Hukukun Etkinliğinin Saptanması: Yargılama

Hukukun Etkinliğinin Saptanması: Yargılama

Bu noktada, kukukun etkinliğinin nasıl saptanacağı sorunu kendisini gösterir. So­ru şu şekilde formüle edilebilir: Bir normun etkin olduğu nasıl anlaşılır?

Bu soruya ikili yanıt vermek gerekir. Birincisi, toplumun üyeleri bir norma dü­zenli olarak uymaktadırlar, dolayısıyla normun etkin olduğu söylenebilir. Yani in­sanlar, davranışlarını düzenli olarak bir norma uydurarak hareket ediyorlarsa, o norm insanların davranışlarına etki ediyordur. Ancak bu durumda da normun et­kinliğini fiili olarak saptamak güçlükler içerir. Zira, norma düzenli olarak uyuldu- ğu için mi, yoksa norma uyulmasa dahi etkin bir yaptırım sürecinin eksikliği nede­niyle normun ihlal edildiği saptanamadığı için mi normun bir yargılamaya konu ol­madığı kolayca anlaşılamayacaktır.

Normun etkinliğinin saptanabileceği ikinci durum, norm ihlal edildiğinde dü­zenli olarak bir yargılamaya ve yargılama sonucunda da yaptırıma konu oluştur­masıdır. Aslında kural olarak, belli bir hukuksal düzenlemenin etkinliğini saptama­nın en doğrudan yolu, bu hukuksal düzenlemenin ihlalinin mahkeme kayıtlarında gözlenmesidir. Mahkeme kayıtlarında rastlanan ve ihlali düzenli olarak bir yaptırı­mın uygulanmasıyla sonuçlanan düzenlemeler, hiç kuşkusuz ki, toplumsal yaşam­da etkin olarak uygulanan düzenlemelerdir. Aslında burada bir tür paradoks da söz konusudur. Normun varlığının fiilen saptanabilmesi için öncelikle ihlal edilme­sine ihtiyaç duyulur. Böyle bir ihlal karşısında, çeşitli mekanizmalar devreye girip norma uyulmasını sağladığında, normun varlığını da saptamış oluruz. Bu durumu, soluduğumuz havaya benzetebiliriz. Nefes alıp verdiğimiz sürece farkında olmasak bile, aslında solunabilir bir hava tabakasının içerisinde yaşarız. Bu koşullar altında, çok özel olarak incelenmedikçe varlığını tespit etmek aklımıza gelmez. Ne zaman ki içinde nefes alıp verdiğimiz hava tabakası solunabilirlik özelliğini yitirir, o za­man eksikliğinin, aslında bir başka deyişle varlığının farkına varırız. Hukuk normu­nun etkinliği de ancak ihlali durumunda devreye giren mekanizmalar sayesinde “çıplak gözle” gözlemlenebilir hale gelir.

Öyleyse, hukuk sosyolojisi yaklaşımı açısından hukukun saptanması söz konusu olduğunda; mahkemelerin ve yargılama faaliyetinin özel bir yeri olduğu görülecek­tir. Yargılama, soyut normatif düzenlemenin olgusal olarak görünür hale geldiği yer­dir. Başka bir ifadeyle, soyut bir tasarım olan hukuksal düzenlemenin gerçek dünya­daki yansımasıdır. Bu yönüyle yargılama, hukukun kristalleşmesi anlamına gelir.

Hukuk sosyolojisi açısından yargılama, bir davranışın norma uygun olup olma­dığının saptanması sürecidir. Her ne kadar, hemen yukarıda mahkemeden söz edilmişse de aşağıda da görüleceği üzere hukuk sosyolojisi, hukukun kaynağı ola­rak yalnızca devlet iktidarını görmediği için, mahkemeden ziyade yargılamadan söz etmek doğru olur. Zira mahkeme, yargılama yapmak üzere kurulan ve devlet düzeni içerisinde yer alan özel bir mekanizmanın adıdır. Oysa yargılama kavramı, hukuk sosyolojisinin yaklaşımına daha uygun düşer. Yargılama, resmî bir usulle yapılmıyorsa da önemli olan, yargılamayı yapanın ihlalden zarar gören olmaması ve yaptırım uygulayabilmesidir (Özcan, 1998: 37).

Türkiye’deki hukuk düzeni içerisinde ağır çalışma koşulları altında önemli bir işlevi yerine getiren

mahkemelerde, kürsünün hemen üstünde “Adalet mülkün (devletin) temelidir.” yazısı yer almaktadır.