İbn Sînâ

İbn Sînâ (980-1037)

Buhara yakınlarındaki Efşene’de doğdu. 10
yaşında Kur’an’ı hıfzetti. 18 yaşına geldiğinde Sâmânî hükümdarı Nuh b.
Mansur’un hekimliğine getirildi. Sâmânî devleti yıkılınca Buhara’dan ayrılır.
Bir süre Cürcan’da kaldı. Burada Ebû Ubeyd el-Cürcâni ile tanıştı. Dersler
verdi, eserler telif etti. Bir ara Büveyhîlere vezirlik yaptı. İsfahan’a gidip
orada da vezirlik yaptı. Gazneliler İsfahan’ı ele geçirince evi ve kütüphanesi
yağmalandı. Büyük üzüntü yaşadı, hastalandı ve henüz 57 yaşındayken vefat etti.
Bir araştırmaya göre 276 eser telif etmiştir.

Eserleri

1.
eş-Şifâ
. Felsefeye dair en önemli
eseridir. Ansiklopedik bir tarzda yazılmış olup mantık, tabîiyyât, riyâziyyât
ve ilâhiyyât bölümlerinden meydana gelmektedir.

2.
en-Necât
. Felsefenin temel konularında
okuyucuya bilgi vermek ve bu alana yönelen kimseleri yetiştirmek amacıyla
yazılmıştır.

3.
el-İşârât ve’t-tenbîhât
: Felsefenin mantık,
tabîiyyât, ilâhiyyât ve ahlâk konularında yazılmış olup eş-Şifâ’daki ilgili
bölümlerin özeti niteliğindedir.

4.
Dânişname-i Ala’î
. Felsefe alanında
Farsça olarak yazılmış ilk ansiklopedik eserdir.
Mantık,
tabîiyyât ve ilâhiyyât olmak üzere üç bölüm halinde yazılmıştır.

5.
el-Mebde ve’l-me’âd
. Metafizik ve ahlâk
konusunda yazılmıştır.

6.
Uyûnü’l-hikme
. Mantık, tabîiyyât ve
metafizik olmak üzere üç bölümden oluşur.

7.
Hay b. Yakzân
. Sembolik hikâye tarzında
yazılmış bir eseridir.

8.
el-Hikmetü’l-meşrikıyye
. Mantık, tabîiyyât, riyâziyyât ve ilâhiyyât olmak üzere dört
ana bölümden oluşmaktadır.

Arapça, bilim ve felsefe dili olarak İbn
Sînâ’nın eserlerinde zirveye ulaşmış, felsefî ve ilmî eserler onun tasnifiyle
mükemmel bir düzeye kavuşarak sonraki nesiller için örnek teşkil etmiştir.

Bilgi
Teorisi ve Mantık

İbn Sînâ, bilmenin zihnin soyutlama
yapmasıyla başladığını belirterek bunu idrak terimiyle ifade eder.
Bilme, zihnin soyutlama yoluyla nesnenin suretini alıp
bilgiye dönüştürmesinden ibarettir. Nesnel dünyanın verileri çeşitli
aşamalardan geçerek zihnimize ulaşmakta, zihin kendine has faaliyetlerle onu yeni
işlemlerden geçirmekte ve sonuç olarak bir kavram (tasavvur) veya bir yargı
(tasdik) elde etmektedir. Bu sonuçlara ulaştıran işleme düşünme (fikir)
denilmektedir.

İbn Sînâ’ya göre düşünce ve sezgi özünde
birdir. Düşünce bir zaman sürecinde gerçekleşen sezgi, sezgi de bilginin âdeta
zamansız olarak bir anda kazanılmasıdır.

İnsanın sahip olduğu bilme yeteneği kuvve
halinde akıl, bu yetenekle düşüncenin ilkelerinin kazanılması meleke halinde
akıl, bu ilkelere dayanarak gözlem ve deneyle nesnel dünyanın bilgilerinin kazanılması
fiil halinde akıl, faal aklın etkisiyle zihnin bu aşamalardan geçerek
mükemmellik düzeyine ulaşması müstefâd akıl adını alır.

Psikoloji

İbn Sînâ, psikolojiye tabiat felsefesi
içinde yer verir.
Bitkilerde görülen beslenme,
büyüme ve üremenin ilkesidir. Hayvanî nefis, söz konusu fiillerin yanı sıra
hayvanlarda görülen duyusal İdrak ve iradenin de ilkesidir. İnsan nefsi ise
bitki ve hayvan nefsinin sahip olduğu bütün güç ve fiillerden başka aklî idrak
ve irade gücüne sahiptir.

İbn Sînâ’ya göre nefs
her insanın “ben” sözüyle kastettiği şeydir.

Cisimlerin bazıları idrak sahibi olan,
bazıları da idrak sahibi olmayan olarak sıfatlanırlar: İdrak edenlerin bu
gücünün cisimlerine atfedilmeleri mümkün değildir, aksine cisimlikleri dışında
başka güçlere sahip olmaları gerekir. İşte bu güçlere nefs (ruh) denir.

Tıp

Tıp alanındaki eserleriyle 17. yüzyıla
kadar hem Batı’da hem de Doğu’da otorite olarak kabul edilmiştir.

Din
Felsefesi

Din felsefesiyle ilgili düşünceleri
insanlık İçin dinin gerekli olup olmadığı, vahyin imkânı ve mahiyeti, vahiy
dilinin yapısı gibi konular etrafında yoğunlaşır. Topluluk halinde yaşayan
insanların huzur ve refah içinde yaşayabilmeleri için gerekli olan kuralların,
bir insan tarafından ortaya atılması durumunda mutlaka adaletsizliklerin
olacağını bu nedenle de Tanrı’nın bu noktada insanlara yol gösterici olarak
peygamberleri gönderdiğini belirtir. Nitekim vahyin ışığı olmadan iyi ve kötü sorunu
çözülemez; çünkü insan iyi ve kötü sorunu karşısında salt akıl düzeyinde
kalamaz, objektif düşünemez ve objektif davranamaz.



İbn Sînâ’nın Batı Düşünce Geleneğine Etkileri
İbn Sînâ’nın ismi, Latince Avicenna şeklinde
Latinceleştirilirken, Yahudilerce de Aven Sînâ şeklinde İbranileştirilmiştir.

Albertus Magnus hemen bütün eserlerinin,
her sayfasında İbn Sînâ’ya bir atıfta bulunur.
Onu,
Duns Scot, Saint Thomas, Saint Bonaventure, Albertus Magnus ve Roger Bacon takip
ederler.

Descartes, İbn Sînâ’nın ruhun varlığının, ruhun
bedenden ayrı olarak var olduğunu ispat için kullandığı “Uçan Adam” misalini
aynen tekrarlamıştır.

İbn Sînâ’nın zorunlu ve zorunsuz varlık
ayırımı, İbn Davud ve Musa b. Meymun da dahil, genelde bütün Yahudi filozoflarca
kabul edilmiştir.

İSLÂM DÜŞÜNCE TARİHİ

Editör: Prof. Dr. Mehmet Bayrakdar

Anadolu Üniversitesi Yayını, Yayın No: 2070

Eylül 2010, Eskişehir