İbrahim Paşa Camii -Rodos- Tarihi, Mimari, Özellikleri, Hakkında Bilgi

33

İbrahim Paşa Camii. Rodos adasında XVI. yüzyılda yapılmış cami.

Şehrin merkezinde kale dışında bulu­nan ve bütün kaynaklar yanında mahal­linde de İbrahim Paşa adıyla anıian cami, kapısı üstündeki dört satırlık Arapça ki­tabeden öğrenildiğine göre Kanunî Sul­tan Süleyman’ın adına inşa ettirilmiştir. Bu kitabedeki tarihi bazı araştırmacılar 937 (1530-31) olarak çözümlemişlerdir. Halbuki tarih cümlesinin [Men dehalehû kâne âminen dâimen, sene 947] ebcedi 947 (1540) yılını verdiği gibi bu tarih ay­rıca rakamla da yazılmıştır. Buna göre caminin 1536’da idam edilen Sadrazam Makbul İbrahim Paşa’nın olması pek mümkün değildir. Ki­tabede İbrahim Paşa’nın adının geçme­mesine rağmen eser bugüne kadar onun adıyla tanınagelmiştir. Rodos’ta Sultan Süleyman’ın hayratı olarak ayrıca başka bir Süleymaniye Camii vardır. Bu camiye İbrahim Paşa’nın adının niçin yakıştın id iğ ı anlaşılamamıştır. Zeki Çelikkol, İbrahim Paşa’nın Mısır’a giderken Rodos’a uğra­yarak Kanûnî’nin emrini yerine getirmek İçin Süleymaniye Camii ile birlikte bu camiyi de yaptırdığını söyleyip her iki cami­nin İbrahim Paşa tarafından inşa ettiril­diğini belirtirse de bu hususta kaynak göstermez. Evliya Çelebi de 1082 Muhar­reminde (Mayıs 1671) çıktığı seyahatte uğ­radığı Rodos’u anlatırken Makbul (Mak­tul) İbrahim Paşa Camii adıyla andığı bu eseri kısaca tanıttıktan sonra kitabesinin kopyasını vermiştir.

Cami tek kubbeli, kare planlı tiptedir. Girişin önünde sütunlara dayanan kemer­lere oturan üç kubbeli bir son cemaat yeri vardır. Geç bir dönemde bu son cemaat yeri dışına, ana binaya göre simetrik ol­mayan ve taş payelere dayanan üstü öne meyilli, saç kaplı ahşap bir çatı ile örtülü ikinci revak eklenmiştir. Harim girişi ba­sit bir kemerin içindedir. Kapının yayvan bir yay biçimindeki kemeri beyaz ve pem­be mermerlerden geçmeli olarak yapıl­mıştır. Bunun üstünde kitabe yer almış­tır.

Kare biçimli harimin üstünü örten yak­laşık 11,50 m. çapındaki kubbenin sekiz­gen kasnağı sağırdır. Kareden kubbeye geçiş ise köşe pandantifleriyle sağlanmış­tır. Ancak Hermes Balducci’nin çizdiği ke­sitte kıble duvarına komşu olan pandan­tifte garip bir kesinti mevcut olup bura­da güdük bir tromp işaretlenmiştir. Bu camide, diğer Osmanlı-Türk ibadet yer­lerinde rastlanmayan bir özellik olarak harimin iki yan duvarındaki pencerelerin arasında dikdörtgen biçiminde çıkıntılar vardır. Niçin yapıldıkları hususunda kesin bir şey söylenemeyen bu çıkıntılar içeri­de harime eyvan şeklinde iki kat halinde açılır. Caminin planı da Evliya Çelebi’nin tarifiyle tam bir uyum göstermez. Son cemaat yeri duvarı ile yan cephenin bir­leştiği köşede duvar kalınlığı içinde olan minare XIX. yüzyılda yenilenmiş, İtalyan işgali yıllarında 1928’de camiden ayrı be­tonarme olarak yeniden inşa edilmiştir.

Şerefe altı çıkmaları bilezikler halindedir. Külah da kagir olarak yapılmıştır.

Mihrabın dikkat çekici bir süslemesi ve mimari özelliği yoktur. Minberi ise mer­merden olmakla beraber son derece sa­dedir. İçeride yalnız kubbe göbeğinde ve kasnak hizasında pek az kalem işi süsle­me görülür. Harimi üç taraftan kuşatan ahşap mahfil ağaç direklere oturur. Kor­kulukları da basitçubuklar halindedir. Yalnız ortada girişin hizasında bu mahfil, dışa doğru yarım yuvarlak bir çıkıntı (cum­ba) halinde olup korkuluğu daha süslü bi­çimdedir. Caminin önünde bulunan se­kizgen biçimindeki şadırvanın sekiz sütu­na oturan kemerlerinin üstlerini kiremit kaplı ahşap bir çatı örtmektedir.

TDV İslâm Ansiklopedisi