Hz. Fatıma Türk Edebiyat, Kültür, Folkloründe Hakkında Bilgi

28

Edebiyatta Hz. Fatıma

Hz. Peygamber’in nes­lini devam ettirmesi, onun en sevdiği kı­zı ve Ehl-i beyt’in beş rüknünden biri ol­ması dolayısıyla Hz. Fatma’nın Resûl-i Ekrem’in hayatında önemli bir yeri var­dır. Bu sebeple Hz. Peygamber ve Ehl-i beyt’İnden bahseden birçok manzum ve mensur eserde Fâtıma’nın adı ve vasıf­lan sık sık anıldığı gibi az sayıda da ol­sa onun bazı edebî eserlere konu teşkil ettiği de görülmektedir. Hz. Fâtıma’dan bahseden eserleri Türk edebiyatının kla­sik metinleriyle tekke ve halk edebiyatı­na ait parçalar, folklorik ürünler ve Türk halk inançlarında yer alanlar olmak üze­re gruplandırmak mümkündür. Bu eser­lerde Fâtıma eşine, evine ve çocuklarına bağlı, onlara hizmet eden, becerikli, sabirli, güzel ahlâklı örnek bir müslüman hanımı olarak tasvir edilir. Bu tür me­tinlerde isminin Türk halk ağzında aldı­ğı Fatma veya Fadime şekilleri yanında Fatma Ana, ayrıca beyaz tenli olması se­bebiyle Zehra (Fâtımatü’z-Zehrâ). iffetli oluşundan dolayı Betûl, bir hadiste cen­netteki en faziletli dört kadından biri diye tanıtıldığı için “cennet hatunu”, kı­yamette kendisinden şefaat beklendiği için de “kıyamet hatunu” ve “seyyidetü’n-nisâ” unvanlarıyla anılmaktadır.

Hz. Fâtıma. Resûl-i Ekrem’in hayatını anlatan manzum ve mensur siyerlerde onun daima en yakınında bulunan, Özel­likle kız çocuklarına değer vermeyen Arap toplumunda bu kötü âdetin orta­dan kaldırılmasını sağlayan değeri do­layısıyla en sevgili çocuğu olarak anıl­mıştır.

Başta Süleyman Çelebi’nin Vesîletü’n-necat’i olmak üzere birçok mevlid met­ninde, bilhassa vefat bahri içinde Hz. Fâ­tıma’dan bahsedildiği görülmektedir. Bu bölümlerde daha çok Resülullah’ın has­talanması, vefat edeceğini bildirmesi, Azrail’in onun ruhunu kabzetmeye gel­diğinde Fâtıma’nın onu karşılaması, ve­fatından sonra üzüntüsünü bir ağıt ha­linde dile getirmesi söz konusu edilmek­tedir. Ayrıca mevlidlerin genellikle matbu nüshalarında vefat bahrinin so­nunda “Vefâtü Fâtımate’z-Zehrâ radiyallâhü anhâ” veya “Ahvâl-i Fâtıma” baş­lıklı müstakil bir bölüm yer almaktadır. Bu­rada Hz. Fatma’nın babasının hastalığı ardından ağlayıp sızladığı, yemekten ve içmekten kesildiği, sonunda Hz. Pey­gamber’in Fâtıma’yı yanma çağırtıp ken­disine ilk kavuşacak yakınının o oldu­ğu müjdesini vermesi, durumu eşine ve çocuklarına haber veren Fatma’nın kı­sa bir vasiyetten sonra babasına kavuş­tuğu lirik bir üslûpla anlatılmaktadır. Bazı mevlid metinlerine eklenen “Hikâ­ye-i Cemel’in sonunda ise Hz. Peygam­ber’in vefatına dayanamayarak başını yerlere çarpıp can veren deveyi Hz. Fâ­tıma’nın kefenleterek defnettirdiğinden bahseden kısa bir bölüm yer alır.

Son devrin tanınmış mutasavvıfların­dan Muhammed Esad Erbîlî. Süleyman Çelebi mevlidinin vezninde (fâilâtün fâilâ-tün fâilün) “Mevlid-i Şerîf-i Hazret-i Fâ­tımatü’z-Zehrâ radıyallâhü anhâ” başlıklı yetmiş dört beyitlik Farsça bir man­zume kaleme almıştır. “Evvelâ nâm-ı Hu­da yâd âverîm / Şükr gûyân fıkr-i eltâ-feş künîm” beytiyle başlayan bu man­zumeyi Erbîlî’nin oğlu Mehmed Ali Efen­di Türkçe’ye çevirmiş ve ilk beytini, “Ev­vel Allah adını zikr edelim / Fikr edip el-tafına şükr edelim” şeklinde tercüme etmiştir. Her iki manzume Esad Erbîlî divanının yeni baskısında yer almakta­dır (s. 250-275). Ancak burada tercüme­nin Esad Efendi’ye ait olduğu belirtil­mektedir ki bu yanlıştır.

Hz. Fâtıma’nın edebi metinlerde yer almasına vesile olan diğer bir özelliği de Hz. Ali’nin eşi olmasıdır. Dinî-tasavvufî konularda eser yazan pek çok müellifin yanında özellikle Alevî, Bektaşî şairlerin şiirlerinde Hz. Fâtıma’nın bu yönüyle söz konusu edildiği görülmektedir. Kul Him-met’in. “Gül kokusu Muhammed’in teri­dir / Âh ettikçe karlı dağlar eritir / Ha­tice Fâtıma Hakk’ın yâridir / Onun ka­tarından ayırma bizi” dörtlüğüyle Edib Harâbî’nin, “Naciye fakîre kemter bacı­dır / Muhammed Ali’ye kuldur nâcidir / Cümle erenlerin başı tacıdır / İşte Fâtımatü’z-Zehrâ’mız vardır” dörtlüğü bu­na örnek teşkil eder. Ayrıca Hasan ile Hüseyin’in anneleri olması dolayısıyla özellikle Kerbelâ vak’ası üzerine yazılan maktel ve mersiyelerle Ehl-i beyt sevgi­sini işleyen diğer edebî ürünlerde Hz. Fâtıma ile ilgili fasıllara, beyit, kıta ve mesnevilere daha çok rastlanmaktadır. Meselâ türünün en tanınmış makteli olan Fuzûlî’nin Hadîkatü’s-süadâ adlı eserinin dördüncü bölümü Hz. Fâtıma”-ya ayrılmıştır. Burada onun hayat hikâ­yesi yer yer manzum parçalar eklene­rek ana hatlarıyla anlatılır.

Muharrem ayında dergâhlarda oku­nan mersiye ve ilâhilerde de Hz. Fâtıma çeşitli vasıflarıyla yer almıştır. Yûnus Emre’ye atfedilen, “Kerbelâ’nın yazıla­rı / Sehid düşmüş bâzıları / Fatma Ana kuzuları / Hasan ile Hüseyin’dir // Ker-betâ’da eli bağlı / Âşıkların kalbi dağ­lı / Fatma Ana ciğer dağlı / Hasan ile Hüseyin’dir” mısralarının yer aldığı hi­caz ilâhi bun­lardan biridir. Bestekârı meçhul hüz­zam makamında. “Kurretü’l-ayn-i ha-bîb-i kibriyâsın yâ Hüseyn / Nûr-i çeşm-i şâh-ı merdan murtazâsın yâ Hüseyn / Hem ciğer-pâre-i Zehra Fâtıma hayrü’n-nisâ / Ehl-i beyt-i murtazâ Âl-i abâ’sın yâ Hüseyn” ilâhisi de aynı özellikleri ihtiva eden muharrem ilâhilerindendir.

Bektaşî dergâhlarında mürşidin pos­tunun sağında Hz. Fâtıma’yı temsil eden bir ocak bulunur. Niyazlar önce mürşide, on iki imama ve Hz. Fâtıma’ya. sonra da diğer makamlara yapılır. Bütün nikâh du­alarında yer aldığı gibi Bektaşî tekkele­rinde yapılan evlenme törenlerinde de gençlere mürşid önünde yapılan duada, “Bu gençlerin evliliği Fatma Ana’mızla Hz. Ali’nin evliliği gibi mutlu olsun” te­mennisi tekrar edilir. Yine Bektaşî-Alevî edebiyatında çeşitli renk ve kokuların Ehl-i beyt’ten birini sembolize ettiği inan­cı vardır. Buna göre siyah renk ve nar kokusu Hz. Fâtıma’yı temsil eder.

Dede Korkut hikâyelerinde üstün ah­lâklı kadınlardan söz edilirken bunla­rın Hz. Âişe ve Hz. Fâtıma’nın soyundan geldikleri söylenir.

Türk folklorunda Hz. Fâtıma kültünün önemli bir yeri vardır. Anadolu’da kadın­lar Fatma (Fadime) Ana dedikleri Hz. Fa­tma’yı uğur ve bereketin timsali say­mışlardır. Anadolu’nun birçok yöresinde ocak duvarları sıvanır veya boyanırken is ile el işareti basılır. Uğur ve bereket getirsin diye basılan bu el “Fatma Ana eli”dir.

“Pençe-i Âl-i abâ” adı verilen elin baş parmağı Hz. Peygamber’i, işaret parma­ğı Ali’yi, orta parmağı Fâtıma’yı, yüzük parmağı Hasan’ı, serçe parmağı Hüse­yin’i temsil eder. Bu bakımdan Âl-i abâ’-nın zikredildiği birçok manzumede Hz. Fâtıma da söz konusu edilir.

Anadolu’da hanımlar yoğurt mayalar­ken, turşu kurarken, hamur yoğurur-ken, evin geçimi iyi olsun diye ocağa şe­ker atarken, hasta olan kimsenin sırtı­nı sıvazlarken. “El benim elim değil Fat­ma Ana’nın eli” diyerek başlar ve biti­rirler. Bu motifte bir bakıma Pençe-i Âl-i abâ’dan şifa beklendiği görülmek­tedir. Diğer bir halk inancına göre de Fatma Ana külde ekmek pişirdiğinden bilhassa yaşlı kadınlar külü yere dökmez ve üzerine basmazlar. Örgü ve dantel gibi el işlerine başlayan hanımlara ya­nındakiler. “Kolay gelsin, altın taş ol­sun, elin kuş olsun; Hızır yoldaşın, Fat­ma Ana komşun olsun” derler. Türk hal­kı İyi komşuları için, “Allah seni âhirette Fatma Ana’mıza komşu etsin” temenni­sinde bulunur.

Ebe doğum yapan kadının sırtını sı­vazlarken de, “El benim elim değil Fatma Ana’nın eli” diyerek doğumun kolay olacağına inandığını belirtir ve hastaya telkinde bulunur. Ayrıca doğum esna­sında kadınlara “Fatma Ana eli” (anasta-tika hierochuntica) denilen bir bitki kay­natılıp suyu içirilir. Bu sebeple Anadolu’­da bulunmayan ve özellikle çölde yeti­şen bu bitki hacdan dönenler tarafından getirilir, kıymetli bir hediye olarak hami­le kadınlara verilirdi. Bazı yörelerde ye­ni doğan kız çocuklarına göbek adı ola­rak Fatma adının verildiği de bilinmek­tedir.

Halk arasında yaygın olan bir rivayete göre Hz. Fâtıma cumartesi günü doğum yapmış, doğum esnasında leğen aran­mış, herkes çamaşır yıkadığı için leğen bulunamamış; bunun üzerine Fâtıma, “Cumartesi günü çamaşır yıkayana şe­faat etmem” demiş ve bundan dolayı cu­martesi günü çamaşır yıkanmaması ge­rektiği şeklindeki batıl inanç doğmuş­tur. Nitekim bugün Anadolu’nun birçok yöresinde bilhassa yaşlı hanımlar cu­martesi günü çamaşır yıkamazlar.

Hat sanatında Ehl-İ beyt mensupları­nın adlarını ihtiva eden çeşitli istiflerle bazı tekke ve camilerdeki Hulefâ-yi Râşidîn isimleri yanında Hz. Fâtıma’nın adı, Hasan ve Hüseyin ile birlikte umumiyet­le celî- sülüs hattıyla levhalar halinde ya­zılmıştır.

Fatma adı Anadolu’nun değişik böl­gelerinde yaygın olarak kullanılmakta, bu arada Fadime, Fadik. Fadili, Fadiş. Fato, Fatoş, Fattey şekilleri de kız ço­cuklarına ad olarak verilmektedir.

TDV İslâm Ansiklopedisi