İbrahim Alaeddin Gövsa Kimdir, Hayatı, Eserleri, Hakkında Bilgi

İbrahim Alâeddin Gövsa (1889-1949) Biyografi ve ansiklopedi çalışmalarıyla tanınan yazar, eğitimci ve şair.

İstanbul’da doğdu. Babası, Filibeli bir aileden gelen ve vilâyet mektupçuluğu yapan Mustafa Âsim Bey. annesi Yemen’-de şehid düşen Erzurumlu Osman Pa­şa’nın kızı Fatma Behice Hanım’dır. İs­tanbul’da müderris, huzur derslerinde muhatap ve mukarrir olarak bulunmuş, Enderun Mektebi hocalarından Küçük Filibeli diye tanınan Abdullah Efendi, İb­rahim Atâeddin’in baba tarafından de­desi, yine huzur derslerinde muhatap ve mukarrir olan, Anadolu ve Rumeli ka­zaskerliği yapmış ve Mecelle-i Ahkâm-ı Adliyye Cemiyeti üyesi olmuş Filibeli Ho­ca diye bilinen Halil Fevzi Efendi de bü­yük amcasıdır. Bu İki kardeş İstanbul ulemâsı arasında “ahaveyn” adıyla tanınmıştır.

İbrahim Alâeddin ilk öğrenimini İstan­bul’da Vezneciler’de Şemsülmaârif Mek-tebi’nde. orta öğrenimini Trabzon ve Ve­fa idadilerinde tamamladı. 1910’da Mek-teb-i Hukuk’tan mezun oldu. Bu okulun son sınıfında İken adliyede hey’et-i itti-hâmiyye zabıt kâtibi ve adliye kütüpha­nesi memuru olarak çalıştı. 1911’de İs­tanbul Dârülfünûnu’nda açılan bir imti­hanı kazanarak tayin edildiği Trabzon İdâdîsi’nde iki yıl kadar edebiyat öğretmenliği yaptı. Bu arada asıl çalışma ala­nını teşkil eden eğitim konularıyla ilgi­lenmeye başladı. 1913’te Maarif Vekâ­leti tarafından edebiyat öğrenimi için İs­viçre’ye gönderildi. Fakat edebiyatın özel merak ve şahsî gayretle elde edilebile­ceğine inandığından arkadaşı Mustafa Şekip’le (Tunç) birlikte çalışma alanını psikoloji ve pedagojiye kaydırdı. Fırsat buldukça edebiyat ve tarih derslerini de takip etti. 1915’te askerlik görevini yapmak üzere yurda döndü. Aynı yılın 11 Temmuzunda Çanakkale’ye gönderilen edebî heyet içinde yer alarak muharebe alanlarını görüp inceleme fırsatı buldu. 1916’da Jean-Jacques Rousseau Peda­goji Enstitüsü’nden diploma aldı.

1916-1926 yılları arasında Dârülmu-allimîn-i Âliye’de pedagoji ve psikoloji hocalığı ve müdürlük yaptı. Bu arada or­ta muallim mektebinde ve Dârülfünun’-da bir süre psikoloji ve felsefe dersleri okuttu. 1926’da Maarif Vekâleti Tâlim ve Terbiye Heyeti üyesi oldu. III ve IV. dönem (1927-1934) Sivas ve Sinop, VI ve VII. dönem (1939-1946) İstanbul mil­letvekili olarak görev yaptı. 1941 yılı baş­larında İnönü (Türk) Ansiklopedisi’nin hazırlık çalışmalarına, ilk üç fasikülünün redaksiyon ve yayımına katıldı. 1945′-ten ölümüne kadar da Ziraat Bankası idare meclisi üyeliğinde bulundu. Son yıllarında sözlük ve ansiklopedi telif, re­daksiyon ve yayım çalışmalarıyla meş­gul olan ve gazetelere günlük fıkra ya­zan İbrahim Alâeddin 29 Ekim 1949’da Ankara’da öldü. Cebeci Asrı Mezarlığı’nda yakın arkadaşı Halil Nihat Boztepe’nin kabri yanına defnedildi.

Âlim ve şair yetiştirmiş bir aileden ge­len İbrahim Alâeddin küçük yaşlarda şiire ilgi duydu. Arapça, Farsça ve Fransızca bilen, NdJe-i Uşşak adlı bir Kerbelâ mersiyesi, ayrıca bir divançe teşkil edecek kadar şiirleri, basılmamış kırk hadis tercümesi bulunan babası Mustafa Âsim Bey’in edebiyat merakı ve zengin kitaplığı ona özellikle şiir ala­nında önemli bir teşvik unsuru olmuş­tur. Öğrenciliğinde Farsça dersleri sıra­sında Ömer Hayyâm. Sa’dî-i Şîrâzîve Hâfız-ı Şîrâzî’nin hemen bütün şiirlerini okumuş, bu tesir altında ilk şiir dene­meleriyle Hayyâm tercümeleri Musav­ver Terakkî’de yayımlanmıştır. Aruzla ve klasik nazım şekilleriyle yazdığı ilk şiirlerinde yer yer Nâmık Kemal ve Zi­ya Paşa tesiri görülmekle beraber onun asıl yeni tarz şiire ilgi duyması, mektep sıralarında iken okuduğu Tevfık Fikret’in Rübâb-ı Şikeste’siyle başlar. Güit ü Gû adlı şiir kitabı bu tesirle­rin mahsulüdür. Daha sonraki yıllarda gelişen edebî çalışmalarında ise Mekteb-i Hukuk’ta iken tanıştığı Tahsin Nâhid, Emin Bülent (Serdaroğlu). Ahmed Hâşim ile okul dışından dostları Mehmet Beh­çet (Yazar), KÖprülüzâde Fuad gibi Fecr-i Âtîciler’in yanında Halil Nihat (Boztepe) ve özellikle Mehmed Akif’in (Ersoy) büyük etkisi vardır.

II. Meşrutiyetin ilânından sonra o dö­nemin gençlerinde görülen edebî heye­can kısa sürede onda da uyanır. Bu sı­rada Servet-İ Fünûn mecmuası İle Ce­lâl Sâhir’in çıkardığı Demet adlı kadın dergisinde A. Ulviye takma adıyla uzun­ca bir süre yazılar ve şiirler yayımlar. Mekteb-İ Hukuk’ta tanıştığı arkadaşla­rının teşvikiyle bir ara Fecr-i Âtî toplan­tılarına katılırsa da bir müddet sonra sanatın belli bir gayeye hizmet etmesi gerektiği düşüncesiyle sanat anlayışla­rını benimsemediği bu gruptan ayrılır. Aynı günlerde Âlem adlı mizah dergi­sinde Çelebi takma adıyla yazdığı yazı­lar Fecr-i Âtî topluluğu ile arasının açıl­masına sebep olur. Daha sonraki yıllar­da ise Orhan Seyfi (Orhon) ve Enis Behiç (Koryürek) gibi hececi şairlerle birlikte hece vezniyle şiirler yazmaya başlar. Bu dönemde yayımladığı Çocuk Şiirleri adlı kitabı, Ali Ulvi’nin Çocukianmıza Neşîdeler’i ile Tevfik Fikret’in Şermin’i arasında türünün ilk örneklerinden biri olması bakımından önemlidir.

İbrahim Alâeddin, 1916’da İsviçre’den döndükten sonra bilhassa Tedrisat ga­zetesinde pedagoji ve çocuk edebiyatı üzerine yazdığı yazılarla geniş bir oku­yucu kitlesi üzerinde etkili olmuştur. Bir süre İkdam gazetesinde Fransızca’dan tercümeler yapan, Zümrüdüanka, Re­simli Gazete ve Akbaba dergilerinde Kıvılcım imzasıyla telif, tercüme ve mi­zahî yazılar yayımlayan İbrahim Alâed-din’in en verimli yazı faaliyeti bu döne­me rastlar. Bazı yazılarında ise Çelebi [Âlem’de), Karınca takma adlarını kul­lanmıştır. Biraz da Mehmed Akif’in teş­vikiyle bir kısım yazılarını ve hamasî şiir­lerini Sırât-ı Müstakim ile Orhan Sey-fi’nin çıkardığı Hıyâban’da, diğer yazı ve şiirlerini daha sonraki yıllarda Yeni Mecmua, Şâir ve Yedigün gibi dergi ve gazetelerde yayımlamıştır.

Edebî faaliyetlerinin yanı sıra Türki­ye’de psikoloji ve pedagoji çalışmaları­nın henüz çok yeni olduğu bir dönemde yazılan, kitapları ve diğer çalışmalarıyla da kendini kabul ettiren İbrahim Alâed-din’in asıl kalıcı hizmetler yaptığı saha biyografi ve ansiklopedi alanlarıdır. İb­rahim Alâeddin’in, bu alanda Cumhuri-yet’in ilk yıllarında âdeta öncülük yapa­rak titiz, dikkatli ve araştırmacı şahsi­yetiyle ortaya koyduğu çalışmalar son­raki yıllarda bu tür faaliyetlere önemli birer örnek teşkil etmiştir. Onun özellikle Meşhur Adamlar Ansiklopedisi İle Türk Meşhurları Ansiklopedisi hâ­lâ önemini koruyan, bu sahanın vazge­çilmez kaynak eserleri arasında yer almaktadır.

İbrahim Alâeddin son yıllarında yazdı­ğı bazı makalelerinden dolayı eleştirile­re uğramıştır. İzmit’te yedi yaşında ha­fız olan bir kız hakkında “dimağının yo­rulduğunu, bu gibi üstün zekâlı çocukla­rın korunması gerektiği’ni yazması, “gençleri çekmek ve namaz sırasında pantalonlarının buruş­masını önlemek için camilere sandalye konup ayakkabıyla girilmesi” gibi tekliflerde bulunması sebebiyle eski dostları Eşref Edip Fergan, Raif Oğan ve mektup gönderen oku­yucular tarafından tenkit edilmiştir.