Hukuk Normunun Varlığı ve Toplumsal Düzen

Hukuk Normunun Varlığı ve Toplumsal Düzen

Hukukun etkinliğinin öne çıkartılması, hukukun varlığının gözlem yoluyla ve fiilî bir ilişki olarak “sonradan” saptanması anlamına gelir. Oysa hukuku bir yürürlük problemi çerçevesinde ele alan yaklaşımlar açısından hukuk, ortaya çıktığı andan itibaren var kabul edilir. Bu anlamıyla düşünüldüğünde hukuk sosyolojisi, hukuku kaynağı ya da içeriği ile değil, sonuçları ile tanımlamaya, daha doğrusu saptamaya daha yatkın bir bilim dalıdır. Zira, gerçek ilişkilerin somut, gözlenebilir, nesnel ba­zı sonuçları, yani etkileri de olacaktır. Hukuk, sözcükler aracılığıyla, gerçek dünya­da değişiklik yaratma aracıdır. Ancak kendisine hukuksallık atfedilen her bir söz­cük, bir kâğıt üzerine yazılmakla, gerçek dünyada değişiklik meydana getirmez. Bu sözcüklerin gerçek dünyadaki işlevlerini yerine getirebilmeleri, bazı mekanizmalar tarafından hayata geçirilmelerine de bağlıdır. Bir bisikletin nasıl kullanılacağının kâğıt üzerinde anlatılması başka, gerçekten bir bisikletin üstüne çıkıp, bir taraftan pedalı çevirirken bir taraftan iki tekerleğin üzerinde denge sağlamaya çalışmak baş­ka bir şeydir. Bunlardan ilki bir tasarım, ikincisi ise gerçektir.

Dikkat edilecek olursa, hukuk sosyolojisi yaklaşımının bir hukuk düzeni söz konusu olduğunda iki ayrı düzeyin varlığının farkında olduğu görülür. Bu düzey­lerden ilki, hukukun normatif düzenleme düzeyidir. Normatif düzenleme ile kas­tedilen, hukukun insanlara nasıl davranmaları gerektiğini en azından varsayımsal olarak bildirdiği düzeydir. Hiç kuşku yok ki normatif bir düzenleme olmaksızın hukuktan da söz edilemez. Hukuk ancak, insanların nasıl davranmaları gerektiği­ne ilişkin düzenlemeler ortaya çıktığında var olabilir. Dolayısıyla hukuk sosyoloji­sinin etkinlik vurgusunu, normatif yapının inkârı olarak görmemek gerekir; hukuk sosyolojisi, hukuksal düzenlemelerin ya da gerçek insan davranışlarının her hâlü- kârda hukuksal pozitivizmin öngördüğü şekilde tezahür etmeyeceğini vurgular. Yani insanlar, davranışlarını, bir yasa metni halinde toplanmış yazılı kurallara ba­karak belirlemezler. Başka deyişle, kurgusal veya fikrî düzeydeki düzenleme, ger­çekliği ortaya çıkarmaz. Hukuksal düzenlemelerin gerçekten uygulanmasının ve insanların davranışlarını bu kurallara uyarlamasının onlarca, yüzlerce farklı meka­nizması ve gerekçesi vardır.

Hukuk sosyolojisi, bir normatif düzenlemenin gerçeklik dünyasındaki sonuçla­rına da dikkat çekerken, normun etkinliği problemini, hukuksallığm ölçütlerinden biri haline getirir. Yani hukuk sosyolojisine göre, etkin olmayan, bir başka deyiş­le, gerçek hayatta uygulanmayan, insanların davranışlarını kendisine uydurmaya çalışmadıkları bir norm, hukuk olarak kabul edilemez. En âdil, en yerinde insan davranışlarını öngörmüş olsa dahi, toplumda etkin olarak uygulanmayan norm, hukukun yerine getirmesi beklenen hiçbir işlevi yerine getiremez