İbn-i Haldun ve Sosyolojinin Doğuşu

604
PAYLAŞ

ve çeşitli fikirler ileri sürmüştür. Ancak, toplum hakkında düşünmüş olmaları bu dü- şünürleri sosyolog olarak adlandırmaya yetmez. Bu konuda tek istisnanın, toplum hakkındaki düşünme yöntemindeki özgünlük nedeniyle ibn-i Haldun olduğu ka- bul edilir. Ancak bilimsel anlamda sosyolojik düşüncenin, yani bir bilim olarak sosyolojinin ortaya çıkışı İbn-i Haldun’un ölümünden dört yüz yıl kadar sonra, 1800’lerde başlamıştır.
ibn-i Haldun (1332-1406)
ibn-i Haldun
Tunus’ta dünyaya gelen ibn-i Haldun, din, matematik ve tarih eğitimi almıştır. Yaşamı boyunca Tunus, Fas, is- panya ve Cezayir devletlerinde çeşitli hizmetlerde bu- lunmuş, daha sonra Kahire’de Al-Azhar Üniversitesi’nde çalışmaya başlamıştır. En önemli eseri 1374 yılında ta- mamladığı Mukaddime’dir.
ibn-i Haldun, söylentilere ve aktarmaya dayalı tarihî bilgilere güvenilemeyeceğini, bu nedenle anlatılan tarihi bilgilerin eleştirilmesi ve gerçeğe ne derece uydukları- nın araştırılması gerektiğini savunmuştur. ibn-i Haldun’a göre çeşitli ulusların ge- lişmelerini aktarmak yeterli değildir, esasen bu gelişmeye neyin neden olduğunun anlaşılması gerekmektedir ve bu nedenler, toplumsal olayların incelenip araştırıl- ması yoluyla ortaya konabilir (Gürkan, 1967:227). ibn-i Haldun tarih bilgisini akta- ranların çeşitli nedenlerle öznel davrandıklarını vurgulamış ve gerçek tarih bilgisi- ne ulaşmak için toplumsal olguların, çeşitli uygarlıkların zaman içindeki değişim- lerinin ve bu değişimlerin nedenlerinin tarafsız bir şekilde gözlenmesi ve incelen- mesi gerektiğini belirtmiştir. (ibn-i Haldun, 1954: 5-9).
ibn-i Haldun, toplumsal gerçekliğin incelenmesi ve toplumsal değişmenin ne- den ve sonuçlarının araştırılması konusunda tarihe “Ümran Bilimi” olarak ad- landırdığı (ibn-i Haldun, 1954: 97) bir bilimin yardımcı olacağını belirtir. Bu ye-
ni bilim insan topluluklarının doğasını, nasıl bir yaşam sürdüklerini (yerleşik mi göçebe mi olduklarını), bu kavimlerin yaşadıkları ülkeleri nasıl ele geçirip el- lerinde nasıl tuttuklarını, devletlerini nasıl kurup güçlendirdiklerini, bu devlet- lerin nasıl çöktüğünü, bu kavimlerin yaşamlarında ekonomik, bilimsel ve sanat- sal faaliyetlerin zamanla nasıl ve neden değiştiğini inceleyecektir (Gürkan, 1967: 229). Diğer bir deyişle bu yeni bilimin toplumsal olayları inceleyip sınışandıra- cağını ve toplumsal değişmeyi inceleyeceğini belirten ibn-i Haldun, böylece gü- nümüzde sosyolojinin inceleme alanına giren konuları Ümran Biliminin alanına dâhil etmektedir.

İbn-i Haldun yaşadığı toplumda politika ve ekonomi gibi çeşitli toplumsal ku- rumları incelemiş, farklı toplumsal örgütlenme biçimlerini karşılaştırmış, siyasal egemenliğin ve otoritenin kaynaklarını araştırmıştır. insan toplumlarının birbirin- den farklı olmasını geçinme biçimlerinin farklı olmasıyla açıklamış, ayrıca coğrafi ve ekonomik koşulların, üretim biçimi ve üretim ilişkilerinin de toplumların farklı- laşmasında etkili olduğunu belirtmiştir (Gürkan, 1967:230). Diğer bir deyişle ibn-i Haldun, insanların doğal eğilimlerinin ya da yaradılışlarının değil, alışık oldukları gelenek ve şeylerin ürünü olduğunu savunmuştur. insan toplumlarında gözlemle- nen bu farklılıklara rağmen, ibni Haldun’a göre toplumları bazı benzer özellikleri açısından tipleştirmek mümkündür. Bu çerçevede ibn-i Haldun göçebe ve yerleşik toplumlar olmak üzere iki temel toplum tipi belirlemiş ve bu toplumları inceleye- rek bunlar arasında sistematik bir karşıtlık kurmuştur. Bu nedenle, ibn-i Haldun’un çalışmaları daha sonra Aydınlanma düşünürlerinin bir kısmı ve Marx tarafından ge- liştirilecek olan materyalist sosyolojinin öncüsü sayılabilir (Ritzer, 2008:4; Callini- cos, 2004:28).
ibn-i Haldun’un sosyolojik düşünce ve tarihsel gözlemi ilişkilendirmenin öne- mi üzerinde durması, toplumun bilimsel olarak incelemesine, ampirik araştırmala- ra ve toplumsal olguların nedenlerini aramaya büyük önem vermesi, çalışmaları- nın çağdaş sosyolojiyle birçok ortak yönü olduğunu göstermektedir