İmkânsızın Şarkısı

Haruki
Murakami – İmkânsızın Şarkısı

1

Otuz
yedi yaşındaydım ve bir Boeing 707’deydim.

Almanya’ya
dönüyordum.

…tatlı
bir müzik yayılmaya başladı: Beatles “Norwegian Wood”

Aradan
geçen on sekiz yıla karşın, o çayırlar hâlâ o günkü gibi gözlerimin önünde.

Bellek
çok garip bir şey. Gerçekten içinde bulunduğum, yakından gördüğüm sırada o
manzaraya hemen hiç dikkat etmemiştim.

Naoko
tam o sırada bana ne anlatıyordu acaba?

– Vatanabe,
(…) İsterim ki beni hep hatırlayasın.

Düşündükçe,
içimi derin bir keder kaplıyor. Çünkü o, Naoko beni sevmiyordu.

2

“Eğitimimizin
temel ilkesi ulus için yararlı insanlar yetiştirmektir.”

(1968
ilkbaharından, 1970 ilkbaharına kadar yurtta kalmış. Drama eğitimi alıyor.)

Şuo’ya
giden trende rastlaşmıştık.

– Niçin
geldik buralara?

– Sen
geldin. Ben de senin ardından yürüdüm, o kadar.

Naoko’yu,
birinci sınıfa başladığım yılın ilkbaharında tanımıştım. O da birinci
sınıftaydı.

İyi
anlaştığım bir arkadaşım vardı, Kizuki, ve Naoko da onun kız arkadaşıydı.
Çocukluktan, birbirlerinden iki yüz metre uzakta oturdukları için, neredeyse
beşikten beri tanışıyorlardı.

Naoko
ile ben, bir kez buluştuk, Kizuki’nin cenazesinden on beş gün kadar sonra.

Kizuki
bana, dersleri asarak gidip bilardo oynamayı önermişti.

O gece,
garajında öldü. N 360 model arabasının egzosuna bir lastik boru takmış, camları
yapışkan bantla hava geçirmez duruma getirdikten sonra motoru çalıştırmıştı.

ÖLÜM
YAŞAMIN KARŞITI OLARAK DEĞİL, PARÇASI OLARAK VARDIR

3

Konuşmalarımızda
Kizuki’nin adı hiç geçmiyordu.

Naoko
sadece bir kez, birine âşık olup olmadığımı sormuştu.

Nagasava’nın
kişiliği sanki daha doğumundan itibaren bir tür çekim gücüyle donatılmıştı
(yurttan bir eleman).

…insanın
çevresi olanaklarla dolu olunca bundan yararlanmamak son derece zor geliyor.

Nagasava’nın
düzenli olarak görüştüğü bir de sevgilisi vardı. Kızın adı Hatsumi’ydi.

Hatsumi,
Nagasava’nın sürekli başka kızlarla onu aldattığını biliyor, ama hiç sitemde bulunmuyordu.

Naoko’nun
doğum gününde yağmur yağıyordu. Derslerden sonra, üniversitenin yakınından bir
pasta alıp ona gitmek için trene bindim.

…saat
on bire doğru, kaygılanmaya başladım. Naoko dört saati aşkın bir süredir
aralıksız konuşmaktaydı.

Gözleri
yaşlarla doldu,

Öne
doğru eğilmiş, iki eli yerde, kusuyormuş gibi ağlıyordu.

O gece
Naoko’yla yattım.

Aradan
bir hafta geçmiş, telefon etmemişti.

Bekçi
bana, üç gün önce taşındığını söyledi.

Yurda
dönüp Kobe’deki adresine uzun bir mektup yazdım.

Temmuz başında
Naoko’dan bir mektup aldım.

… Henüz
seninle karşılaşmaya hazır değilim…

4

Yalnızlığı
kimse sevmez, bilirsin. Ne var ki ben, arkadaş edinmek için çaba harcamam.
Çünkü ne olursa olsun, hayal kırıklığı gelir arkasından…

Konuşma
biçimine bayıldım. Sanki duvar boyuyorsun.

– Benim
adım Midori.

(Dünyanın
Antik Yunan tiyatrosundan daha önemli sorunları var mıdır?)

…o
mayıs pazarı, Şuo’ya giden trende Naoko’ya rastlamasaydım, hayatım, şimdi
olduğundan farklı olacaktı.

…zenginliğin
en büyük üstünlüğü,

Paran
olmadığını söyleyebilmektir.

…dünyada
nemli bir sutyen takmak kadar acı bir şey olamaz.

Gecenin
ortasında sigarasızlık çekmeye dayanamıyordum. Bunun için bıraktım.

Sevgili
hayat arkadaşını yitirmenin ne denli çetin, üzücü ve acı olduğunu
anlayabiliyorum. Babama acıyorum,

…onu
pek sevmem ama, ona güvenirim. Karısını kaybetmenin sarsıntısı içinde, evini,
çocuklarını ve işini yüzüstü bırakarak çekip Uruguay’a giden adama güvenirim,
çünkü o benim babam. Anlıyor musun?

Midori
şarkı söylemekten bıkınca, gitarını bırakıp geldi omzuma yaslandı, tıpkı güneşe
uzanan bir kedi gibi.

Ömrümde
hiç olmazsa bir kez doyasıya sevgi görmek isterdim.

Sadece
basit bir hevesi gerçekleştirmenin peşindeyim. Sadece bir heves. Örneğin,
öylesine söylüyorum işte, sana, canımın çilekli pasta istediğini söylüyorum,
sen de her şeyi bırakıp almaya koşuyorsun. Soluk soluğa dönüyorsun ve: “Al
Midori, işte çilekli pastan’’ diyorsun ve ben de pastayı pencereden
fırlatıyorum: “Artık istemiyorum!” diyerek. İşte beklediğim bu.

…eylül
sonunun bu güzel ikindisinde herkes mutlu gözüküyordu ve bu, içimi alışılmamış
bir keder duygusuyla doldurdu. Bu görüntünün dışındaki tek kişi benmişim gibi
bir izlenime kapıldım.

5

Mektubuna
teşekkür ederim, diye yazıyordu Naoko.

Bu
kurumda tek sorun, bir kez girince bir daha çıkmak istememen,

Bana
bakan doktor dışarıdakilerle yeniden ilişki kurmaya başlamamın zamanı geldiğini
söylüyor.

6

Naoko
ile ben aynı odayı paylaşıyoruz. Ya da daha doğrusu, oda arkadaşıyız. Onunla
yaşamak çok hoş, biliyor musunuz? Zaten bana sık sık sizden söz ediyor.

Naoko’yla
yalnız kalmanız yasak.

Bu
yüzden, her zaman bir gözlemci olacak yanınızda, yani ben.

…ağlarken
bedeni henüz tamamlanmamış gibi gelmişti bana.

…ben
hiç iyileşmeyebilirim. Beni gene de beklemek ister misin? Beni on ya da yirmi
yıl bekleyebilir misin?

7

(Reiko)
…lezbiyen olup olmadığımı kendi kendime sorup durdum ve bu durum kafamı çok
kurcaladı.

…bir
gün farkına vardım ki,

Çevremdekiler
bana özel bir ilgi gösteriyorlardı.

…dedikodulara
göre, ben akıl hastanesine birkaç kez girip çıkmış olan, tanınmış bir
lezbiyenmişim, piyano dersi verdiğim öğrencilerimden birine de saldırmaya
kalkışmışım ve o bana direnince de öyle dövmüşüm ki suratında izi kalmış.

8


Aklıma gelmişken, nereye gidiyoruz, o zaman diye sordum.


Hastaneye. Babam orada ve bugün, günümü onunla geçirmek zorundayım. Sıra bende.

Euripides’i
bilmiyor musunuz? Bir Yunanlıdır; Aishilos, Sofokles ve o, üç büyük tregedya
şairidir. Makedonya’da köpeklerin saldırısına uğrayıp öldüğünü söylerler, ama
değişik savlar vardır. İşte Euripides bu. Ben şahsen Sofokles’i yeğlerim, ama
bu bir zevk sorunu. Onun tragedyalarının özelliği şu ki sürüyle karmaşık olay
geçer ve sonunda artık kimse kıpırdayamaz olur. Anlıyor musunuz? Kendilerine
ait nedenleri ve düşünceleri olan, kimi durumlarda bir sürü kişi vardır ve her
biri, kendine göre mutluluk ve adalet arayışı içindedir. Ve bu yüzden herkes
kendini bir çıkmazda bulur. Bu anlaşılıyor, değil mi? Çünkü ilke olarak hiç
kimse kendi adaletini de, kendi mutluluğunu da değerlendiremez bu da anlatılmaz
bir kargaşaya sürükler. Ve sonunda ne olabilir sizce? Bu gerçekten çok
basittir, çünkü sonunda Tanrı gözükür. Ve gidişgelişleri yönetir. Kimilerini
gönderir, kimilerini getirtir, kimilerini yeniden bir araya toplar ve
kimilerine de rahat durmalarını buyurur. İpleri çeken biri gibi. Ve her şey
böylesine kesin sonuçlanır. İşte deus ex machina dedikleri, budur. Euripides
tiyatrosunda, hep deux ex machina’lar vardır ve onun tragedyaları işte bununla
tanınır. Ama gerçek dünyada da böyle bir deux ex machina olsaydı eğlenceli
olurdu, değil mi? İnsan bir çıkmaza girdiğinde ve artık adım atamaz duruma
geldiğinde, Tanrı rahat rahat inip her şeyi yoluna koyardı. Çok basit.

9

(Nagasava)

…bu
yakınlarda benimle akşam yemeğine gelmek ister misin?

…biz
daha önce de, aramızda kızları değiştirmiştik, onunla ben, bilmiyor muydun?


Vatanabe, doğru mu bu?


Sarhoştum, dedim.

…niçin
yaptın bunu?

Hatsumi
gerçekten de çok özel bir kızdı. Birinin onun imdadına koşması gerekirdi.

Hatsumi
de, tanıdığım pek çok kişi gibi, yaşamının belirli bir eşiğine vardığında,
birdenbire onu yarıda kesmeye karar verdi. Nagasava’nın Almanya’ya gidişinden
iki yıl sonra bir başkasıyla evlenmişti, birkaç ay sonra da bileklerini kesti.

…kiminle
olursa olsun, mutlu olabilirsin, o halde niçin Nagasava gibi birine bağlanıp
kalıyorsun ki?


Herhalde başka türlüsü elimden gelmediği için. Bu, karşı koyamadığım bir güç
işte.

10

Çarklar
Arasında’yı okudum.

11

Sonbahardaki
ziyaretime oranla Naoko çok daha suskundu. Üçümüz bir aradayken, yüzünde bir
gülümsemeyle, kanepede oturuyor, hemen hiç ağzını açmıyordu. Reiko onun yerine
konuşuyordu. “Aldırma sen, diyordu Naoko bana. Sadece bir dönemden geçmekteyim,
o kadar. Konuşmak yerine sizi dinlemeyi yeğliyorum.”

Ben hep
böyleydim işte. Kafam bir şeyle dolu olunca, geri kalan her şeyi unutup
giderdim.

Naoko
doğru dürüst bir konuşmayı bile sürdüremeyecek durumda. Sözcükleri hemen hemen
hiç bulamıyor.

Nisan
ayını yalnız geçirmek çok acıydı.

Naoko,
Midori, Nagasava, tümü de benden uzaklaşmışlardı.

(Reiko)

Mektuplarınıza
teşekkür ederim. Naoko onları okuyunca çok memnun oluyor. Ben de okuyorum.
Okuyabilirim, değil mi?

(Midori)

Ben
kollarındayken başka birini düşünmeni kabullenemem. Ne demek istediğimi anlıyor
musun?

Yapabileceğim
tek şey, Reiko’ya içten bir mektup yazıp her şeyi açık açık anlatmaktı.

Bizler
(‘’bizler’’ diyorum normal olmayan insanları belirtmek için olduğu kadar,
normal olanları da belirtmek için) kusurlu bir dünyada yaşayan kusurlu
kişileriz.

12

Naoko’nun
ölümünden sonra, Reiko bana birkaç kez yazıp bunda suçumun olmadığını, aslında
kimsenin suçunun olmadığını, ölümünden kimsenin sorumlu tutulamayacağını, bunun,
yağmur yağması gibi bir şey olduğunu yineledi durdu.

…bankada
birikmiş tüm paramı çektim ve Şicuku Garı’na giderek önüme ilk çıkan eksprese
bindim.

Aradığım
tek şey, bilinmedik bir kentte kurşun gibi ağır bir uykuya dalmaktı.

Bu bir
aylık yolculuk ne moralimi düzeltmiş ne de Naoko’nun ölümünün yarattığı
sarsıntıyı hafifletmişti.

Saat
sabahın altısında uyandığımda, odada yoktu.

Yanında
bir ip götürmeyi bile akıl etmişti,

(Reiko)


Sizinle ikimiz Naoko’ya bir cenaze töreni düzenleyeceğiz. Acıklı olmayan bir
tören.


Sevişsek nasıl olur? diye sordu sonra, çekingen bir sesle.

– Ne
garip, dedim, ben de şimdi aynı şeyi düşünüyordum.

Midori’ye
telefon ettim, mutlaka onunla konuşmak istediğimi söylemek için.


Neredesin şimdi? diye sakin bir sesle sordu bana.

Neredeydim?

Noruvei
no Mori

Türkçeleştiren:
Nihal Önol

Doğan
Kitap, 2004