Hz. Muhammed’in Müellefe-i Kulüb Uygulaması Ve Yapılan İtirazlar

Kur’an’da Hz.Muhammed, Mekke’nin fethinden sonra müslüman olmuş olan Kureyşlileri gelenlerine ganimetten paylarına düşenden ayrı olarak, Beytü’l-mâl hissesinden de bol miktârda bağışta bulundu. Bunlar uzun yıllar, Hz.Muhammed’e düşmanlıkta öncülük yapmışlar, Mekke’nin fethinden sonra çâresiz Müslüman olmuşlardı. Ancak kalpleri İslâm’a ısınmamıştı. Bunca yıl İslâm düşmanlığı yaptıktan sonra, bir anda bütün kalbiyle Müslümanlığı benimsemek kolay bir iş değildi. Kur’ân, bu gibilere “el-müellefetü kulûbühüm” adını vermekte, kalplerinin kazanılması, İslâm’a ısındırılması için bunlara zekât verilebileceğini bildirmektedir. Hz. Muhammed bunları İslâm’a ısındırmak istedi. Çünkü bunlar nüfûzlu ve itibârlı kimselerdi, halk üzerindeki etkileri büyüktü. Samîmî müslüman oldukları takdirde, kendilerinden faydalı hizmetler beklenebilirdi.

“Müellefe-i kulûb” denilen bu kimselerin sayısı, 30 kadardı. Hz. Muhammed bunların bir kısmına 100’er deve ile uygun miktâr gümüş verdi. Ebû Süfyân ile oğlu Muâviye, Ebû Cehil’in oğlu İkrime, Amr oğlu Süheyl, Ümeyye oğlu Safvân, Ebû Talha oğlu Şeybe bunlardandır. Diğer kısmına ise, durumlarına göre 50’şer veya 40’ar deve, uygun miktarda gümüş verildi.

Ensâr’dan Bazı Gençlerin Yakışıksız Sözleri
Müellefe-i kulûb’a yapılan bu bağışlar, imânı zayıf olanları İslam’a ısındırmak, henüz imân etmemiş olanların, gerçek müslüman olmalarını sağlamak içindi.

Ancak, Hz.Muhammed’in bu yüksek düşüncesini ensârdan bazı gençler kavrayamamıştı. Kendi aralarında:

– Cenâb-ı Hak, Rasûlüne hayır ihsan buyursun, artık kendi kavmine kavuştu. Henüz kılıçlarımızdan Kureyş kanı damlarken, bizi bırakıp bütün ganimeti onlara verdi. Savaş gibi zor işler olunca biz çağrılıyoruz, ganimete ise başkaları… gibi sözlerle yakışıksız dedikodular yaptılar. Hatta münafıklardan biri:

– Bu paylaşımda Allah rızası gözetilmedi, demişti.

Hz.Muhammed bu tür dedikoduları duyunca son derece üzüldü. Hemen Ensâr’ın toplanmalarını emretti. Allah’a hamd ve senâdan sonra:

– Ey Ensâr Cemâti! Siz yolunu şaşırmış müşriklerdiniz. Allah size benimle doğru yolu göstermedi mi? Siz tefrikaya düşmüş, birbirinize düşman olmuştunuz. Allah, benim hicretimle sizi kaynaştırmadı mı? Siz fakir idiniz. Cenab-ı Hakk, benim aranıza gelmemle sizi refâha kavuşturmadı mı? Hz.Muhammed sordukça ensâr:

– Bütün minnet, Allah ve Rasûlüne, bütün minnet Allah ve Rasûlüne, diye cevap verdiler. Hz.Muhammed devâmla:

– Ey Ensâr! Siz isteseydiniz, şöyle de cevâp verebilirdiniz: “Seni kavmin yalanlamıştı. Bize hicret ettin, biz seni tasdik ettik. Seni kavmin terk etmişti, biz sana yardım ettik. Seni kavmin kovmuştu, biz seni bağrımıza bastık. Sen yoksuldun, biz seni malımıza ortak ettik… Böyle söyleseydiniz, doğru söylemiş olurdunuz, ben de sizi tasdik ederdim.

Ey Ensâr! Bu ne sözdür ki tarafınızdan söylenmiş, bana kadar ulaşmıştır? buyurdu. Ensârın ileri gelenleri:

– Ey Allah’ın Rasûlü, bizim büyüklerimizden hiç biri, sizi üzecek hiçbir söz söylememiştir. Yalnız bazı gençlerimiz, bu sözleri söylemişlerdir, dediler. Bunun üzerine Hz.Muhammed :

– Kureyşten bazı kimselere dünyalık verdim, bunlar küfür ve şirk zamanına yakın olduklarından, böylece kalblerini İslâm’a ısındırmak istedim. Ey Ensâr! Herkes aldığı mallarla, koyun ve develerle evlerine dönerken, siz de Peygamberinizle dönmeğe razı olmaz mısınız? Allah’a yemin ederim ki, Sizin Peygamberle Medine’ye dönmeniz, onların ganimet mallarıyla evlerine gitmesinden çok daha hayırlıdır, buyurdu. Ensâr yaşlı gözlerle:

– Râzıyız ey Rasûlallah, biz yalnız Seninle dönmek isteriz, diye heyacânla bağrıştılar. Hz.Muhammed devamla:

– Eğer hicret fazileti olmasaydı, ben ensârdan bir fert olmak isterdim. Bütün insanlar açık bir vâdiye, ensâr ise dar bir dağ yoluna girse, ben ensâr’ın yolunu seçer, onlarla beraber giderdim. Ey Ensâr! Siz benden sonra, hakkınızın çiğneneceği günler de göreceksiniz. Sabrediniz ki, Kevser havzı başında bana kavuşasınız, buyurdu.

Müellefe-i Kulüb Nedir, Müellef-i Kulüb Tanımı, Uygulaması