Hüsameddin Uşşaki Tekkesi-Türbesi Tarihçesi, Mimari, Özellikleri, Hakkında Bilgi

23

Hüsâmeddin Uşşâki Tekkesi. İstanbul Kasımpaşa’da Halvetiyye-Uşşâkıyye tarikatının âsitânesiyle pîr evi olan tekke.

Uşşâki Âsitânesi, Pîşvâ-yı Tarîkat-ı Aliyye-i üşşâkıyye, Perşembe Tekkesi. Şimşirli Tekke olarak da anılmakta olup Uşşâkıyye’nin piri Hüsâmeddin Uşşâki tarafından XVI. yüzyılın son çeyreğinde kurulmuştur. Tekkenin Hüsâmeddin Uşşâki’ye teveccühü olan III. Murad tarafından tesis edil­diği belirtilmektedir.

Tekkeye Hüsâmeddin Uşşâki’nin vefatı­nı müteakip oğlu Şeyh Mustafa Efendi (ö. 1037/1628) postnişin olmuş, onu Bosnalı Şeyh Mustafa Efendi ile (ö. 1092/1681) oğlu Abalı Şeyh Hüsâmeddîn-i Sânı (ö. 1150/1737-38) takip etmiş. Hüsâmeddin Efendi-i Sânî’den sonra damadı Ahmed Hüsâmî Efendi (ö. 1161/1748) meşihatı devralmıştır. Zâkir Şükrü Efendi bu zâtın yerine geçen oğlunun adını ve vefat tari­hini vermemekte, yalnızca Şeyh Ahmed Hüsâmîzâde olarak zikredilen bu postni-şinin “gaib” olduğunu belirtmektedir. Da­ha sonra tekkenin postuna. Uşşâkiyye’nin Cemâliyye kolunun kurucusu Edirneli Şeyh Cemâleddin Uşşâki’nin hemşehrisi ve ha­lifesi Edirneli Yazıcı Şeyh Mehmed Safvetî Efendi (ö. 1192/1778)geçmiş, böylece tek­kenin meşihatı Cemâliyye-i Sâniyye olarak da anılan bu kola intikal etmiştir. Safvetî Efendi’nin halefi Şeyh Cemâleddin Uş­şâki’nin oğlu Şeyh Mehmed Nizâmeddin Efendi’dir (ö. 1199/1785). Nizâmeddin Efendi aynı zamanda Eğrikapı dışında Ce­mâliyye kolunun âsitânesi ve pîr evi olan Cemâlîzâde Tekkesi’nin meşihatını da üst­lenmiş, kendisinden sonra gelen oğlu Şeyh Mehmed Cemâlî Efendi ile (ö. 1246/1830-31) torunu Şeyh Alâeddin Efendi (ö. 1251/ 1835) bu çifte meşihat uygulamasını sür­dürmüş, Alâeddin Efendi’nin yerine de kız kardeşinin oğlu Şeyh Mehmed Kerâmeddin Efendi (ö. 1257/1841) geçmiştir. Kerâ-meddin Efendi’nin halefi olan ve “bânî-i sânî” diye anılan Edirneli Şeyh Mehmed Sıdkı Efendi ile (ö. 1273/1856) oğlu Şeyh Mehmed Said Efendi’nin de (ö. 1274/1857) Hüsâmeddin Uşşâki Tekkesi ile Fatih-Yenibahçe’de bulunan yine Cemâliyye kolu­na bağlı Mahmud Bedreddin Efendi Tek­kesi’nin meşihatını birlikte yürüttükleri, ayrıca Mehmed Kerâmeddin Efendi’nin küçük yaştaki oğlu Mehmed Cemâleddin Efendi’ye sırayla vekâlet ettikleri tesbit edilmektedir. Mehmed Said Efendi’nin vefatını müteakip Mehmed Cemâleddin Efendi (ö. 1331/1913) asaleten şeyh ol­muş, kendisini son postnişin olan Şeyh Mustafa Safî Efendi takip etmiştir.

Hüsâmeddin Uşşâki Tekkesi’nde 188S yılında üç erkekle bir kadının devamlı ika­met ettiği, XX. yüzyılın başlarında Mali­ye Nezâreti’nden yılda 168 kuruş tahsisa­tı, kurban bayramlarında da beş adet ko­yun istihkakı olduğu tesbit edilmektedir. Âyinlerin perşembe günleri icra edildiği tekke tasavvuf mûsikisi açısından önemli bir merkezdi. Tekkenin son zâkirbaşısı ve döneminin ileri gelen musikişinaslarından olan Kasımpaşalı Cemâleddin Efen-di’nin (ö. 1937) öğrencileri arasında Hafız Kemal. Sadettin Kaynak, Sadi Hoşses ve Kemal Batanay gibi ünlü mevlidhanlar ve bestekârlar bulunmaktadır.

Tekke binalarının zaman içinde geçir­miş olduğu değişiklikler şöyle özetlenebi­lir: Hüsâmeddin Uşşâki’nin Kasımpaşa’-daki evini tekke olarak kullandığı, tesis etmiş olduğu vakfın oğlu Şeyh Mustafa Efendi tarafından genişletildiği anlaşıl­maktadır. XVIII. yüzyılın ortalarına doğru Ahmed Hüsâmî Efendi’nin meşihatı sıra­sında Tersane Emini Yûsuf Efendi harap durumdaki bu ev-tekkeyi yıktırarak ye­niden inşa ettirmiş, vakfiyeye imam ve müezzin ödenekleri ekletmiştir. Bu tarih­ten sonra ahşap minareli bir mescid-tev-hidhâne ile harem dairesinden oluşan tek­ke. Edirneli Şeyh Mehmed Sıdkı Efendi’­nin meşihatı sırasında, muhtemelen ha­cet penceresinin üzerindeki kitabenin işa­ret ettiği 1266 (1850) yılında yeni baştan ihya edilmiştir. Aynı yüzyılın ikinci yansın­da tekrar harap düşen ve yıkılmaya yüz tutan binaların 1310’da (1892-93) Evkaf Nezâreti tarafından son olarak yenilendi­ği ve tekkelerin kapatıldığı 1925 yılına bu şekilleriyle intikal ettiği bilinmektedir. Hü­sâmeddin Uşşâki Tekkesi’nin bu son aşa­madaki mimari programı tevhidhâne, iki adet türbe, hazîre, selâmlık ve harem bö­lümleri, mutfak ve bir şadırvandan oluş­maktaydı.

Cumhuriyet döneminde türbeler, hazî­re ve cümle kapısı dışında kalan bölümler harap olmuş, bir müddet sonra yıktırılarak yerlerine ilkokul inşa edilmiştir. 1982′-de bazı şahıslar eliyle yapılan bilinçsiz ona­rımda türbelerin içleri fayansla, cephele­ri seramik karolarla kaplanmış, bu ara­da cümle kapısını takip eden geçit bir du­varla okulun bahçesinden soyutlanarak iki türbenin arasında mescid ve birtakım başka birimler ihdas edilmiş, sonuçta tek­keden artakalan son parçalar özgün bi­çimlerini büyük ölçüde kaybetmiştir.

Hüsâmeddin Uşşâki Tekkesi’nin 1950′-lere kadar bostanlar ve çiçek bahçeleriy­le kaplı olan çevresi günümüzde imalât­hanelerle dolmuş ve geçmişteki özelli­ği bütünüyle yok olmuştur. 1925 tarih­li Pervititch paftasında tekkeyi meyda­na getiren bölümlerin tek bir kitle içinde toplandığı, güneyde Pîr Hüsâmeddin so­kağı üzerindeki cümle kapısının yanlar­dan türbeler ve harem dairesiyle kuşatıl­dığı, bunların arkasında tevhidhâne-se­lâmlık kanadının bulunduğu, batı kesimi hazîreye ayrılan bahçede bir şadırvanın yer aldığı görülmektedir.

Toskan başlıklı pilastrlarla kuşatılmış olan cümle kapısının söveleri ve yuvarlak kemeri küfeki taşından yontulmuştur. Çıkıntı oluşturan kilit taşının üzerinde, metninin Osman Cemî Bey’e ait olduğu bilinen Farsça manzum bir kitabe, bunun da üzerinde beyzî bir madalyon içinde II. Abdülhamid’in 1310(1892-93) tarihli tuğ­rası yer alır. Duvarları tuğla ile. üstleri kır­ma çatılarla kaplanmış olan türbelerden cümle kapısının sağında bulunan ve Hü­sâmeddin Uşşâki ile haleflerinden beş ki­şinin sandukalarını barındıran kesim “bü­yük türbe” olarak anılır. Zamanında bü­yük türbenin asıl girişi kuzey duvarında yer almakta ve aynı duvarda sıralanan ba­sık kemerli iki pencereyle birlikte tevhid-hâneye açılmaktaydı. Tevhidhâne-selâm­lık kanadının yıktırılması ve yerlerine ilkokulun inşa edilmesi sırasında bütün bu açıklıklar örülerek nişlere dönüştürülmüş, bu arada sokağa (güneye) açılan üç pen­cereden doğudaki kapı haline getirilmiş­tir. Söz konusu açıklığın üzerinde Şeyh Ahmed Hüsâmîzâde’nin “gaib” olmasın­dan sonra hâtırasını yaşatmak için konul­duğu anlaşılan 1179 (1765-66) tarihli sülüs hatlı bir beyit yer alır. Hacet pencere­si olduğu anlaşılan ortadaki açıklığın üze­rinde Hüsâmeddin Uşşâki’nin adını içe­ren, “Mehmed Rİfat Mısri” imzalı ve 1266 (1850) tarihli, ta’likhatlı bir kitabe bulun­maktadır.

Büyük türbenin zemin döşemesinin al­tında birçok kabri barındıran bir bodrum katının varlığı dikkati çeker. Türk-İslâm mimarisinin erken dönemlerinde görü­len, ancak Osmanlı döneminde birkaç is­tisna dışında terkediien mumyalıklı küm­bet geleneğinin bu yapıda belirli bir ölçü­de yaşatılmış olduğu anlaşılmaktadır.

Cümle kapısının solunda yer alan ve “küçük türbe” olarak adlandırılan diğer bölümde ise en eskisi üçüncü postnişin Bosnalı Şeyh Mustafa Efendi’ye ait olan dört kabir mevcuttur. Kuzey duvarında sonradan kapıya dönüştürülmüş bir pen­cere, bu duvarın arkasında ise hazîreden geriye kalan parça bulunmaktadır. Doğu duvarında niş haline getirilmiş bir pen­cere, sokak üzerindeki güney duvarında da bir kapıyla ufak bir pencere yer alır.

Bugün yerinde ilkokul binasının bulun­duğu tevhidhâne iki katlı ve kagir bir ya­pı idi. Kuzeyindeki selâmlıkla, doğusun­daki haremle ve güneyindeki büyük tür­be ile bağlantılı olan bu bölümün asıl gi­rişi batı yönündeki avluya açılmaktaydı. Selâmlık ve harem bölümlerinin ahşap mesken niteliğinde iki katlı binalar oldu­ğu, şadırvanın sekizgen planlı olarak ta­sarlandığı da Pervititch paftasında görü­lebilmektedir.

TDV İslâm Ansiklopedisi