Hz. Muhammed -Günlük Hayatı ve İbadeti- Hakkında Bilgi

57

Hz. Pey­gamber Mekke’de önce dedesinin, ardın­dan amcasının himayesinde büyümüştü. Bir ara çobanlık yapmış ve ticaretle uğ­raşmış, nihayet zengin bir hanım olan Hz. Hatice ile evlenmişti. Medine’ye hicret et­tiğinde herhangi bir mal varlığı yoktu. Di­ğer muhacirler gibi o da bir süre ensarın yardımıyla geçindi. Bedir Gazvesi’nden sonra nazil olan ve ganimetlerin beşte birinin Allah’a, resulüne, onun akrabala­rına, yetimlere, yoksullara ve yolculara ait olduğunu bildiren âyet [Enfâl 8/41] Peygamber ailesinin başlıca geçim yolu­nu belirlemiş oldu. Resûl-i Ekrem’e bü­yük hayranlık duyan, Uhud Gazvesi’nde Mekkeliler’e karşı onun yanında savaşan, bu savaşta ölmesi halinde Benî Nadîr ara­zisindeki hurma bahçelerinin tasarrufu­nu Resûlullah’a bıraktığını bildiren yahudi din âlimi, mühtedî sahâbî Muhayrîk en-Nadrî, Uhud Gazvesi’nde ölünce bahçele­rinin geliri Resûl-i Ekrem’e kaldı. Mekkeliler’le gizli bir anlaşma yapan Benî Nadîr Yahudilerinin Medine’den sürgün edil­mesi üzerine Hz. Peygamber ailesinin yıl­lık geçimine yetecek kadar miktarı onla­rın topraklarında yetişen ürünlerden al­maya başladı. “Fey” denilen bu tür gelirlere fethedilen yerlerden alınan bazı mallar, Hayber ve Fedek arazilerinden gelen yıllık ürünün belli bir miktarı da ilâve edildi.

Böylece Medine’ye geldikten bir süre sonra maddî imkânlara kavuşan Resûl-i Ekrem malını müslümanların ihtiyaçları­na harcar, kendisi son derece mütevazi bir hayat sürerdi. Rızkının ailesine yete­cek kadar olmasını ister, canı ve malı em­niyette, vücudu sıhhatte, günlükyiyeceği yanında bulunan kimseyi bahtiyar sayardı. Elde ettiği geliri hemen ihtiyaç sa­hiplerine dağıttığı için bazan birkaç gün yemek yemediği, gün boyu aç kaldığı, evinde bir iki ay boyunca yemek pişmediği olurdu. Kendisi ve ailesi buğday ek­meğini pek nâdir görür, çok defa arpa ekmeği yer, bununla bile iki gün arka ar­kaya karınlarını doyuramazlardı. Hz. Peygamber’in vefa­tı sırasında, daha önce bir yahudiye zır­hını rehin bırakarak aldığı 30 ölçek arpa­dan geriye pek az bir şey kalmış, tereke olarak da sadece bir katırla silâhı yanın­da sadaka olarak ayırdığı bir araziyi bı­rakmıştı. Onun bu kadar sade yaşamasının sebebi dünya­nın insanı cezbeden güzelliklerine değer vermemesiydi. Uhud dağı kadar altını ol­sa borcunu ödeyeceği miktarı ayırıp geri kalanı üç gün içinde dağıtacağını söylerdi. Yatağının yüzü tabaklanmış deriden, içi de yumuşak hurma lifindendi. Daha çok bir hasırın üzerin­de yatar, hasırın vücudunda iz bırakması sahâbîlerini üzdüğü halde kendisi buna aldırmazdı. Oturması için kendisine minder verildiğinde minde­ri bir başkasına verip yere oturmayı ter­cih ederdi. Kendisi­ni ashabından üstün görmez, onların yap­tığı işi o da yapardı. Hendek Gazvesi’nde hendek kazılırken kendisi de çalışmış. Kubâ Mescidi ve Mescid-i Nebevi inşa edilir­ken sırtında toprak ve kerpiç taşımıştı.