İngiliz Edebiyatı Tarihi

Erken Dönem
Gleeman’ların müzik işliğinde seslendirdikleri “Scop”lar (şiir) Anglo-sakson edebiyatının temelleridir.
Deniz savaşlarının anlatıldığı eğ,pik şiirler erken İngiliz edebiyatının diğer örnekleridir.
İngiliz epik şiirinde sisli, soğuk havalar, doğanın ancak kasvetli ve korku uyandıran zamanları anlatılır.
Edebiyat tarihçisi George Sampson, “Fırtınalarla azgınlaşan buzlu denizlerde geçen gecelerin karanlığı çökmüştür eski İngiliz şiirinin üsüne.” sözüyle İngiliz epik şiirinin belirleyici niteliklerini işaret eder.
Ceadmonn, manastıra sığınmış cahil bir adamdır. Bir düşünde tanrıyla konuştuğunu görür. O günden onra şiirler söylemeye başlar.
Ceadmonn’a atfedilen “The Dream of the Road” dönemin en önemli şiirleridir.
Orta Dönem
10. yy.daki Norman istilasından sonra erken İngiliz şiiri yerini orta dönem İngiliz edebiyatına bırakır.
Bu dönemde, dil sadeleşir. Fransızcanın etkisiyle estetik ve zenginlik kazanır.
14. yy.da Chaucer, 15.yy.da Gower (Catullus’un “Skeleton” adlı şiirini 1382 dize olarak yeniden yazmıştır), William Caxton (yayıncı olarak faaliyet göstermiştir) orta dönem İngiliz edebiyatı için nirengi noktalarıdır.
16.yy.da “Melankoli ve Anatomi”nin yazarı Robert Burton ve karamsar şiirleriyle ünlü olan Michael Dryton döneme damga vururlar.
John Donne
17.yy.da yaşadı. Şiirlerinde o döneme dek işlenmemiş konulara yer verdi.
Daha çok metafizik şiirleriyle tanındı.
Bir çok şiirinde kadınları küçümser, aşağılar. Aşk şiirlerinde ise aşkı anlatırken aklı öne çıkararak marjinal bir karizmayla çıkar karşımıza.
Christopher Marlowe
Yoksul bir ayakkabıcının oğlu olarak 1564’de doğdu.
1593’de öldürüldü.
Kısa yaşamına sığdırdığı her biri “baş yapıt” niteliğindeki oyunlarıyla edebiyat tarihinde saygın bir yer edinmiştir.
Eğlenceye düşkün olan Marlowe, eserlerinde “kötülük mitosları”na çok sık yer verir. Yaşadığı dönemde başta diğer oyun yazarları olmak üzere çok kimsenin düşmanlığını kazandı.
William Shakespeare
26 Nisan 1564’de varlıklı bir ailede dünyaya geldi.
18 yaşında evlendi. Bu dönemde erotik şiirler yazdı.
Ünlenmeye başlayınca tragedya ve komediler yazmaya başladı.
Konu seçimlerindeki geniş ufkuyla çok geniş kitlelerin ilgisini ve hayranlığını kazandı.
Tarihi oyunlarında yurtseverliği göze çarpar.
Shakespeare ve Hamlet
1709 yılında Nicholas Rowe Shakespeare hakkında yapılan ilk çalışmayı yayınlar.
William D’avenant Shakespeare’in evlilik dışı olduğunu iddia eder.
Babası John Shakespeare tüccar, annesi Mary Arden ise çiftçi kızıydı.
1582’de kendisinden 8 yaş büyük olan Anne Hathaway ile evlendi.
Altı ay sonra ilk çocuğu Susanah vaftiz edildi.
1584’de biri kız diğeri oğlan olan ikiz çocukları Judith ve Hamnet doğdu.
Hamnet 11. yaşındayken öldü.
Bohemya’yı denize kıyısı olan bir kent olarak hayal ederdi.
Verona’lı İki Centilmen isimli oyununda Verona’dan Milano’ya deniz yoluyla gidilebildiğini iddia eder.
The Tempest’da Milano’dan denize nazır diye bahseder.
The Winter’s Tale’de Yehuda’nın Hz. İsa’ya hainlik yaptığını söyler.
The Commedy of Errors’da Hıristiyanlık öncesinde Ephesos’de bir manastır rahibesi vardır.
Julius Cesar’da Romalılar şapka giyer, evlerinde çalar saat vardır.
1602’de iki ev ve geniş bir arazi alan Shakespeare, kazanmaya devam ettikçe gayrımenkul yatırımlarına devam eder.
Hamlet’te toprak ve servet sahibi insanlarla alay eder.
Aleksander Pope O’nun için para uğruna yazan bir servet düşkünü olarak söz eder.
1610 yıllarında Londra’dan ayrılıp Stanford’a döndü.
Mart 1616’da vasiyetnamesini yazdı.
Cenazesi 25 Nisan 1616’da kaldırıldı.
John Wbster
Oyunlarındaki başarısı Shakespeare’den aşağı olmayan Webster’ın ana teması “kötülük”tür.
John Milton (1608-1674)
Bir çok kaynakta, yaşadığı dönemde yayınlanmış tüm kitapları okumuş olduğundan söz edilir.
Müzikle özel olarak ilgilenirdi.
İleri döneminde gözleri görme kabiliyetini yitirmiştir.
Şiirlerinde; özgürlük, eşitlik ve adalet gibi evrensel kavramları işlemiştir.
Restorasyom Dönemi
Epik şiirde Yunan ve Roma edebi eserleri örnek alındı. NEsnellik önem kazanmaya başladı.
Üslupta akılcılık ön plana çıkmaya başladı. John Dryden ve Samuel Buttler dönemin ünlüleridir.
Bu iki yazarın eserlerinde entrikalar ve müstehcen anlatım göze çarpar.
Alexander Pope
Hastalıklı, aksak bir adamdı.
Kendini çok sever ve yüceltirdi.
Bu haliyle halkın maskarası olmuştur.
Jonathan Swift (1667-1745)
Duplin’de doğan Swift yaşadığı dönemin en yaratıcı ve hayal gücü en zengin yazarıydı. Neo klasik dönemim duvarlarını romantizmin çığlıklarıyla yıkmaya çalışmıştır.
27 yaşındayken Anglikan kilisesinde rahiplik yapmaya başladı.
4 bölümlük Gülliver’in gezileriyle (cüceler, devler, bilginler, büyücüler) dönemin en ünlü edebiyatçıları arasında yer edinmiştir.
Samuel Johnson
Neo klasik dönemin en ünlü oyun yazarıdır.
Irene isimli oyununda konu olarak Fatih Sultan Mehmet’i işlemiştir.
Dönemin en büyük dil sözlüğünü hazırlamıştır.
Romantizm
Tutkulu sevdalar, olağanüstü konuları, doğanın değişik görünüşlerini işleyen akımın çıkış noktası Fransız edebiyatçı ve fikir adamı J.J. Rousseau’dur.
William Cowper
6 yaşındayken annesinin ölümünden sonra gönderildiği yatılı okulda çok sıkıntılı bir dönem geçirdi. Talihsiz hayatından dolayı tanrının kendisini lanetlediği düşüncesini benimsedi.
Başarısız intihar teşebbüslerinde bulunmuştur. Eserleriyle büyük bir usta olarak anılır.
William Blake (1757-1827)
Hayatı yaşama biçimi ve yazım üslubuyla marjinal biriydi.
Resimlerini şiirleriyle, şiirlerini resimleriyle, çığlıklarıyla süslüyordu. Ailesi yoksulsu. Okula gitme şansı olmadı.
Gravürcü olarak çalışırken pek çok ünlü kitaba gravür hazırlamıştır.
Çılgın biriydi.
Tanrıyla ve peygamberlerle konuştuğunu iddia ederdi.
Hiç çocuğu olmamıştır. Şiirlerinde çocuk sevgisi çokça öne çıkar.
William Wordsworth (1770-1850)
Romantik dönemin en büyük şairlerindendir.
Doğayla iç içe yaşamış, doğa aşığı bir şairdir.
Samuel Taylor Colaridge (1772-1834)
Huzursuz biriydi. bir süre afyona bağımlı kaldı. “Pantysocracy” isimli herkesin eşit düzeyde yaşadığı ütopik bir eseri vardır.
Düşünce yazılarında Alman idealizme bağlılığı göze çarpar.
Percy Bysshe Shelley (1792-1822)
Zamanını okuyarak geçiren bir dahiydi.
Tanrı tanımazlığın zorunluluğu adlı bir manifesto yüzünden Oxford’dan atıldı. Şiirlerini Ariel isimli yelkenlisinde yazardı.
John Keats (1792-1821)
Mutsuz bir çocuk olarak 15. yaşına geldiğinde bir hekimin yanında çalışmaya başladı.
Kısa süre ceraahlık yaptıktan sonra şiir yazmaya başladı.
Lord Byron
İkinci kuşak romantiklerinin en ünlüsüdür.
Don Juan isimli dev eserini tamamlayamadan öldü.
Daniel de Foe
Babası kasaptı. Feminizme kaynaklık edebilecek eseri “Roxanne”, “Robinson Crusoe”un gölgesinde kaybolmuştur.
Alexander Selkirk adlı denizcinin 5 yıl süren ıssız ada serüvenini kendi hayal gücüyle yoğurup başyapıtı “Robinson Crusoe”u yazmıştır.
Kitap çok büyük ilgi görünce Robinson’un yeni maceralarını yazmaya devam etti. Kitapları çok ilgi gördüğü halde eleştirmenlerce ciddiye alınmıyordu.
Samuel Richardson (1689-1761)
Babası marangoz olan Richardson bir matbaada çıraklık yaptı. Daha sonra kendi matbaasını kurup yayıncılık yaptı. 50. yaşından sonra üç büyük roman yazdı.
Pamela
Hizmetçi bir kız olan Pamela çalıştığı evde efendisinin tacizlerine maruz kalmaktadır. Roman boyunca evin efendisi Pamela’yı elde etmek için teşebbüslerde bulunur. Pamela ise her defasında efendisinin elinden kurtularak bir ahlak mitosu haline gelir.
Clarissa Horlowe
Clarissa’da bir ahlak sembolüdür. Roman boyunca sürekli olarak ahlaksız insanlarla mücadele eder.
Her iki romanda da ırza geçme olayı göze çarpar. Pek çok yorumcu, kaçan kadını ele geçiren erkeğin o anda kadına olan tavrını anlatırken, Richardson’ın bu noktada sadiştleştiğine dikkat çekerler. Marquis De Sade koyu bir Richardson hayranıydı.
Sir. Charles Grandson
Son romanında da yine bir ahlak mitosuyla karşılaşırız. Bu defa erkek bir karakterle karşımıza çıkan Richarson, bu romanıyla kendisine yöneltilen eleştirilerden kurtulmaya çalışmakmtadır.
Henry Fielding (1707-1754)
İyi bir eğitimden sonra avukatlığa başladı. Ülkesinin en önemli yargıçlarından biri oldu. Çokça oyun yazdıktan sonra “Tom Jones” isimli büyük romanını yazdı. Eleştirmen Samuel Jackson bu romanı sık sık aşağılamıştır. aşırı yenilikçi olan Tom Jones, ilk başlarda hemen herkes tarafından yadırgandı. Bu roman, yerleşik üslup ve alışkanlıklara karşı sivri bir meydan okumaydı.
Tobias Smolet (1721-1771)
Gerçekçi bir yazardı, gündelik hayatı karikatürize ederdi yapıtlarında.
Lawrence Sterne (1713-1768)
Cambridge’de okuduktan sonra Anglikan kilisesine girdi.
İstekli değildi ancak yine de buradaki işine devam etti.
Eserlerinde, bir sayfayı okuyan okuyucunun diğer sayfayla ilgili tüm tahminlerini boşa çıkarmaya gayret eden bir çılgındı.
Jane Austen (1775-1815)
Bir din adamının yoksul kızıydı. Kalabalık bir ailesi vardı. Hiç evlenmedi. Aşk ilişkilerine alaycı bir gözle baktı.
Kendi kişiliği, eleştirmenlerce eleştirilebilen tek yanıydı.
Benjamin Disreali (1804-1881)
Victoria döneminin önemli bir devlet adamıydı. Yazar olarak sadece çağını betimlemesi bakımından kayda değerdir.
Charles Dickens (1812-1870)
Sıkıntılı, yoksul bir çocukluk geçirdi.
Babası, okula gitmesine engel oldu. Bir ayakkabıcının deposunda çalışmaya başladı.
Bu olayı tüm hayatı boyunca acı bir deneyim olarak anlatmıştır.
Bir gzetede muhabirlik yapmaya başladı.
Sonraları yazıları yayınlanmaya başladı.
Evlendi ve yine mutsuz oldu. Mutsuz evliliğini 22 yıl sürdürdü.
Bu süre zarfında 10 çocuk sahibi oldu (!)
Büyük ümitlerle gittiği Amerika’da özgürlük ve eşitliğin ancak belli bir zümrenin elinde olduğunu gördü.
Oyunculuk tutkusuyla oyun yönetmenliği yaptı.
Pikaresk tarzda yazılmış olan David Copperfield’da kendi öz yaşam öyküsünü konu edindi. Antikacı Dükkanı isimli romanında yine kendi gençlik aşkını anlatmaktadır.
Romanlarıyla İngiliz romanının zirvesini tesis etmiştir.
William Makpierce Thackeray (1811-1863)
Hayatı boyunca annesine duyduğu sevginin tutsağı olmuştur.
Yazmaktan ziyade resim yapmaktan hoşlanırdı.
Virginia Woolf’un babası Sir. Leslie Stephen’ın ilk eşi Minny’nin babasıdır.
İstanbul dahil çokça şehri gezmiştir.
Bronte Kardeşler:
1816-1855 Charlotte
1818-1848 Emily
1820-1849 Anne
Babaları din adamıydı. Anneleri veremden öldü.
Yoksul ve mutsuzdular.
Charlotte, Currer Bell müstearıyla romanlar yazıyordu.
Emily’nin Uğultulu Tepeler’i Victoria döneminin ruhsuz, katı ve soğuk duvarlarını sarsmıştır.
Anne ise başarısız bir romancıdır. Üçüde veremden öldü.
George Eliot (1819-1880)
Kahyalık yaban babasının ev işlerinde hamarat kızıydı.
Sınırlı olanaklarına rağmen kendini çok iyi şekilde yetirştirmiş ve bütün çevrelerin takdirini kazanmıştır.
Robert Luis Stevenson (1850-1894)
İskoçyalı’dır. Mühendislik ve hukuk öğreniminden sonra edebiyatla ilgilenmeye başladı. Verem hastası olduğu için soğuk iklimlerden kaçarak yaşadı.
California’da tropikal bir adada yerlilerle bir arada yaşadı ve öldü.
Thomas Hardy (1840-1928)
Babası inşaat işleyle meşguldü.
Mutsuz aşk ilişkileri ve evlilikler yaşamıştır.
Özel hayatında kapalılığa özen göstermiştir.
“Jude” isimli romanına hayatının pek çok yanını malzeme yapmıştır.
Din ve cinsellik hakkındaki tavrı eleştirmenlerce yerilmiştir.
Victoria döneminin yerleşik kalıplarıyla sürekli olarak mücadele etmiştir.
Thomas Carlyle (1795-1881)
Yoksul bir çocukluk yaşadı. Kısa bir süre Edinburgh üniversitesine devam etti.
Yıllar sonra bu üniversiteye Disrealy’ye yeğ tutularak seçildi.
Methew Arnold (1822-1888)
Victoria döneminin ünlü eleştirmenidir.
Alfred Tennyson
Biri afyon bağımlısı, bir diğeri akıl hastası, toplam 11 kardeşi vardı.
Babası alkolikti.
Sıkıntılarla dolu bu aile ortamı yüzünden çok zaman ölmek istemiştir.
12 yaşındayken Milton’ın bir şiiri hakkında yazdığı yazıyla şiir çevrelerine dahil oldu.
Robert Browning (1812-1889)
Kültürlü bir memur olan babasının isteğiyle şiirle tanıştı.
Hayatı boyunca dindar ve iyimserdi.
Kendi evinde özel eğitimle yetiştirildi.
Pek çok yer gezdi. Floransa’da şair Elizabeth Barrett ile evlendi. 1861 yılında eşini kaybettikten sonra bambaşka biri olarak Londra’ya döndü ve şiirlerini yazmaya başladı.
Kral Lear’ın 3. perdesindeki fırtına sahnesinden aldığı ilhamla karanlık kule isimli şiirini yazmıştır.
Oscar Wilde (1854-1900)
Çok iyi bir eğitim gördü.
Hiç geçinemediği bir ağabeyi vardı.
Lükse olan merakıyla dikkat çekerdi.
Çok müsrif bir insandı.
Sözcüklerine sıkıca bağlıydı.
Usta bir hatip ve sosyetenin ilgi odağıydı.
Yeat’i etkilerken Joyce’u kızdırırdı.
Aldous Huxley
26 Temmuz 1894’de doğdu.
Ailesi, dönemin tanınmış entelektüelleriydi.
Büyük amcası Methew Arnold en ünlü İngiliz şair ve denemecilerdendi.
17 yaşında tıp eğitimine devam ederken ağır bir hastalık geçirir.
Hastalığı gözlerini neredeyse kör bırakır.
Eğitimini Oxford’da tamamladı.
Yirmili yılların İngilteresini eleştiren ilk yazılarıyla eleştirmenlerin beğenisini kazandı.
Ses Sese Karşı isimli romanıyla İngiliz yüksek sosyetesinin ahlaksızlıklarını ve entrikalarını anlatmıştır.
Otuzlu yıllarda eleştirel tavrı bırakıp mistisizme yönelmiştir. 1937 yılında California’ya yerleşti.
Bu tarihten sonra felsefe ve mistik konularda kitaplar yazdı.
22 Kasım 1963 yılında kanser hastalığıyla yaşama veda etti.
Virginia Woolf
25 Ocak 1882’de doğdu.
Bloomsburry gurubu üyesiydi.
Eşiyle birlikte Hogard Press yayınevini kurmuştur.
Kadın hareketi öncülerinden olan Woolf, eşiyle birlikte işçi partisine aktif destek vermiştir.
28 Mart 1941’de intihar etmiştir.
Kendine Ait Bir Oda isimli kitabının 34. sayfasında kadınların erkeklere kıyasla niçin “geri kalmış” olduğunu şu şekilde sıralar:
tapınılmaları, sürekli olarak istenilen olmaları, tinsel yönden zayıf olmaları, idealizmleri, kurban olarak sunulmaları, beyinlerinin küçük oluşu, bilinçaltlarının daha derin/geniş oluşu, bedensel olarak aşağı olmaları, çocukları sevmeleri…
Babasını sevmeyen Woolf 13 yaşındayken annesini kaybetmişti.
Woolf’un ağabeyi Gearge, küçük yaşta kardeşinin vücudunu okşayıp öperdi. Bu durum diğer kardeşler tarafından da bilinmesine rağmen saklı tutulmuştu.
Woolf, muhtemelen bu nedenle cinsel ilişkiyi “iğrenç davranış” olarak benimsemiştir. Buna karşılık lezbiyen eğilimlerini daha net bir şekilde dile getirmiştir.
Güncesinden anlaşıldığı üzere dengesiz bir kişiliğe sahip olduğunun farkındaydı. Arada bir aklını yitirdiğinden söz eder. Denemelerinde yücelttiği Joyce’u güncesinde aşağılamaktadır.
Yahudileri sevmezdi. Yahudi olduğu halde Yahudileri sevmeyen Hitler’i ise hiç sevmezdi.