ve ölüm tarihle­riyle görev süresi, milliyeti ve şahsiyeti açıklanmıştır. Ayrıca her cildin sonuna şahıs isimleri; müellif, eser, kütüphane ve ilmî müessese isimleri; devlet mil­let kabile, din ve mezheple aile isimle­ri ve yer isimleri olmak üzere açıklama­lı dört indeks ve kronolojik sıraya göre tahlilî bir fihrist konulmuştur. Kaynaklar IV. cildin sonunda “Bibliyografya” başlı­ğı altında topluca gösterilmiştir. Beş cilt olarak düzenlenen ikinci baskıda, her cilt­te bulunan sadrazamlar, şeyhülislâmlar, kaptan-ı deryalar, defterdarlar ve nişan­cılar-reîsülküttâblar “Osmanlı Devlet Er­kânı” adıyla V. ciltte toplanmıştır. Daniş-mend bu eserini 14 Ağustos 1943’ten 20 Nisan 1952’ye kadar sekiz yıl, sekiz ay, sekiz günde yazdığını belirtmektedir [Kronoloji, IV, 470). Eserin ilk baskısı 1955 yılında tamamlandıktan sonra basında bir ay süreyle bir tartışma başlatıldı. Kro­noloji 1924’e kadar geldiği halde 1919-1924 yıllan arasında Ankara hükümeti­nin yaptıklarından ve Mustafa Kemal Pa-şa’dan tek kelimeyle bile bahsedilme­mesi dedikodulara sebep oldu. Eserin bu eksikliği yazarın Atatürk’e karşı ol­duğunun bir işareti olarak yorumlandı; öğrenciler tahrik edilerek kitabın kapağı merasimle yakıldı. Aslında yazarın bu konudaki düşüncesi kitabın sonunda bir çerçeve içinde açıklanmıştı. Burada, Os­manlı Devleti’nin sona eriş yılları içinde kuruluş hareketleri başlayan yeni dev­letin ayrı bir kronolojide ele alınacağı, hazin bir kapanışla aydınlık bir başlangı­cın birbirine karıştırılmaması için Ata­türk ve kurduğu yeni devletle ilgili olay­ların ayrı bir kitapta toplanmasının da­ha uygun olacağı ifade ediliyordu. Danişmend ayrıca Osmanlı tarihinin son dört yıllık dönemini (1920-1924) anlatırken bu son safhanın inkılâp devrinin ilk olayla­rıyla karıştığını, yeni devrin Osmanlı ta­rihine dahil olmadığı gibi metot bakımın­dan da tarihe intikal etmediğini, bundan dolayı geniş izahtan kaçınıldığını, bunun da tarafsızlık gereği olduğunu belirtiyor­du.

İzahlı Osmanlı Tarihi Kronolojisi’nde tarihin genel gidişini ilgilendiren önemli olaylar ele alınmıştır. İlk ciltlerde daha fazla olay üzerinde durulduğu halde son ciltte pek çok önemli olaya yer verilme­miştir. Müellif bazı devşirme vezirlerin şahsiyetlerini anlatırken objektif hare­ket etmeye çalıştığını önsözünde belirt­mektedir. Ancak Türkçülük görüşü bu­rada da kendini göstermekte, devşirme vezirlerin milliyeti her vesile ile vurgu­lanmaktadır. Yerli ve yabancı Osmanlı tarih araştırmacıları tarafından vazge­çilmez bir müracaat eseri olarak kulla­nılan kronoloji, devlet adamları içinde devşirmelerin samimiyet ve hizmetleri konusundaki sert ve aşırı ifadelerinden dolayı tenkide uğramışsa da kendisin­den asıl beklenen kronoloji ve tarihler konusundaki doğruluk ve güvenilirliği herkesçe kabul edilmektedir.

2- Türkler ve Müslümanlık. Müellifin İzahlı İslâm Tarihi Kro-nolojisi’ne bir giriş mahiyetindedir. Danişmend’e göre Kur’ân-ı Kerîm’in bazı âyetlerinde Arap kavminin yerine başka bir kavmin geçeceği haber verilmiştir. Bu ilâhî müjde, Abbasî hilâfetinin İslâm âle­mi üzerindeki cismanî saltanatını muh­teşem bir merasimle Türk ırkına resmen devretmesiyle (1058) gerçekleşmiş ve o tarihten itibaren Türk hakanı bütün İs­lâm âleminin hükümdarı olmuştur. Danişmend, Türkler’in tam dokuz asır bo­yunca İslâm’ın bayraktarlığını yapmala­rını, ilk müslüman oluş sebepleriyle açık­lamaya çalışmaktadır. Bu arada İslâmi­yet’i millî ve mahallî bir Arap dini gibi gösteren Batılı yazarların tezlerini âyet­lerden deliller getirerek çürütmektedir.

3- İzahlı İslâm Tarihi Kronolojisi. Müellifin hazırlamaya başla­dığı Türk. İslâm ve dünya tarihi krono­lojisinin bir bölümünü teşkil eden ese­rin sadece1. cildi yayimlanabilmiştir. İs­mail Hami Danişmend, yukarıda belirti­len görüşleri doğrultusunda İslâm tari­hini iki devrede ele alarak incelemekte­dir. Birinci devreyi 11 (632) yılında Hulefâ-yi Râşidîn ile başlatıp Abbasî hilâ­fetinin cismanî hâkimiyeti Türkler’e dev­rettiği 449 (1058) yılına kadar getirmek­te, ikinci devreyi de 1058-1517 dönemi ve 1517-1924 dönemi olmak üzere iki kısma ayırmaktadır. Birinci devreye Arap, ikinci devreye Türk devri adını vermek­tedir. Eserin yayımlanan ilk cildi giriş mahiyetinde olup burada Arap yarımadası­nın İslâmiyet öncesi durumu ele alınmak­ta, eski Arabistan medeniyetleri, Arap krallıkları ve Câhiliye devri edebiyatı ince­lenmektedir.

4- Garb Menba’larına Gö­re Garb Medeniyetinin Menba’ı Olan İslâm Medeniyeti. Danişmend’in, müslüman Türk halkını içine düşürüldüğü Batı hayranlığı, Batı tak­litçiliği ve aşağılık duygusundan kurtar­mak amacıyla kaleme aldığı çalışmala­rından biridir. Eserde Türkler’in ilme ve Batı medeniyetine katkıları anlatılmak­tadır.

5- Garb Menba’lanna Göre Eski Türk Seciyye ve Ahlâkı

6- Garb Menba’lanna Göre Eski Türk Demokrasisi.Bu iki eser­de de Türkler’in üstün meziyetleri ve in­sanlık âlemine yaptıktan hizmetler anla­tılmaktadır.

7- Garb Menba’lanna Gö­re Garb İlminin Kur’an-ı Kerîm Hay­ranlığı. Eserde İslâmiyet ve Kur’an’la ilgili Batılılar’ın öne sürdü­ğü haksız isnat ve iftiralara cevap veril­mekte, İslâm dini ve Kur’ân-ı Kerîm’in yüceliği Batı kaynaklarından hareketle ortaya konulmaktadır. Son üç eser müs­lüman Türk okuyucusu tarafından çok tutulmuş ve defalarca basılmıştır.

8- İs­tanbul Fethinin İnsani ve Medeni Kıy­meti. Bu kitapta Türkler’in insan haklarına verdikleri önem üzerin­de durulmakta, Rönesans’ın Bizans’tan kaçan ilim adamlarınca gerçekleştirildi­ği tezi reddedilmekte, İstanbul’un fethiyle birlikte gayri müslimlere Türkler’in tanıdığı vicdan hürriyeti ve Türkler’in adalet sistemi anlatılmaktadır.

9- Fâtih’in Hayatı ve Fetih Takvimi. Eserde Fâtih Sultan Mehmed’in hayatı ile birlikte İstanbul’un fethi tarihi kro­nolojik olarak verilmektedir.

10- Türklük Meseleleri. Müslü­man Türkçülüğü savunan yazar bu ese­rinde Türkiye’deki milliyetçilik anlayışlarını eleştirmekte, Türk milliyetinin tek ve ortak tarifini yapmaya çalışmaktadır.

11- Ali Suavi’nin Türkçülüğü. Eserde Ali Suâvi büyük bir Türkçü olarak tanıtılmakta, onun teokrasi dev­rinde laiklik, mutlakıyet devrinde cum­huriyet, Osmanlılık devrinde Türklük rü­yaları görmüş ve mazide yaşamış bir is­tikbal adamı olduğu belirtilmektedir.

12- Türk Tarih Kurumuna Açık Mektup Türklüğe ve Türk kahramanlarına her vesile ile sa­hip çıkan Danişmend, bu araştırmasın­da Mükrimİn Halil Yınanç”ın Türkiye Tarihi Selçuklular Devri adlı eserini eleştirmekte, kaynakları yanlış değerlendire­rek Dânişmendoğulları’nın kurucusu Ahmed Dânişmend’i Ermeni gibi gösteren görüşlerini aynı kaynaklara dayanarak çürütmektedir.

13- Türklerle Hind Av­rupalıların Menşe’ Birliği[276]. Danişmend bu kitabında Türk-ler’in Hint-Avrupa ırkına mensup olup olmadığını tartışmaktadır. I. ciltte, muh­telif dinlerin kutsal kitaplarında, hadis­lerde, tarihlerde ve edebî metinlerde ge­çen Türk tiplerini diğer milletlerle kar­şılaştırarak Türklerin de Ârî ırktan olduğunu ileri sürmekte, II. ciltte Güneş-Dil Teorisi’nden hareketle Türk diliyle Hint-Avrupa dillerini mukayese edip Türkçe’­nin bu dil grubundan olduğunu ispat et­meye çalışmaktadır. Aynı dönemde da­ha ziyade Ulus gazetesinde çıkan yazı­larla yüceltilen Güneş-Dil Teorisi itim çev­relerinden birçok taraftar bulmuş. Da­nişmend de bu gazetede yazdığı maka­lelerinde bu görüşü “tamamıyla orijinal” ve “sağlam temellere dayanmış” olarak nitelendirmiştir. Ancak Güneş-Dil Teori­si doğrultusunda kaleme alınan eserde­ki görüşlerin ilmf bir değeri yoktur.

14- Sadrazam Tevîik Paşa’nın Dosyasın­daki Resmî ve Hususi Vesikalara Gö­re 31 Mart Vak’ası. 31 Mart Vak’ası konusunda bir belge nite­liğinde olan bu eserdeki belgelerin ço­ğu orijina İleriyle birlikte yayımlanmıştır.

İsmail Hami Danişmend sözlük çalış­malarıyla da önemli hizmetler yapmıştır. Özellikle 1930’lu yıllarda tek başına veya başkalarıyla birlikte bu konuda hazırla­dığı eserler şunlardır: Türkçe-Osman­lıca-Fransızca Sözlük. Fransızca – Türkçe Resimli Büyük Dil Klavuzu; Osmanlıca-Türkçe-Fransızca Sözlük; Fransızca Kıyası ve Gayr-ı Kıyâsı Fiiller; Tarih ve Coğrafyaya Ait De­ğişik İsimler Lügati.

İsmail Hami Danişmendin güçlü bir yönü de şairliğidir. Şiirlerini bazan ger­çek adıyla, bazan da Muhtî veya Râbia Hatun mahlaslarıyla yazmıştır. Bu şiir­lerde derin romantik bir aşk duygusu hâkimdir. Azerî ağzına yakın bir söyle­yişle kaleme alınan bu şiirler yıllarca el­den ele dolaşarak değişik kesimlerden okuyucuların hayranlığını kazanmıştır. Râbia Hatun mahlasıyla yazdığı şiirlerin­den bir kısmı 1947 yılı ilkbaharından itibaren Aile mecmuasında yayımlanınca İstanbul basınında bir tartışma başlatıl­mış. Râbia Hatun’un tarihî ve edebî şah­siyeti, devri ve şiir dilinin eskilik dere­cesi üzerinde çeşitli görüşler ileri sürül­müştür. Özellikle Haziran 1948″den İtibaren Hürriyet gazetesindeki yazılarıy­la konunun üzerine giden Nihad Sami Banarlı, Râbia Hatun adlı bir şaire ait­miş gibi gösterilen bu şiirlerin dil ve üs­lûp bakımından eski olmadığını ve Türk edebiyatı tarihinde bu isimde bir kadın şairin bulunmadığını açıklar. Banarh’ya Şevket Rado cevap verir. Bu şekilde baş­layan tartışmaya daha sonra İsmail Habip, Semih Mümtaz, Bedii Faik, Abdülkadir Karahan. Halit Fahri Ozansoy baş­ta olmak üzere devrin tanınmış başka yazarları da katılır. Tartışmanın sonun­da Râbia Hatun mahlasının Önce Nazan Danişmend’e ait olduğu söylenirse de elli bir kıtadan meydana gelen bu şiirler bir süre sonra İsmail Hami Danişmendin bir açıklaması İle birlikte Rabia Hatun Şiirleri adıyla bir kitapçıkta toplanır, böylece şiirlerin ona ait ol­duğu ortaya çıkar.

Danişmend’in Batı dillerinden yaptığı tercümelerin bir kısmı yayımlanmıştır. Cornille’den çevirdiği Seyyid ile Nikomed, Moliere’den tercüme ettiği Cimri ve Hastalık Hastası bunlardandır.

İsmail Hami Danişmend, ilmî ve mede­nî cesaretiyle her konunun üzerine gi­den bir karaktere sahipti. Kitap ve ma­kalelerinde sade ve akıcı bir üslûp kul­lanmış, bundan dolayı Türkiye’de en çok okunan yazarlardan biri olmuştur. Her cumartesi tanınmış şair, edip ve muharrirler Danişmend’in evinde topla­narak çeşitli konularda tartışmalar ya­parlardı.