Hüseyin Portakal – Hegel ve Aydınlanma Yüzyılı

Vitaly Kutnetsov: Hegel ve Voltaire’de Tarih Felsefesi
Aklın Fenomenolojisi’nin yazıldığı tarih olan 1807’den itibaren Hegel, ‘Aydınlanma’nın karşıtı olan bir tarih felsefesi geliştirir.
Hegel felsefesinin anahtar kavramları olan ide, akıl, zihin ile tanrı ve tanrısal kayranın dinsel temelleri arasındaki yakınlıkları arttırmıştır. (s. 38)
Tarih ‘mutluluk ülkesi’ olamaz. Acılar, mutsuzluklar, insanların umutlarının boşa çıkması tarihsel olaylara çarpıp parçalanan tasarılar, dünyanın gidişinin evrelerini vurgular. (s. 40)
İnsan sadece tarihin bir kuklası olmaya indirgenmiş ve yerini imgesel bir konu olan akıl almıştır.

Marie-Jeanne Königson: Hegel, Adam Smith ve Diderot
“Şimdi kendi kendime soruyorum, ben bununla uğraşırken, insanın yaşamı üzerine bir eyleme dönüş olanağını nasıl bulabilirim.”
Hegel
Hegel, modern ekonomi politika görüşünü Fenomenoloji’ye yerleştirirken, emeğin yalnızca olumlu yanını görür… Birey ekonomik düzeyde vatandaşlık ve devletin bir üyesi bilincini kazanarak kendi bireysellik düzeyinde olacaktır.
Endüstri toplumunun atılımı ile kavgalı olan bilincin bu anlatımı, dil düzeyinde ve dil aracılığıyla kendi anlatımının ayrıcalığı düzeyinde ortaya çıkıyor: Diğer bir deyişle edebiyat yapıtı düzeyinde. La bildung (oluşum), bilincin oluşumu olarak kültür, bilinç kendi yabancılığını dile getirdiği zaman, en uç noktaya varır ve yine bununla orada dönüşü olmayan noktaya varır. Ya da devrim terörü içinde yok olur; ya da soyut ahlakın çelişkilerinden kaçmak için bir buhar gibi uçar, ya da aynı zamanda “özgürşüğün zorbalığını” ve güzel ruhun saf aldatıcılığını reddederek, kendisiyle Fenomenoloji’deki salt bilgiyi temsil edecek olan zor uzlaşmayı kabul eder. (s. 60/61)
“Diderot’nun diyaloğu, kendi dönemini aşılmaz bir biçimde nitelendiren yalnızca bir başyapıt değil, ayrıca içinde diyalektiğin bilinçli olarak bulunduğu Aydınlanma’nın şu özel dışavurumu var.” (G. Lukacs)
Hegel’in kendi diyalektiği ile Fİchte ve Schelling’e karşı çıktığı bir sırada Diderot’nun gerçek bir öncü olduğunu kabul eder.
Remau’nun Yeğeni’nin diyaloğunda diyalektik, soyut felsefe düşünüşlerine indirgenmemiştir -Diderot’nun zamanının ahlaksal sorunlarını inceleyen tam bir canlı biçiminden doğmuştur. Örneğin yapıtın kendisinin de gösterdiği gibi, öznel özelliği olarak diyalektik, aynı zamanda toplumsal yaşamın da bir ürünüdür. (s. 62/63)
Diyalektik düşünce, soyut düşünce özenle ayrı kalsın diye uçları yaklaştırıyor, donmuş anlamları yaşamın arkasında bulur, yasaklanmış anlamları bilince taşır. Özgür olmayan bireyin özgür sözüdür, sanatın gerçekliği, olayların ortadan kaldırıldıklarını göstermeye, olayları hazırlayan bir dil olmayan dil içinde gerçekliği açıklamaya, her zaman bu olaylardan yararlanmaya ve onlara başvurmaya dayanır. Böylece diyalektik düşünce zorunlu olarak yıkıcıdır. Bununla birlikte, diyalektik düşüncenin olumsuzluğu nihilizme (yadsınmacılığa) hiç benzemez, hatta tersidir denilebilir.
Büyük sanat yapıtı, insanlık dışı durumun dayanılabilir sınırlarını, dünyanın yabancılaşmasını ve ezilmiş, parçalanmış bilinci dile getiriyor; böylece yabancılaşmanın gizli köklerinin ortaya çıkışı oluyor. Diderot’nun diyaloğunda söz konusu olan, kapitalist endüstriyel toplumun gelişimidir. (s. 65)

Cem, Mayıs, 2002