İçsel Zaman Bilincinin Fenomenolojisi Üzerine

31

Edmund Husserl – İçsel
Zaman Bilincinin Fenomenolojisi Üzerine

Derleyen:
Martin Heidegger

…araştırmanın konusu, saf bir duyuş
verisinin zamansal kurulması ve fenomenolojik zamanın böyle bir kurulmaya temel
oluşturan kendi kurulmasıdır.

Zaman, en bilinen şeydir (!)

Objektif bakımdan, her gerçek varlık ve
varlık anı gibi her yaşantı, biricik nesnel bir zamanda kendi mevkisine sahip
olabilir.

Fenomenolojik veriler, zaman
kavrayışlarıdır, zamansalın objektif anlamda içlerinde göründüğü yaşantılardır.

…yaşanan zaman esasen, objektif zamanın bir
noktası değildir. Objektif mekân, objektif zaman (…) şeylerin ve
süreçsel-olayların objektif dünyası, işte tüm bunlar, aşkınlıklardır.

Bir tebeşir parçasına doğru bakalım;
gözlerimizi kapatıp açalım. O zaman iki algımız vardır.

Aynı tebeşiri iki defa gördüğümüzü söyleriz.
Bununla birlikte, zamansal ayrılmış içeriklere sahibiz.

Ama nesnede bir ayrılık yoktur. Nesnede süre
varken fenomende değişim vardır.

Nesne, içerikten daha fazla ve belirli bir
tarzda başka bir şeydir.

Objektivite, birincil içeriklerde değil de,
aksine kavrayış karakterlerinde ve bu karakterlerin özüne ait yasallıklarda
kurulur. Bunu tamamen, baştan başa görmek ve açık bir anlayışla göstermek işte
(bu) bilgi fenomenolojisidir. (s. 19)

Brentano, sorunun çözümünü kökensel çağrışımlarda,
belleğin aracısız tasavvurlarının (…) ortaya çıkışında bulduğuna inanır.

Her tasavvur kendisinden öncekinin içeriğini
yeniden üretir.

Şimdiyle ilişkili bir belleğin tasavvurları
mevcut algılara bağlanır.

Süre, ardıllık, değişiklikler görünür. Bu
görünmede ne yatar? Mesela bu ardıllıkta bir “şimdi” ve bununla birlik halinde
bir “geçmiş” görünür. Şimdikiyi ve geçmişi saran bilincin birliği,
fenomenolojik bir veridir.

Geçmişin idesine nereden sahibiz?

Aşkınlaştıran bilinç açıklanamaz.

Zamanın artardalığı, bir aynı-zamanı dışlar.

Zaman objelerinin, aşkın ve içkin zaman
objelerinin yanında, zamanın kendisi, objelerin ardıllığı ve süresi nasıl
kurulur?

Her ses bizzat, zamansal bir yayılıma
sahiptir, çınlatmada bu sesi şimdi olarak duyarım, çınlamanın ilerleyişinde
ama, bu ses hep yeni bir şimdiye sahiptir ve mevcut önceleyen de bir geçmiş
olana dönüşür.

Sesi maddi verilmişlik olarak kabul
ediyoruz.

Ses kendi hususi zamansallığına sahiptir.

Hatırlanan, geçmişe hep daha fazla batar.

Hatırlanan, şimdiki var değildir,

Olmuş olan olmayacak, aksine şimdiki-mevcut-şey
olur ve hatırlamada şimdi olarak sunulu değildir.

Şimdi-olmayı algıda (…) fark ederek
görüyorsam (…) hatırlamada da geçmişi fark ederek görürüm…

(hatırlamada
algı, geçmişi şimdinin önüne koyar, buradaki incelik bilincin zamandan bağımsız
hareket ediyormuş gibi düşünülebilmesidir
)

Geçmişe-yönelim, şimdinin canlı ufkunu
kurar.

Fantezi, yeniden-şimdikileştirme olarak
karakterize edilen bilinçtir.

Her hatırlama, gerçekleşmesi şimdiliğe yol
açan beklenti yönelimlerini içerir.

(her hatırlama
fantezileştirmedir
)

Beklenti bir algıda gerçekleşir.

Hatırlama, algılanmış-olmuş-olmaya ilişkin
bilinçtir.

(nesne
duyum alanında farklılaşabilir, farklı nitelikleriyle algılanabilir.

Nesnenin
algısı, zaman içinde farklılaşabilir. Aynı nesne iki farklı zamanda farklı
algılanabilir, hatırlanabilir
)

Bir değerin hiçbir zaman mevkisi
yoktur.

Duymayı, kökensel zaman bilinci olarak
görürüz,

Fantezileştirme, bu zaman bilincinin
değişkesidir, yeniden şimdikileştirmedir.

Fakat yeniden şimdikileştirme hatırlama,
beklenti veya sırf fantezi olabilir.

Zaman bilincinin özlü tarzları:

1- şimdikileştirme (Prezantasyon), geçmişe
yönelim ve geleceğe yönelim olarak duyuş.

2- koyan yeniden şimdikileştirme (hatırlama)
/ beklenti…

3- içinde fantezi bilincindeki tüm aynı
tarzların ortaya çıktığı saf fantezi olarak fantezi-yeniden-şimdikileştirmesi…
(s. 136)

Algı objesi, sübjektif zamanda, hatırlama
objesi, hatırlanan bir zamanda, fantezi objesi fantezileştirilmiş sübjektif bir
zamanda, beklenen obje beklenen bir zamanda görünür. / sübjektif zaman…

İçsel zaman bilinci / zamana ilişkin
bilinçtir.

Bilinç, “Ben” ile ilişkilendirmedir.

Ben bir nesne değildir ki bilinç, nesne
haline getirilemez.

Refleksiyon, bilincin yönelimsel
kendiyle-ilişkisidir.

Fenomen, sadece görünen değildir, aksine
görünmenin tarzıdır.

Görünüş ve fenomen / nesnenin kendisinin
temellendirici sunulmuşluk tarzıdır.

Görünüşte daima bir görünümsü vardır. Bu
sunulmuşluk tarzlarını keşfedip tahlil edebilme olanağı, fenomenoloğun görevini
belirler.

Şeyleri daima bir açıda görürüz.

Fenomenoloji / görünmenin tarzını
araştırırken, görünmenin yapısını sorgular.

Fenomen, kendini gösteren şeydir.

Görünme, bilincin yönelimselliğini gösterir;
yani bilinç daima bir şey-in bilincidir, ilişkilenmenin adıdır.

Fenomenolojinin zemini basit bir şekilde
görünüş olayıdır…

Zamansallaştırmanın ilk-kademesi aşkın benin
kendi-şimdikileştirmesi ve zamansallaştırmasıdır. Bu zamansallaştırmanın ilk
tarzı prezantasyon olarak algıdır. Bu sürecin yeri ise, canlı şimdiliktir.

Yeniden şimdikileştirme de daima ikincildir.

Algı, şimdiliğin kendi-sunuşudur.

Algı, bir şeyi bizzat o şeyin kendisi olarak
gözler önüne seren edimdir ve objeyi kökensel olarak kurar. Şimdikileştirme
olarak algının zıddı ise, yeniden şimdikileştirme / reprezantasyondur ve bizzat
objenin kendisini gözler önüne sermez, aksine yeniden şimdikileştirir.

Sanki resimdeymiş gibi gözler önüne serer.

i-mage / mag-i

İlk izlenim, şimdinin kaynağıdır.

Bilinç ve varlığın ilk-kaynağıdır.

Bilinç eşzamanlı olarak aktüel olana artık
aktüel olmayan ve henüz aktüel olmayana yönelmiştir: zamansal boyutların bu bir
arada-tutulması sayesinde şimdiki zaman, bir yayılımı korur ve şimdikiyet
alanında bir süreye dönüşür ki burası, sadece saf şimdiki zamandan ibaret
değildir. Bu yönelimler asli bilinçtir.

Retensiyon, geçmişe yönelimdir ki
demin-olmuşa ilişkin bilinçtir.

Protensiyon ise geleceğe-yönelimseldir, yani
genel olarak bir şeyin geleceğine dair bilinçtir.

Zaman kuran bilinç zamanın dışındadır.

Bizzat kendisi, zamanın içinde değildir,
zamansal, objektif bir şe değildir.

Tarihten hareketle zamanı anlatmaya çalışan
Heidegger zamanı aşkınlık olarak anlar (…) ona göre, Varlık ve Zaman birbirine
aittir ki zaman, varlığın vukubulmasıyla aynılaştırılmalıdır (ne demektir bu; zaman, oluştur).

Türkçeleştiren: Mesut Keskin

Avesta Yayınları

2015