İbnürrefik Ahmet Nuri Sekizinci Kimdir, Hayatı, Eserleri

İbnürrefik Ahmet Nuri Sekizinci. Türk tiyatro oyuncusu ve oyun yazarı (İstanbul 1874 – Ankara 6 Mart 1935).

Yaşamı

Dört yaşındayken kaybettiği babasının bir vasiyeti üzerine mührüne “İbnürrefik” sözcüğünü kazdırdı, çok beğenilen bir piyesinin adını da sonradan kendine soyadı olarak seçti. Tiyatro çevresinde Sakallı Ahmet Bey diye tanınırdı. Galatasaray Sultanisi’ni bitirdikten sonra Hariciye Nezareti Mektubi Kalemi’ne girdi. Oradan Muhtelit Karantina İdaresi muhasebesine geçti, sonradan müdürlüğe kadar yükseldi Bu idarenin Lozan Antlaşmasıyla dağılmasından sonra emekli oldu. 1932’de son günlerine kadar çalışacağı Ankara Halkevi Sahnesi’nde rejisör olarak çalışmaya başladı. 6 Mart 1935′ de Ankara’da öldü.

Sanat Yaşamı

Daha Karantina İdaresi’nde küçük bir memurken, edebiyat zevkini aynı dairede müdür olan Ahmet Mithat Efendi’den almıştı. Onun desteğiyle Fransızcadan bir roman bile çevirdi. Ama tiyatroya merakı daha büyüktü. Sık sık Güllü Agop Tiyatrosu’na gidiyor, melodramlardan çok komedilere eğilim duyuyordu. Bu nedenle, kendi arkadaşları arasında kurdukları bir öğrenci topluluğu için Çoban kızı adlı bir komedi yazmış ve bunu defalarca oynamışlardı. Yakın arkadaşlarından biri de tiyatroya pek meraklı olan Reşat Rıdvan’dı.

Meşrutiyet Devrimi’nden sonra Reşat Rıdvan ile Ahmet Nuri, Tanin gazetesinin himayesinde, Namık Kemal’in Vatan piyesini oynamağa karar verdiler. Amaçları donanmaya yardım toplamaktı. Aralarında Raşit Rıza, Nurettin Şefkati, Rıza Fazıl, Şadi Fikret ve Ahmet Muvahhit de vardı. İstanbul’daki temsillerden sonra Selânik’e kadar gittiler. Daha sonra Donanma Cemiyeti bu amatör topluluğa sahip çıktı, Kınar (Sıvacıyan) ve Eliza (nemeciyan) gibi sanatçılarla güçlendi. Edebî kurul ise Aka Gündüz, Hüseyin Suat ve Ahmet Nuri’den oluşuyordu. Ahmet Nuri’nin kendini tiyatroya vermesinin esaslı bir nedeni ve başlangıcı oldu; ölümüne kadar elliden fazla ya da uygulama oyun yazdı, oynattı.

Dârülbedayi’nin ilk kuruluşunda edebi kurulda Ahmet Nuri de vardı. Bu görev de on yıl kadar kaldı. Ancak şehremini ile çıkan bir anlaşmazlık yüzünden bütün kurul üyeleri istifa ettiler. Ahmet Nuri de, gezici bir topluluk kurarak Anadolu’ya çıktı, çeşitli kasabalarda temsiller verdi, topluluğunu Romanya’ya bile götürdü. Yaşının ilerlemesine rağmen son yıllarına kadar bu turneleri sürdürdü. Fakat tiyatroyu yurdun en uzak köşelerine kadar götürmek için elinden geleni yapan Ahmet Nuri’nin asıl ünü, ikinci planda kalan bu çabalarında değil, yazdığı ya da uyguladığı oyunlardadır.

1932’de Ankara Halkevi Sahnesi’nde rejisör olarak çalışmağa başladı. Geçkin yaşına rağmen, en son günlerine kadar, genç elemanları yetiştirmek için çaba gösterdi, birkaç oyunda rol aldı. 1932’de Mahmut Yesari ve Reşat Nuri Güntekin’le birlikte Kelebek adlı bir mizah dergisi çıkardı. Elliyi aşan oyunlarından yirmi kadarı kitap halinde basıldı. Eserlerinin çoğu Fransızcadan Türkçeye uygulanmış vodviller ve komedilerdir; ancak bunlardan bir kısmının hangi yabancı yazarın hangi eserinden uygulandığı bilinmez. Bu uyarlamalarda Türk yaşamını, görenek ve geleneklerimizi, romantizme kapılmayarak ve ana çizgileri yerel ayrıntılara boğmayarak verir. Hüseyin Rahmi, Ahmet Rasim, Osman Cemal gibi gerçek bir İstanbul çocuğu olduğunu unutmaz ve çalışmalarına, taşıdığı yerli ruhun damgasını vurur. Gerçekten de Ahmet Nuri Sekizinci uyarlama alanında, Ahmet Vefik Paşa’dan bu yana en başarılı tiyatro yazarıdır. En büyük talihsizliği ise, büyük ustası gibi klasikleri değil de adı az duyulmuş ya da hiç duyulmamış ikinci, üçüncü sınıf eserleri seçmesidir.

Eserlerinin birçoğu Fransızca oyunlardan uyarlama ve aktarma olmakla birlikte günlük dili çok iyi kullandığından asıllarından daha canlı ve başarılı olmuştu. Ahmet Nuri’nin en tanınmış oyunu, Alfred Savoir’ın La Huiteme Femme de Barbe-Bleu (Mavi Sakalın Sekizinci Karısı) adlı oyunundan uyarladığı Sekizinci (1922) idi.

Eserleri (başlıca)

Şair (1908), Tecdidi Nikâh (1910), Fırsat Yoksulu (1919),  Gücü Gücü Yetene (1919), Hisse-i Şayia (1920) Aşkı Atik (1920), Sekizinci (1922), Ceza Kanunu (1924), Asri Hülyalar (1924), Çürük Merdiven (1927), Büyük Baba (1928),
Sınıf Arkadaşı (1931),  Nakıs (1931),  Şer’iye Mahkemesinde (1933), Himmet’in Oğlu (1934), Son Altes (1934),  Belkıs (1934), Himmet’in Oğlu, Hoşkadem Gebe