İdealizm

64

İdealizm
Descartes ve Kant’tan her ikisi de, düalizmlerini her ne kadar dikkate
değer bir tarzda farklı şekillerde oluşturmuş olsalar da, metafiziksel
düalizmin temsilcileriydiler. Bununla birlikte, birçok
düşünür düalizmi kendi içinde yetersiz bulur; onlar herşeyi kuşatacak
tek bir ilke ararlar. Bir zihin beden düalizmiyle karşı karşıya
kalan ve onu yetersiz bulan bir kimseye açık olan iki yol
vardır: Kişi ya maddenin bir anlamda zihne indirgenebilir olduğunu
göstermeyi deneyebilir ya da tam tersine, zihni maddeye
indirgemeye çalışabilir.Bunlardan birincisi idealizmin, ikincisi
ise materyalizmin çözümüdür. İdealizm daha önce ayrıntılı olarak
ele alındığından, ona burada yeniden dönmeye gerek yoktur.
Onunla ilgili olarak vurgulanmaya ihtiyaç duyan sadece tek bir
husus bulunmaktadır. Belirtildiği üzere, idealizmin çeşitli şekilleri
vardır. Bir versiyonunda bu felsefe gerçekte madde diye bir
şeyin hiç varolmadığım iddia eder; ortalama insanın maddî olduğunu
düşündüğü şeyler, üzerlerinde daha iyi düşünüldüğünde,
zihinlerdeki deneyimlerden başka hiçbir şey değildirler. Zihinlerle
içerikleri dışında hiçbir şey var değildir; bağımsız bir biçimde
varolan maddî bir dünya, tam ve gereği gibi ifade edildiğinde,
bir yanılsamadan daha fazla bir şey değildir. Berkeley ta –
rafından benimsenen görüş işte buydu. Ne var ki Hegel’in daha
karmaşık idealizminde, sadece zihnin varolduğu öne sürülmez;
maddî şeyler de bir anlamda, zihinler kadar gerçek kabul edilir.
Öne sürülen tez daha ziyade, evrenin zihin tarafından nüfûz edi –
len, hatta gerçekte inşa edilen veya kurulan bir şey olarak görülmesi
gerektiği tezidir. Hegel’in kendi terimlerini kullanacak
olursak, tin temel gerçektir, dolayısıyla var olan herşey, ya da
doğrudan doğruya tinsel terimlerle açıklanabilir olma ya da tini
canlandırma veya tine işaret etme anlamında, tine gönderimle anlaşılmalıdır.
Bu tezin erdemleri ve sonuçları her ne olursa olsun,
onun Berkeley tarafından öne sürülen idealizmden radikal bir
farklılık gösterdiği açıktır. Berkeley tarafından benimsendiği
şekliyle idealizm, varlığın olumlanması veya reddi şeklini aldığı
için, ontolojik olmakla birlikte, epistemolojiden türetilen argümanlara
dayanır. Oysa Hegel’in epistemolojiyle ilgili olarak
söyleyeceği pek az şey vardı veya hiçbir şey yoktu; hatta o bir ontoloji
öne sürmekle dahi ilgilenmedi. Onun ortaya koymak isteği
şey, bir ilk ilkeler öğretişiydi, yani dünyayı anlamak için gerekli
terimlerle ilgili bir tezdi. Maddenin Hegelci anlamda zihne in –
dirgenmesi, şu hâlde bir ölçüde gevşek bir anlamda bir indirgemeydi.
Bu noktanın açıklığa kavuşturulması, sadece onun karşıt
materyalizm öğretisinde paralellikleri olduğu için bile önemli –
dir.