Hüsameddin Çelebi Kimdir, Hayatı, Hakkında Bilgi

24

Hüsâmeddin Çelebi (Ö. 683/1284) Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî’nin, Mesnevi’yi yazmasına vesile olan müridi ve halifesi.

622’de (1225) Konya’da doğdu. Urmiye’den Anadolu’ya göç edip Konya’ya yer­leşen bir aileye mensuptur. Mevlânâ Ce­lâleddîn-i Rûmî Mesnevisinin 1. cildinin önsözünde onun aslen Urmiyeli olduğunu ve. “Kürt olarak yattım, Arap olarak kalktım” diyen bir şeyhin soyundan geldiğini kaydeder. Bu şeyhin, Vefâiyye tarikatının kurucusu Tâcülârifîn Ebü’l-Vefâ el-Bağdâdî (ö. 501/1107) veya Urmiyeli Hüseyin b. Ali b. Yezdânyâr (ö. 333/944-45) olduğu öne sürülmektedir. Hüsâmeddin’in ancak üç nesil öncesine giden şeceresinde dedesinin adı Ahî Türk olarak kaydedilmiştir. Fakat bunun bir unvan ol­duğu kesindir. Hüsâmeddin Çelebi’ye Ahî Türkoğlu unvanı verilmesi babasının Kon­ya ve yöresindeki ahilerin şeyhi olması se­bebiyledir.

Eflâkî’nin anlattığına göre Konya’daki fütüvvet ehli, henüz ergenlik çağına ulaş­madan yetim kalan Hüsâmeddin’i baba­sının yerine ahî şeyhliği postuna oturt­mak istemişlerse de Hüsâmeddin adam­larıyla beraber Mevlânâ’nın müridi olmuş­tur. Eflâkî, sahip olduğu mal varlığının hepsini Mevlânâ ve müridierine bağışla­ması üzerinelalaların onu uyardığında, “Bana Allah’ın elçisine zahiren uymak mü­yesser oldu, Sizi de Allah rızâsı için Mevlânâ’nın aşkı ile azat ettim” dediğini nakle­der. Mevlânâ’ya samimi bir sevgiyle bağlanan Hü­sâmeddin ergenlik çağına ulaşınca bütün ahîler ve dostlarıyla birlikte onun hizme­tine girmiş, en yakın müridi ve halifesi olmuştur. Mevlânâ’ya bağlılığından dola­yı mensup olduğu Şafiîliği terkedip Mev-lânâ’nın mezhebi olan Hanefîliğe girmek istemiş, fakat Mevlânâ buna izin verme­miştir.

Hüsâmeddin, Tâceddin Mu’tezz’in ara­cılığı ile Ziyâeddin Vezir Tekkesi’ne şeyh tayin edildi. Onun bu tekkeye şeyh olma­sına karşı çıkanlar bulunmasına rağmen Mevlânâ’nın desteğiyle bu mevkiyi elde etmişti. Eflâkî, Hüsâmeddin’in Mevlânâ’ya gösterdiği sevgiye karşılık Mevlânâ’nın da kendisini diğer dostlarından ve akrabalarından daha üs­tün tuttuğunu, onun bulunmadığı bir mecliste konuşup neşelenemediğini söy­ler.

Mevlânâ kendisine gelen hediyelerin hemen hepsini Hüsâmeddin’e gönderir­di. Bir defasında Emîr Tâceddin Mu’tez önemli miktarda bir para gönderince oğ­lu Bahâeddin Veled, “Bizim evimizde hiç­bir şey yok; nereden bir şey gelse Çelebi’­ye gönderiyor” diye serzenişte bulunmuş, Mevlânâ da, “Ey Bahâeddin! Bir dilim ek­meğim bulunsa yine Çelebi’ye gönderir ve onu kimse ile mukayese etmem” de­mişti. Mevlânâ’nın Hü­sâmeddin Çelebi’ye gösterdiği bu saygı ve iltifatı gören kimseler Mevlânâ’yı onun müridi sanmışlardır.

Mevlânâ Meşnevi’sini, eserin birçok yerinde “Hak ziyası, Hak nuru, ruh cilâsı, dinin ve gönlün hüsâmı (kılıç), cömert Hü­sâmeddin” gibi vasıflarla övdüğü Hüsâ­meddin Çelebi’nin teşvikiyle yazmıştır. Hüsâmeddin, Mevlânâ’nın dost ve yakın­larının Hakîm Senâî’nin Hadîkatü’l-hakîka’sını veya Ferîdüddin Attâr’ın Mantıku’t-tayr ve Muşîöe/name’sini oku­duklarını görüp böyle bir eserin onun ta­rafından da yazılmasını gönlünden geçir­di ve bu düşüncesini Mevlânâ’ya söyledi. Mevlânâ da sarığının arasından Mesnevî’nin ilk on sekiz beytini ihtiva eden bir kâğıt çıkarıp ona verdi ve kâtipliğini ya­parsa devamını yazdırmaya hazır oldu­ğunu belirtti. Eserini bu olaydan sonra yazmaya başlayan Mevlânâ semâ eder­ken, hamamda yıkanırken, yolda gider­ken aşka gelip Mesnevi beyitlerini söy­lemiş, yazma işi bazan gece sabahlara kadar devam etmiştir.

Meşnevî’nin her cildine başlarken Hü­sâmeddin Çelebi hakkında övgülü ifa­deler kullanan Mevlânâ bazan eserini “Hüsâmînâme” adıyla anmiştır. Meşnevî’nin yazılmasına Hüsâmeddin’in sebep oldu­ğunu belirterek kendisine minnet ve şükran duygularını açıklamış­tır. Hüsâmeddin Çelebi’nin yazdığı Meşnevî nüshası günümüze ulaşmamıştır. Konya Yûsuf Ağa Kütüphanesi’ndekİ bir nüshada onun yazdığı nüsha­dan yapılan bazı nakiller bulunmaktadır. Hüsâmeddin Çelebi Konya’da 12 Şaban 683 (24 Ekim 1284) tarihinde vefat etmiş ve Mevlânâ’nın baş ucuna defnedilmiştir.

TDV İslâm Ansiklopedisi