İNTİHAR OLGUSU :EMILE DURKHEIM

intihar, kişisel bir eylem olduğu için açıklaması da psikolojik nedenlere dayanıla- rak yapılmaktaydı. Durkheim’a göre ise kişisel eylemlerden biri olan intihar, sos- yolojik açıklamadan çok psikolojik bir açıklamaya uygun gibi görünse de aslında sosyolojik bir olgudur. Durkheim, intiharı özellikle toplumsal birlik problemi ile ilişkili bir toplumsal olgu olarak görür. Bu nedenle de onu toplumu bir arada tu- tan toplumsal bağlar ile ilişkili olarak ele alır. Bu bakımdan Durkheim’ın intihar ol- gusunu ele alışını birey ve toplum arasında uygun denge arayışı ve bu dengeyi bo- zabilecek tehditlerin belirlenmesi olarak düşünebiliriz.

intihar olgusunu Durkheim’in diğer toplumsal olguları ele alışına benzer şekil- de ele alırsak, bir toplumda belirli sayıdaki intihar oranını normal, belirli bir düzeyin üzerindeki intihar oranını ise patolojik olarak değerlendirebiliriz (Aron, 2006). Bu durumda çağdaş toplumda intihar oranlarının artmasını da patolojik olarak de-
ğerlendirebiliriz. Nitekim Durkheim de çağdaş toplumda intihar oranlarının artma- sını patolojik olarak değerlendirmekte ya da intihar oranlarındaki artışın çağdaş toplumdaki bazı patolojik özellikleri ortaya koyduğunu vurgulamaktadır (Aron, 2006). Çağdaş toplumun; nüfus yoğunluğu, toplumsal farklılaşma, bireycilik, orga- nik dayanışma ve benzeri özelliklere sahip olduğunu hatırlayalım. Durkheim’a gö- re, mekanik dayanışmanın egemen olduğu toplum bireyselliği boğarken, organik dayanışma koşullarında birey fikri toplumu tehdit etmeye başlamaktadır. Durkhe- im, bireyciliğin de belirli bir ölçüye kadar ‘doğal’ ve normal olduğunu kabul et- mekte fakat onun patolojik biçimlerine karşı çıkmaktadır. Durkheim’e göre, inti- har toplumsal dayanışmanın çok yüksek veya düşük olduğu yerlerde bağımlılık ve özerklik ilişkisindeki dengesizliğin bir sonucu olarak ortaya çıkmaktadır. Ona göre, intihar toplumsal bağlara, bu bağların varlığı veya yokluğuna, güçlü ve zayıf olmasına göre değişmektedir (Swingewood, 1998, s.148; Cuff ve diğ., 2006).
intihar olgusunu ampirik olarak araştıran Durkheim, kendi yöntemi çerçevesin- de önce intiharın tanımını yapar. Ona göre “ölen kişi tarafından ölümle sonuçla- nacağı bilinerek yapılan olumlu  ya da olumsuz bir  hareketin doğrudan ya da do- laylı sonucu olan her ölüm olayına intihar denir”. Toplumsal bir olgu olarak inti- harın nedenini istatistiksel olarak diğer toplumsal olgularda arar. Ancak bunu yap- madan önce, intiharı toplumsal olmayan nedenlerle açıklayan yaklaşımları eleşti- rel olarak analiz etmektedir. Akıl hastalığı, sarhoşluk, ırk, soyaçekim, iklimsel ko- şullar, taklit gibi toplumsal olmayan nedenlerle intihar arasında bir ilişki olup ol- madığını sorgular. Örneğin, akıl hastalığı ile intihar arasındaki ilişkiye baktığında anlamlı bir ilişkiye rastlamamıştır. Akı hastaları arasında kadınların oranı erkeklere göre daha yüksek çıkmıştır. Oysa intihar edenler arasında erkeklerin oranı kadın- lara göre daha yüksektir. Aynı şekilde akıl hastalığı diğer dinsel gruplara göre Ya- hudiler arasında daha yüksek çıkmıştır. Fakat intihar eğilimi Yahudiler arasında da- ha düşük çıkmaktadır (Kızılçelik, 1994, s.198-199). Durkheim’e göre bazı bireysel intiharlar taklit sonucu gerçekleşebilirken, genel olarak taklit intihar etme eğilimi üzerinde oldukça sınırlı bir etkiye sahiptir. Eğer taklit etkili bir faktör olsaydı ona göre, yüksek intihar oranına sahip bir ülkeye sınır komşusu olan diğer ülkede de intihar eğiliminin yüksek olması gerekirdi (Ritzer, 1992).

Durkheim yaptığı araştırmalar sonucunda, farklı toplumsal grupların farklı inti- har oranlarına sahip olduklarını ortaya çıkarır. Diğer bir deyişle, Katolikler ve Ya- hudilere göre Protestanlar arasında, evlilere göre bekâr erkekler arasında, köyde- kilere göre kentte yaşayanlar arasında daha sık intihar girişimine rastlanmaktadır. Sonuç, olarak farklı toplumsal koşullara sahip gruplar arasında intihar oranları farklılaşmaktadır. Bireylerin toplumla ilişkileri, toplumsal destek türü intihar eğili- mini farklı biçimlerde etkilemektedir (Cuff ve diğ., 2006). Bütün bunlar intiharın toplumsal nedenlere bağlı bir olgu olduğunu ortaya koymaktadır.

Peki, Durkheim’e göre intihar ve intihar oranlarındaki farklılıkları hangi top- lumsal olgular etkilemektedir? Durkheim’in tespit ettiği iki tür toplumsal olgu olduğunu hatırlayalım: Maddi ve maddi olmayan toplumsal olgular. Ona göre, maddi- toplumsal bir olgu olarak dinamik yoğunluk (nüfus artışı ve bireyler arasındaki etkileşim) intihar üzerinde önemli bir etkiye sahip değildir. Ancak maddi toplum- sal olgular arasındaki farklılıklar maddi-olmayan toplumsal olgular üzerinde doğ- rudan bir etkide bulunmakta ve bu da intihar eğilimini doğrudan etkilemektedir. Durkheim’ın  kavramsal  çerçevesi  içinde  özellikle  kolektif bilinç, kolektif temsiller ve toplumsal eğilimler gibi maddi nitelikte olmayan toplumsal olgular, in- tihar üzerinde önemli bir etkiye sahiptirler. Kolektif bilincin bir toplumun ortala- ma üyelerinin ortak inanç ve duyguları olduğunu hatırlayalım. Kolektif temsiller ise, kolektif bilincin özel durumlarını ifade etmektedir. Modern toplumda kolektif temsiller olarak aile, meslek, eğitim, devlet ve din gibi kurumların norm ve değer- lerini düşünebiliriz. Kolektif bilinç daha kapsamlı iken kolektif temsiller bunun bir alt tabakasıdır. Toplumsal eğilimler de birey üzerinde etkiye sahip olan toplum- sal olgulardır. Belirli bir formdan yoksun, net olmayan toplumsal eğilimlere “kala- balık içindeki tutkular, kızgınlıklar ve merhamet ile ilişkili hareketler” örnek ola- rak verilmektedir. Farklı ortaklıklar farklı kolektif bilince ve farklı kolektif temsille- re sahiptirler. Bunlar intihar eğilimleri üzerinde farklılık yaratıcı toplumsal eğilim- lere sahiptirler. Diğer bir deyişle, kolektif bilinçteki farklılıklar ya da değişimler toplumsal eğilimlerde farklı değişimlere neden olacaktır. Bunlar da intihar eğilim- leri arasındaki farklılıklara ve değişimlere neden olacaktır. Durkheim’e göre, inti- harın en önemli nedenlerinden biri kolektif bilincin modern toplumda bireysel- leşme, farklılaşma ve heterojenleşme gibi nedenlerle zayışamasıdır (Ritzer, 1992).
Durkheim, bireylerin toplumla olan bütünleşme düzeylerindeki aşırılık ya da yetersizlik durumu ile toplumun bireylerin davranışlarını düzenleme düzeyindeki aşırılık ya da yetersizlik durumuna bağlı olarak ortaya çıkan belirli intihar tipleri belirler. Bu intihar tiplerini de;
•    bencil,
•    anomik,
•    özgeci,
•    kaderci olmak üzere dört gruba ayırır.
Bencil ve anomik intihar tipleri: Durkheim, bencil ve anomik intihar tiple- rini genel olarak modern endüstriyel toplumlarda güçlü bir bütünleşme ve güçlü düzenleyici normların olmaması ya da yetersiz olması, yani toplumsal bağların za- yıf olması durumu ile ilişkilendirir. Buna göre, modern endüstriyel toplumlarda bi- reylerin toplumla yetersiz bütünleşmeleri bencil tipte intiharlara, toplumun birey- lerin davranışlarını yeterince düzenleyememesi ise anomik tipte intiharlara yol açabilmektedir. Daha açık bir ifadeyle bencil intihar tipine bireyin genel olarak toplumla bütünleşemediği toplumlarda ve gruplarda rastlanmaktadır. Özellikle ko- lektif bilincin zayışadığı modern endüstriyel toplumlarda bireylerin aile, din, siya- sal grup ve benzeri ile olan bütünleşmeleri, yani kısacası toplumla olan bağları za- yışamaktadır. Özetle Durkheim’e göre bencil intihar tipi bireyin toplumdan soyut- lanmış olmasından kaynaklanmaktadır. Toplumdaki düzenleyici güçlerin bozul- ması ve toplumun ahlâkî yapısının birey üzerindeki gücünü kaybetmesi durumun- da ise Durkheim’ın anomik dediği intihar tipi ortaya çıkabilmektedir. Anomik inti- har oranları hem ekonomik durgunluk dönemlerinde hem de hızlı ekonomik bü- yüme ve refah dönemlerinde artmaktadır. Her iki durum da bir değişim sürecini anlatmaktadır. Bu süreçte, köksüzlük ve normsuzluk anomik eğilimlerin oluşması- na neden olarak intiharların oluşmasına neden olmaktadır. işas etmiş bir girişim- cinin intiharını, ekonomik durgunluk dönemine örnek olarak verebiliriz. Başarı el- de etmiş birinin intiharı, ekonomik büyüme ve refah dönemine örnek olarak ver- mek mümkündür. Çünkü, bu kişi başarısının ardından geçmişini terk etmiş, yeni topluluklara girmiş, ailesinden uzaklaşarak yaşam tarzını değiştirmiş, karısını ve çocuklarını terk etmiş olabilir (Ritzer, 1992; Caff ve diğ., 2006; Aron, 2006).
Özgeci ve kaderci intihar tipleri: Durkheim özgeci ve kaderci intihar tipleri- ni ise, esas olarak geleneksel toplumlardaki güçlü bütünleşme ve güçlü düzenleyici normlar ile yani, toplumsal bütünleşme ve toplumsal düzenlemelerdeki aşırı- lık ile ilişkilendirir. Buna göre, geleneksel toplumlarda bireylerin toplumla aşırı dü- zeyde bütünleşmeleri özgeci tipte intiharlara, toplumun bireylerin davranışlarını aşırı düzeyde düzenlemesi ise kaderci tipte intiharlara yol açabilmektedir. Daha açık bir ifade ile özgeci intihar, toplumsal bütünleşmenin fazla olduğu durumlarda görülmektedir. Kişilerin içinde bulundukları topluluk bağlarının güçlü olması güç- lü bir grup kimliğinin yaratılmasına neden olabilir. Bu kimliğin güçlü olması gru- ba olan bağımlılığı artırır ve bireylerin bağlı oldukları gruptan daha az değerli ol- dukları konusunda bir inancın oluşmasını sağlar. Böyle durumlarda bireyler bağlı oldukları gruba olan saygı ve ortak değerlerin korunması adına kendilerini feda ederek hayatlarından vazgeçebilirler. Askerlerin rejimin onuru için intiharları, bir toplulukta liderin ölümü üzerine tüm aile üyelerinin kendilerini kurban etmesi ve intihar bombacılarının eylemleri, özgeci intihar türüne örnek olarak verilmektedir (Ritzer, 1992; Caff ve diğ., 2006; Aron, 2006). Kaderci intihar tipinde ise, bireyler grubun yoğun baskısı altında yaşarlar ve kaderleri karşısında kendilerini tamamen çaresiz hissederler. Durkheim bu intihar tipi üzerinde çok durmaz ve sadece bir notunda söz eder. Bu notunda kaderci intihar biçiminin ortaya çıkışını şöyle ifade etmektedir: Bir grup içindeki bireyler hayatlarını kontrol edebilmek için gruptan ayrılma dışında yapabilecekleri hiçbir şey olmadığı duygusunu hissedecek düzey- de kendilerini ciddi bir kısıtlama içinde bulurlar. Bu kısıtlılık durumu Durkheim’e göre kaderci tipte intiharlara yol açmaktadır. Bu bakımdan kaderci intihar bireysel- liğin baskı altında tutulduğu toplumsal bağların güçlülüğünü yansıtmaktadır. Köle- ler arasında yaşanan intihar, kaderci intihar tipine örnek olarak verilmektedir (Rit- zer, 1992; Caff ve diğ., 2006).