I. Baybars Kimdir, Hayatı, -Memluklu Sultanı- Hakkında Bilgi

38

el-Melikü’z-Zâhir Rüknüddîn es-Sâlihî el-Bundukdârî (ö. 676/1277) Mısır Bahriyye Memlükleri sultanı (1260-1277).

620’de (1223) Kıpçak ülkesinde doğ­du. Kıpçak kabilelerinden Borçoğlu veya Borlu kabilesine mensuptur. Esir olarak önce Sivas’a, daha sonra Halep’e ve Dımaşk’a götürüldü. Orada bir kuyumcu­ya satıldıktan sonra Hama’da mahpus bulunan Emîr Alâeddin Aytekin el-Bundukdârî tarafından satın alındı ve onun­la birlikte Kahire’ye gitti. Bu şehirde el-Melikü’s-Sâüh’in teşkil ettiği Bahriyye Memlükleri’ne katıldı. Kısa zamanda ken­dini göstererek Bahriyye Memlükleri’nin Önde gelen liderleri arasına girdi. el-Me-likü’s-Sâlih’in oğlu Turan Şah zamanın­da, Dimyat’ı ele geçirerek Mansûre’ye kadar ilerleyen Fransa Kralı IX. Louis-nin yenilgiye uğrayıp esir düşmesinde önemli rol oynadı (1250). Aynı zamanda Memlûk gruplarına karşı olumsuz bir tutum içinde bulunan Turan Şah’a karşı suikast düzenleyenlerin elebaşılarından biri oldu. Ondan sonra tahta çıkan Ay-bek’in Bahriyye Memlükleri’nin önde ge­len reislerinden Aktay’ı öldürtmesj üze­rine arkadaşlarıyla birlikte Dımaşk ve Kerek Eyyübî meliklerinin yanına sığın­dı. Aybek’in yerine Mısır tahtına Kutuz geçince tekrar Kahire’ye döndü ve onun hizmetine girdi. Bu sırada Suriye’ye gi­ren Moğollar’a karşı Kutuz’un sevketti-ği orduda öncü kuvvetlerin kumandan­lığını yaptı. Aynicâlût’ta Moğollar’ın he­zimete uğramasında Önemli rol oynadı. Burada gösterdiği başarı­lar sebebiyle Kutuz’dan Halep nâibliğine tayinini istediyse de bu isteği kabul edilmedi. Gerek bu isteğini kabul etme­mesi gerekse Bahriyye Memlükleri’nin reisi Aktay’ın öldürülmesi işine karışma­sı dolayısıyla Kutuz’a karşı kin besleyen Baybars onun ortadan kaldırılması için bir suikast planı hazırladı. Sonunda av­lanmak üzere karargâhtan uzaklaşan Kutuz’u arkada şiarın m yardımıyla öldür­dü. Kutuz’un katli üzeri­ne Sâlihiye’de saltanat otağında topla­nan Bahriyye Memlükleri’nin ileri gelen­leri Baybars’ı sultan ilân ettiler. Baybars Kahire’ye girip Kal’atülcebel’e çıkarak el-Melikü’z-Zâhir unvanı ile 26 Ekim 1260’ta tahta geçti.

Baybars’ın tahta çıkışı ile Memluk ta­rihinde yeni bir dönem başladı. On yedi yıl kadar süren saltanatı sırasında Mısır ve Suriye’deki Memlûk Devleti’nin ger­çek mânada kurucusu oldu. Başa geçer geçmez dışarıda Moğol ve Haçlı tehlike­sine karşı koyarak nüfuzunu Nûbe ve Arap yarımadasına yayacak bir siyaset takip etti. İçeride ise ayaklanmaları bas­tırarak emniyet ve asayişi sağladı. Ayrı­ca Mısır ve Suriye’de kendisinden son­ra da uzun müddet devam edecek olan idarî düzenlemelerde bulundu. Baybars icraatını yapabilmek için İlhanlılar’a kar­şı Altın Orda Hanlığı, Suriye’deki Haçlılar’a karşı da Bizanslılarda anlaşmaktan çekinmemiş, ayrıca Mısır ve Suriye’deki Memlûk hâkimiyetini kuvvetlendirmek için Bağdat Abbasî hilâfetini Mısır’da ye­niden kurmuştur.

Aynicâlût yenilgisinden sonra İlhanlılar’ın 1265’te Fırat üzerindeki Birecik Kalesi’ne hücumları Baybars’i bizzat se­fere çıkmaya mecbur bıraktı. Onun bu hareketi üzerine İlhanlılar kuşatmayı kal­dırarak geri çekildiler. Aynı yıl Hülâgû’nun ölümü üzerine İlhanlı tahtına geçen Abaka Haçlılar’la anlaşarak 1269’da Ha­lep yakınlarındaki Sâcür’a kadar ilerle­di. Baybars buraya bir ordu sevkettiği gibi kendisi de Suriye üzerine yürüdü. Henüz Dımaşk’a ulaştığı bir sırada da İlhanlilar’ın bozguna uğrayarak geri çekil­dikleri haberini aldı. Ancak Abaka bu ba­şarısızlıktan yılmadı. 1271’de Antep ve Hârim’e hücum etti; fakat Baybars’ın kuvvetleri İlhanlılar’ı Harran’da yendi ve müttefikleri olan Haçlılar’ı da bozguna uğrattı. Bunun üzerine Abaka barış is­temek zorunda kaldı, buna rağmen bir taraftan da 1272’de askerî harekâtını sürdürdü. Birecik’i tekrar kuşattıysa da Baybars’ın geldiğini duyunca kuşatmayı kaldırdı. İlhanlı saldırıları üzerine Bay­bars sadece müdafaada kalmadı. Selçuklular’dan gelen istekler üzerine ha­rekete geçerek Nisan 1277’de Elbistan’­da İlhanlılar’ı ağır bir bozguna uğrattı, Baybars Moğollar karşısında göster­diği başarılan Haçlılar karşısında da gös­terdi. Daha başa geçer geçmez Haçlılar’a hücuma başladı. 1261’de VI. Bohemond’-un İlhanlılar’la anlaşması üzerine Antak­ya’ya saldırdı, 1262’de de bu saldırısını tekrarladı. Baybars Haçlılar’a karşı topyekün bir mücadeleye girişmek ve onla­rı Ortadoğu’dan çıkarmak amacındaydı. Nitekim 1265 Şubatı başlarında harekete geçerek Kaysâriye, Yafa, Aslis ve Arsuf şehirlerini ele geçirdi. 1266’da ise doğuda Akkâ üzerine hücum etti. Ancak buranın çok müstahkem olduğunu gö­rünce Safed’e yöneldi, aynı yılın yazında Remle’yi aldı. Ayrıca Ermeni Kralı I. Hetum’un Moğollar’la iş birliği yapması do­layısıyla Kalavun kumandasında büyük bir orduyu onun üzerine yolladı. 24 Ağus­tos 1266’da I. Hetum’un kuvvetlerine büyük bir darbe indirildi. Memlûk ordu­su Adana, Misis, Tarsus, Sis gibi şehir­leri yağmaladı. 1267’de Baybars Taberiye ve Akkâ bölgelerini vurdu. Nihayet 1268 Nisan ayı başlarında Antakya’ya hücum etti, kısa bir kuşatmadan sonra şehri zaptetti. Bu fetih Haçlılar’ın doğu­da kurdukları ikinci prensliğin ortadan kaldırılması demekti. Baybars daha son­ra 1271’de Tarablus prensliğine saldıra­rak birçok şehri ve kaleyi ele geçirdi. An­cak 1270’te Kıbrıs’ı fethetmek için gön­derdiği donanmanın fırtınaya yakalana­rak birçok geminin kaybolması, bu sefe­rin başarısızlıkla sonuçlanmasına yol aç­tı. Baybars ayrıca Suriye’de Bâtınîler’in direnişlerini kırıp onları kendine bağ­ladı. Onun bu başarıları üzerine 1271’de, ileride İngiltere tahtına geçecek olan Prens Edward kumandasında küçük bir Haçlı kuvveti Akkâ’ya geldi. Bunlar Su­riye’deki Haçlılar’a pek yardımda bulunamadilarsa da Baybars ile Haçlılar arasında on yıllık bir barışı sağladılar. 1275’te tekrar Anadolu seferine çıkan Baybars Adana, Sis, Tarsus ve Ayaş’ı yağmaladı, Baybars Moğollar’ı bozguna uğrattık­tan sonra Antakya üzerinden Dımaşk’a döndüğü bir sırada ansızın hastalandı, on dört gün sonra da 20 Haziran 1277’de vefat etti ve Şam’da yaptırılan tür­besine defnedildi. Devlet idaresine getir­diği yenilikler ve kurduğu müesseseler­le Memlûk Devleti’nin gerçek kurucusu sayılan Baybars, haleflerinin gelecekte takip edecekleri siyasetin ana hatlarını çizmiş, halk hikâyelerine konu teşkil edecek kadar büyük şöhret kazanmış­tır. Samimi bir müslüman olan Baybars aynı zamanda Cengiz yasasını ve töresi­ni de uygulardı. Düzenli ve çalışkan bir devlet adamı olarak ülkenin idaresini sı­kı kontrolü altında tutar, adalete, hak ve hukuka büyük önem verirdi. Dört bü­yük Sünnî mezhep mensuplarının işleri­ni görmek için her mezhebe ait ayrı ay­rı kadıların başına kâdıikudâtlar tayinini ilk önce o gerçekleştirmiştir. Devlete merkeziyetçi bir yapı kazandırmaya ça­lıştığı gibi bütün ülkeyi düzenli bir yol şebekesiyle Kahire’ye bağladı. Mükem­mel bir posta teşkilâtı kurdu, ordusunu yeni silâhlarla donattıktan başka İsken­deriye, Kahire, Dimyat tersanelerini ge­nişletti. “Hâdirnü’l-Haremeyn” sıfatını kullanan ve önceleri taşıdığı “Rükneddin” unvanını, hıristiyan ve müşrik Moğollar’a karşı kazandığı zaferler dola­yısıyla “Seyfedam” şeklinde değiştiren Baybars’ın, ayrıca Suriye’nin çeşitli yer­lerine Türkmenier’i yerleştirdiği, Türk Memlükleri çoğalttığı, Türk-Moğol gele­neklerine değer verdiği. Berke Han’ın kı­zı ile evlendiği ve veliaht olarak ilân et­tiği oğluna Türk adı verdiğine göre mil­li” şuura sahip olduğu anlaşılmaktadır. Baybars bir asker ve kumandan olarak Ortaçağ İslâm-Türk tarihinin büyük simalanndandır. Kaynaklarda uzun boylu, esmer tenli, mavi gözlü olarak tarif edil­mektedir. Ayrıca çevgân oyununa çok düşkün olduğu, birçok hayır eseri mey­dana getirdiği de belirtilmektedir. Üçü erkek on çocuğu olmuştur.

Baybars’ın hayatı hakkında en önemli kaynaklar, onunla ilgili olarak yazılan üç hususi tarihtir. Bunlar İbn Abdüzzâhir’-İn er-Raviü’z-zâhir fî sîretil-MeHkİ’z-Zâhir, İbn Şeddâd’ın Sîretül-MeUki’z-Zâhir Baybars ve Safi’ b. Ali’nin Hüsnü’l-menâkıbi’s-sırriyyeti’l-müntezeca mi-ne’s-sîreti’z-Zâhmyye adlı eserleridir. İbn Abdüzzâhir’in eserinin British Mu-seum’daki eksik bir nüshası Fâtıma Sâdık tarafından İngilizce tercümesiyle birlikte neşredilmiş, Abdülazîz el-Huveytır daha sonra bu nüsha ile Süleymaniye Kütüphanesi nüshasını esas alarak eserin tenkitli neş­rini yapmıştır. İbn Şed-dâd’ın eserinin ikinci kısmını Şerefettin Yaltkaya Türkçe’ye tercüme etmiş, Edirne Selimiye Kütüphanesi’nde bulunan nüshanın “Târihu’l-Meliki’z-Zâhir” başlığını taşı­yan kısmı da Ahmed Hutayt tarafından neşredilmiştir. Eserin III. kısmı Süleymaniye, V. kısmı da Topkapı Sarayı Müzesi kütüphanelerinde bu­lunmaktadır. Şâfi’ b. Ali’nin eserini neşreden Abdülazîz el-Huveytır, Baibars The First adıyla başka bir eser de kaleme almıştır.

Diyanet İslam Ansiklopedisi