Hz. Ebu Bekir Kimdir, Hayatı, Halifeliği, Hakkında Bilgi

28

Ebû Bekr Abdullah b. Ebî Kuhâfe Osman b. Âmir el-Kureşî et-Teymî (ö. 13/634) İlk müslümanlardan, Hulefâ-yi Râşidîn’in birincisi.

Fil Vak’ası’ndan üç yıl kadar sonra Mek­ke’de doğdu. Annesi Ümmü’l-Hayr Selmâ bint Sahr, Mekke döneminde Hz. Muhammed’in Erkam b. Ebü’l-Erkam’ın evin­de bulunduğu sırada İslâmiyet’i kabul etti. Babası Ebû Kuhâfe, Mekke fethin­den (8/630) hemen sonra oğlu Ebû Be­kir’in aracılığıyla müslüman oldu. Anne ve babasının mensup olduğu Teym kabilesi­nin soyu Mürre b. Kâ’b’da Hz. Peygamber’in nesebiyle birleşir. Resûl-i Ekrem’­den iki veya üç yaş küçük olan Ebü Be­kir kaynaklarda adından çok Atîk laka­bıyla anılmıştır. “Güzel, soylu, eski, azat edilmiş” gibi mânalara gelen bu lakabın ona annesi tarafından verildiği veya çok eskiden beri hayır yaptığı, yüzü ve ahlâ­kı güzel olduğu, yahut da soyunda ayıp­lanacak bir husus bulunmadığı İçin Atîk diye anıldığı rivayet edilmekle birlikte Hz. Peygamber’in. “Sen Allah’ın cehen­nemden azat ettiği kimsesin” şeklindeki iltifatna maz-har olduktan sonra bu lakapla anılma­ya başlandığı bilinmektedir. Câhiliye dö­neminde Abdü’l-Kâ’be olan adının müs­lüman olduktan sonra Hz. Peygamber tarafından Abdullah olarak değiştirildi­ği rivayet edilir. Servetini Allah yolunda harcayıp eski elbiseler giydiği için “Zü’l-hilâl”, çok şefkatli ve merha­metli olduğu için “Eyvah” lakaplanyla da anılmıştır. Ancak onun en meşhur lakabı Sıddîk’tir. “Çok samimi, çok sa­dık” anlamına gelen bu lakap kendisi­ne, mi’rac olayı başta olmak üzere gayb-la İlgili haberleri hiç tereddütsüz kabul ettiği için bizzat Resûl-i Ekrem tarafın­dan verilmiş ve İslâm literatüründe bu­nunla şöhret bulmuştur. Hz. Peygamberin vefatından sonra onun devlet yö­netimi görevini üstlendiği için de “Ha-lîfetü Resûlillâh” unvanıyla anılmıştır. Bekir adlı bir çocuğu olmadığı halde ken­disine Ebû Bekir künyesinin niçin veril­diği konusunda kaynaklarda yeterli bil­gi yoktur.

Ebû Bekir’in çocukluğu, gençliği ve müslüman olmadan Önceki hayatı hak­kında kaynaklarda fazla bilgi bulunma­maktadır. Yalnız elbise ve kumaş tica­retiyle meşgul olduğu. İslâmiyet’i kabul ettiği sırada 40.000 dirhem kadar ser­mayesi bulunduğu, ticaret kervanlarıyla Suriye ve Yemen’e seyahat ettiği bilin­mektedir. Hz. Peygamber’in yirmi beş yaşlarında iken katıldığı Suriye ticaret kervanında onun da bulunduğu rivayet edilir.

Ebû Bekir’in nasıl müslüman olduğu hususunda da kaynaklarda pek az bilgi bulunmaktadır. Genellikle Hz. Muham-med’in peygamber olduğunu haber alın­ca yanına gittiği ve kendisiyle görüştük­ten sonra İslâmiyet’i kabul ettiğine ina­nılır. Buna karşılık hemen bütün kaynak­larda Ebû Bekir’in İslâmiyet’i ilk kabul eden kişi olup olmadığı konusundaki çe­şitli rivayetlere yer verilmiştir. Hz. Peygamber’in onun üstünlü­ğünden söz ederken kendisini herkesin yalanladığı bir sırada Ebû Bekir’in inan­dığını ve İslâmiyet için her şeyini feda ettiğini söylemesi onun ilk müslümanlar-dan olduğunu göstermektedir. Kaynak­larda, Suriye’ye yaptığı seyahatlerde ra­hip Bahîrâ, rahip Nestûrâ ve Yemen’de-ki Ezdli bilginle görüştüğüne ve yine Suriye’de gördüğü bir rüya üzerine Hz. Peygamber’in risâletine hemen iman et­meye hazır hale geldiğine dair menkıbe-vî rivayetler bulunmaktadır.