Hüseyin Sadeddin Arel Kimdir, Hayatı, Eserleri

41

Hüseyin Sadeddin Arel, (1880-1955) Ünlü Türk mûsiki bilgini, bestekâr ve hukukçu.

Babası. Anadolu kazaskeri Dardağanzâde Hacı Mehmed Emin Efendi, annesi Fatma Zekiye Hanım’dır. Ailesi soyadı kanunundan sonra Arsebük, Arel ve Dar­dağan soyadları ile devam etmiştir.

İstanbul Vefa’da doğdu. İlk öğrenimi­ne Vefa’daki Taşmektep’te başladı. Şemsülmaârif ve Numûne-i Terakki mektep­lerinde devam etti. Babasının nâib* ola­rak İzmir’e tayin edilmesinden sonra or­ta öğrenimini oradaki Fransız Koleji’nde yaptı. Bir taraftan da özel olarak İngi­lizce. Fransızca ve Almanca dersleri alı­yordu. Ayrıca İzmir’de başladığı medre­se tahsilini, İstanbul’da tamamlayarak İstanbul rüûsunu kazandı. Yüksek tah­silini İstanbul’da Mekteb-i Hukük-ı Şâhâne’den birincilikle mezun olarak ta­mamladı.

Daha orta öğrenimi sırasında memu­riyet hayatına girdi. Önce Aydın Vilâyeti Mektûbu Kalemi müsevvd*i oldu. Sonra İstanbul’da Adliye Nezâretinde sırasıyla mütercimlik, Mektûbî Kalemi şifre kâtipliği, mühür ve şifre müdürlü­ğü ile mektûbî muavinliği görevlerinde bulundu. Bu görevde iken Adliye Nâzın Abdurrahman Paşa’nın kızı Pakize Hanım’la evlendi. II. Meşrutiyet’in ilânından sonra Adliye Nezâreti mektû­bî müdürlüğüne terfi” etti. Otuz üç gün­lük Ticâret-i Bahriyye Mahkemesi âzalığından sonra Rumeli-i Şâhâne Vilâyât-ı Selâse adliye müfettişliğine tayin edildi. 1910’da Washington’da toplanan Milletlerarası Hukuk Kongresi’ne Osmanlı Devleti delegesi olarak ka­tıldı. Bu münasebetle Avrupa ve Ameri­ka Birleşik Devletleri’ni gezerek incele­meler yapma imkânı buldu. Bir müddet sonra tekrar Adliye Nezâreti’nde görev aldı. Buradaki Umûr-ı Cezâiyye müdür­lüğü ve müsteşarlık vazifelerinden son­ra 1 Mart 1913’te Şûrâ-yı Devlet Nâfia ve Maliye Dairesi âzası oldu. Bir yıl son­ra “Defter-i Hâkânî” nazırlığına, 1915’te Şûrâ-yı Devlet Tanzimat Dairesi reisliği­ne getirildi. Aralık 1918’de Şûrâ-yı Devlet’in lağvı üzerine bu görevden ayrıldı. Cumhuriyetin ilân edildiği günlerde İz­mir’e giderek bir avukatlık bürosu açtı ve beş yıl burada kaldı. Bu yıllarda Adli­ye Vekâleti Ahkâm-ı Şahsiyye Komisyo­nu’na başkanlık etti. tapu ve kadastro kanununun çıkmasını sağladı. Türk Hu­kukçular Derneği’ni kurdu. 1943’te İstanbul Belediye Konservatuarı İlmî Ku­rul reisliğine getirildi ve beş yıl bu gö­revde kaldı. Bu görevde iken Filarmoni Derneği’ni kurdu. Başkanlıktan ayrıldığı yıl ileri Türk Mûsikisi Konservatuarı Der­neği’ni kurdu ve hayatının sonuna ka­dar bu derneğin başkanlığını yaptı. 6 Mayıs 1955’te Şişli’deki evinde vefat et­ti. Kabri Zincirlikuyu Asri Mezarlığı’ndadır.

İngilizce, Fransızca, Almanca, Arapça ve Farsça’yı birinden diğerine tercüme yapacak derecede iyi bilen Arel İslâm hukuku, Mecelle ve Avrupa hukuku hak­kındaki derin bilgisiyle Türk hukuk ta­rihinin önemli simaları arasında yer al­mıştır. Devletin çeşitli kademelerinde üstlendiği görevler. Avrupa ve Birleşik Amerika’da verdiği konferanslar, teb­liğler ve yazdığı makalelerle 1928-1953 yılları arasında İstanbul’daki avukatlık hayatı onun iyi bir hukukçu olarak ta­nınmasına sebep olmuştur. Fakat asıl şöhretini Türk müsikisindeki çalışmala­rıyla elde eden Arel’in bilhassa Türk mû­sikisinin son devirdeki en önemli birkaç simasından biri olduğu kabul edilmek­tedir.

İlk mûsiki tahsiline İzmir’de on yaşla­rında iken mandolin çalarak başladı. Bir süre sonra Şeyh Cemal Efendi’den ud ve Türk mûsikisi dersleri aldı. İstanbul’a döndüğünde bestekâr udî Şekerci Cemil Efendi’den mûsiki bilgisini ilerletti. Ay­rıca ney, piyano ve diğer bazı nefesli ve yaylı sazları öğrendi. 1907-1909 yılla­rında ünlü besteci ve mûsiki bilgini Edgar Manastan armoni, kontrpuan ve füg dersleri aldı. Başta Şeyh Hüseyin Fahreddin Dede olmak üzere çeşitli üstat­lardan Türk klasik ve dinî mûsikisi mesketti. Özel mûsiki toplantılarının birinde Dr. Suphi Ezgi ile tanıştı ve onunla ha­yat boyu sürecek bir mûsiki arkadaş­lığına başladı. Dârütta’lîm-i Mûsikî’nin öğretim kadrosunda yer aldı. Ayrıca çok sesli mûsiki ile de meşgul oldu. Kemen­ce beşlemesi gibi bir yeniliği gerçekleşti­rerek soprano, alto, tenor, bas, kontrbas olmak üzere beş ayrı boy kemence imal ettirdi. Bu sazlar için dörtleme ve beş­lemeler besteledi. İstanbul Şehir Umu­mi Meclisi’nce İstanbul Konservatuarı Batı Mûsikisi Bölümünün düzeltilmesi ve 1926’da kapanan Türk Mûsikisi Bölümü’nün yeniden açılması için büyük yetkilerle İlmî Kurul reisliğine getirildi. Burada Türk mûsikisi nazariyatı ve ta­rihi dersleri verdi. Türk Mûsikisi İcra Heyeti adıyla bir topluluk kurdu. Kon­servatuarın Batı Mûsikisi Bölümü’nü or­ta derecede bir Avrupa konservatuarı seviyesine ulaştırdı. Belediye Konservatuarı’ndan ayrıldıktan sonra ileri Türk Mûsikisi Konservatuarı’nı kurdu. 1953’e kadar buradaki derslerine devam etti.

İstanbul Belediye Konservatuarımda ders verdiği sıralarda, Türk mûsikisinin nazariyatı ve tatbikatı ile ilgili fikirlerini benimseyen öğrencileri Arelci adı ile anıl­maya başladı. Sonraları, bu yeni şartlar içinde yapılan eğitim hamleleri Arelcilik akımı olarak nitelendirildi. Bu akımın il­kelerini şu şekilde tesbit etmek mümkündür: Millî mûsikimizin adı Türk mûsikisidir, ona alaturka demek yanlıştır. Türk mûsikisi bir bütündür, sanat mû­sikisi ve halk mûsikisi gibi ayırımlar bu bütünün dallarından başka birşey de­ğildir. Millî mûsiki heptatoniktir pentatonik değildir. Türk mûsikisi ses sistemi tarihten gelen bir düzen içinde yirmi dört perdeli ve aralıkları eşit olmayan bir sistemdir ve Türk mûsikisinde Arel-Ezgi notasyonu olarak anılan notasyon ses sistemi ile bağlantılı olarak kulla­nılır. Türk mûsikisi sahip olduğu geniş, zengin, değerli kaynak ve malzemesiyle ilerlemeye Batı mûsikisinden daha mü­saittir. Bununla beraber Türk mûsikisi Batı mûsikisinin metot ve usullerinden de faydalanmalıdır. Okullarda mûsiki eğitimi ve öğretimi Türk mûsikisi nazariyatı esaslarına göre metotlu bir şekilde yapılmalıdır. Türk mûsikisi ilmî ola­rak incelenmeli, araştırılmalı ve çok ses­liliğe açılmalıdır.

Osmanlı İmparatorluğu devrinden baş­layarak çok geniş bir mûsiki çevresi ile münasebet kuran Arel’in İstanbul Şişli Küçükbahçe sokağındaki tarihî evinde yapılan mûtat cumartesi toplantıları mû­siki, edebiyat, millî sanat ve kültür ko­nularında akademik sohbet, müzakere ve münazaralara sahne olmuş bir mek­tep olarak kabul edilebilir. Engin bilgisi yanında ölçülü, ağır başlı, mütevazi şah­siyeti onu birçok öğrenci ve ilim adamı­nın âdeta müracaat makamı haline ge­tirmiştir. Zamanımızda Türk ve Batı mû­sikisi alanında yetişmiş belli başlı bir­çok musikişinasın bizzat onun öğreti­minden geçtiği veya etrafında teşekkül eden sanat ve kültür halkasında yer al­dığı söylenebilir. A. Adnan Saygun, Mesud Cemil, Fahri Kopuz. Ruşen Kam, Kemal Batanay, Veli Kanık, Hasan Ferit Alnar, Kemal İlerici ilk dönem; Lâika Karabey, Ercümend Berker, Haydar Sanal, Burhan Yılmaz Uysal, Yılmaz Öztuna, Ca­hit Atasoy da ikinci dönem öğrenci gru­bu içerisinde sayılabilir. İlk dönemde yer alan musikişinasların hepsi kendi sahala­rında birer değer olarak hizmet gördü­ler. İçlerinden Adnan Saygun gibi Arel’in görüşlerine zıt istikamette mesleğini ge­liştirenler de görüldü. İkinci dönem öğ­rencileri ise Arelcilik akımından ayrılma­dan Türk mûsikisi öğretiminde ön plan­da bazı görevler aldılar.

Arel’in, Türk ve Batı mûsikisi alanın­da Türkiye’de hatırı sayılır bir nota ko­leksiyonu ve çeşitli dillerde yazma ve matbu eserlerle dinî ilimler başta ol­mak üzere muhtelif konularda yazılmış kitapların yer aldığı büyük bir kütüpha­nesi vardı. İlk kütüphanesi, Kuruçeşme’­de kayınpederinin köşkünde oturduğu sırada meydana getirdiği kitaplıktır. İs­tanbul’un işgali üzerine Fransız İş­gal Kumandanlığının emrine tahsis edi­len köşkün 1922’de Fransızlar’ın ay­rılırken çıkardıkları yangın sonucu tama­men yanmasından sonra ikinci bir kütüp­hane kurdu. Zamanla geliştirerek zen­ginleştirdiği bu kütüphanede Türk mûsi­kisi nazariyatı üzerinde yazılmış hemen bütün Arapça. Farsça ve Türkçe yazma­ların kopyaları bulunmaktaydı. Dimitrius Cantemir’in Kitâbü Ümi’l-mûsiki ala vechi’l-hurufat adlı eserinin müellif hattı tek nüshası da bunlar ara­sındadır. Ayrıca yüzlerce dosya teşkil eden yazma Türk mûsikisi nota kolek­siyonu kütüphanenin en önemli kısmını teşkil etmekte olup bu eserlerden bir bölümünü kendi besteleri meydana ge­tirmekte idi. Vefatında besteleri ve telif eserleri Lâika Karabey’de kalmış, diğer­leri ise ailesi tarafından İstanbul Üniver­sitesi Edebiyat Fakültesi Türkiyat Enstİtüsü’ne bağışlanmıştır. Yalnız Hamparsum notası olarak 3023 sayfadan fazla notanın mevcut olduğu kütüphane, bu­gün Türkiyat Araştırma Merkezi adını alan enstitüde bulunmaktadır.

Neşir hayatına dergicilikle başlayan Arel, üç ayrı dergi çıkarmıştır:

1) Şehbâl. 1909-1914 yılları arasında on beş günde bir yayımlanan magazin ve fikir mecmuası. Türk basınında devrinin en mükemmel Örneği olarak kabul edilen mecmua 100 sayı devam etmiştir.

2) Türklük. 1939-1940 yılları arasında İs­mail Hami Danişmen’le birlikte çıkardı­ğı bu dergi, daha çok Türk tarihi ve Türk mûsikisinden bahseden aylık bir mec­mua olup on beş sayı yayımlanabilmiştir.

3) Musiki Mecmuası. 1948 yılında Lâika Karabeyle beraber yayımlamaya başladığı aylık bir dergidir. Günümüzde talebelerinden Etem Ruhi Üngör tara­fından üç ayda bir yayımlanmaktadır. Arel yazılarında şu müstear isimleri kul­lanmıştır: Şehbâl’de Bed’ Mensî, Mu­siki Mecmuası’nda Kimo, Asma, Tanık, Nişancı, Arı, Gülümser, Gerigören, Su­sak Emre.

Neşredilmiş eserleri şunlardır:

1) Türk Musikisi Nazariyatı Dersleri. Musiki Mecmuası’nda aralıklarla tefrika edil­dikten sonra kitap haline getirilmiştir (İstanbul I968). Eser bu sahada yazılmış ilk öğretim kitabıdır.

2) Türk Musikisi Kimindir? Önce Türklük, daha sonra Musiki Mecmuası’nda olmak üzere iki defa tefrika edilen bu eser kitap olarak da neşredilmiştir. Eserde Türk mûsikisinin İran. Arap, eski Yunan ve Bizans mûsikilerinden alınmış olduğu iddiaları ilmî olarak reddedilmektedir. Bu eserleri dışında Musiki Mecmuası’nda 63-65. sayısın­dan itibaren aralıklarla Sümer, eski Yu­nan, Hint, Arap ve Türk mûsikisinin bazı konularını ihtiva eden “Musiki Tarihi” ile “Armoni Dersleri” adlı seri makaleleri neşredilmiştir.

Ayrıca yine aynı mecmuada, Şeyhülis­lâm ve bestekâr Ebû İshakzâde Mehmed Esad Efendi’nin (ö. 1753) Atrabü’l-âsâr adlı eserini “Türk Bestekârlarının Tercemeihaller” başlığı altında tefrika etmiştir.

Arel’in neşre hazırladığı halde basılamayan bazı eserleri de bulunmaktadır. Bunlar Türk Musikisi İleri Solfej Ders­leri, Kontrpuan Dersleri, Füg Dersleri, Prozodi Dersleri, Piyano İçin Eser Na­sıl Yazılır? adlı kitaplardır.

Dinî ve din dışı sahada pek çok eser besteleyen Arel, titiz bir incelemeden sonra bunlardan ancak 750 kadarını be­nimsemiştir. Beste yaptığı formlar şu şekilde sıralanabilir: Âyîn-i şerifler, du­raklar, ilâhiler, nakış besteler, nakış ak­sak semailer, nakış yürük semailer, şar­kılar, köçekçeler, marşlar, gazeller, ço­cuk şarkıları, ney için taksimler, peşrev­ler, konser saz semaileri, saz semaileri, oyun havaları, tasvirî saz eserleri, tak­simler, iki ses, üç ses ve koro için eser­ler, altılamalar. beşlemeler, dörtlemeler, üçlemeler, ikilemeler. Eserlerinden 100 kadarının notası Musiki Mecmuası’nda yayımlanmış, bir kısım eserleri Türkiye Radyo ve Televizyon Kurumu Türk mûsikisi repertuarına alınmıştır.

Bestelerinde Türk dilinin prozodisini geniş açıdan ele alarak söz eserlerinde uygulayan Arel’in eserlerindeki en önem­li özelliklerden biri de makam zenginliği olup bestelerinde o zamana kadar kulla­nılmamış çeşitli makam geçkilerini gör­mek mümkündür. Lâlegül adlı yeni bir makam terkip etmiş, ferahnümâ ma­kamı ile ilk defa klasik bir fasıl bestele­miştir. Mûsiki formlarına usullü durak­lar gibi birtakım yenilikler getirmiştir. Ayrıca gazellere yaptığı bestelerle gazel formunun tek bestekârı olduğu söylene­bilir. Çeşitli makamlardan elli bir âyîn-i şerif besteleyerek bu konudaki gücünü ortaya koymuştur. Türkiye’de bestele­nen ilkokul şarkılarının çoğu da ona ait­tir. Türk mûsikisinin en büyük saz eser­leri bestekârı olduğunu söylemek de mümkündür. Saz semailerini dört haneden altı haneye çıkararak yaptığı “Kon­ser saz semaileri”, sazında belirli teknik bir seviyeye erişmiş sanatkârların solo çalması için yazılmıştır. Büyük saz toplu­luklarıyla çalınabilecek saz eserleri beste­lemiş, ayrıca notalı taksimlerde çığır aç­mıştır. Türk mûsikisinde ilk çok sesli mû­siki örnekleri vermiş, Batı mûsikisi form­larını çok sesli Türk mûsikisine uygula­ma çalışmaları yapmıştır. Bugün kulla­nılmakta olan donanım, güçlü, dizi, geçki, dörtlü, beşli gibi birçok Türkçe mû­siki terimi ilk defa Arel tarafından kul­lanılmış ve daha sonra yaygınlaşmıştır.

Diyanet İslam Ansiklopedisi