Hüdavendigar Camii ve Külliyesi, Bursa- Tarihçesi, Mimari, Özellikleri, Hakkında Bilgi

25

Bursa’da I. Murad Hudâvendigâr tarafından yaptırılan külliye.

Şehrin dışında ovaya hâkim Çekirge semtinde inşa ettirilen külliye cami, med­rese, zaviye ve türbeden ibarettir. Bulun­duğu yerden dolayı bu esere bazı kaynak­larda Çekirge İmareti ve etrafında şifalı suların çıkması sebebiyle Kaplıca İmareti de denilmiştir. Çevresinde kurulan kaplı­calarla birlikte burada bir yerleşim yeri oluşmuştur. Çekirge semti 1950’lerden itibaren büyümüş ve esas şehirle birleş­tiğinden Bursa’nin bir mahallesi durumu­na gelmiştir. Dolayısıyla külliye de yoğun bir yerleşim yerinin içinde kalmıştır. Hudâvendigâr Külliyesi’nin bir asır önce bile Bursa’nın ne kadar dışında olduğunu gös­teren bir resim, Mary Walker adlı İngiliz’in 1880-1890 yılları arasında taş basması olarak yayımlanan albümünde görüle­bilir.

Külliyenin banisi olan I. Murad, Neşri’nin bildirdiğine göre Bursa Hisarı’nda ve buradaki Saraykapısı karşısında ayrıca bir cami yaptırmıştır. Hükümdarın Kosova sahrasında 1389’da şehid edilmesinden dolayı bu cami Şehâdet Camii olarak anıl­mıştır. Çekirge’deki külliye ise bir ibadet yeri görevinin dışında başka fonksiyonla­ra sahip olarak düşünülmüş ve o yıllarda şehre uzak yer seçiminde de bu düşünce hâkim olmuştur.

Hudâvendigâr Külliyesi’nin yapım tari­hini açık olarak veren kitabesi yoktur, fa­kat günümüze kadar gelen bir vakfiye su­reti bilinmektedir. Ayrıca çeşitli kaynak­lar. Biga’nın fethiyle Sırp Sındığı zaferinin arkasından I. Murad’ın oğullarını sünnet ettirip kendi adına Bursa’da imaret ve imaret üstünde medrese yaptırdığını bil­dirir. Bu hususlar dikkate alınarak külli­yenin yapımına 766’dan (1364-65) az son­ra başlanmış olduğu söylenebilir. Ancak vakfiye 802’de (1400) çıkarılmış bir suret­tir. Ekrem Hakkı Ayverdi’nin tesbitine göre vakfiyenin aslı 787 Cemâziyelâhirinde (Temmuz 1385) düzenlenmiştir. Buna göre Hudâvendi­gâr Külliyesi’nin 1367-1385 yılları arasın­da yapılmış olduğunu kabul etmek gere­kir. Yine Ayverdi tarafından, bu vakfiye­nin Kanunî Sultan Süley­man döneminde Türkçe’ye çevrildiği ve kitap halinde ya­zılmış bir nüshasının istanbul Üniversite­si Kütüphanesinde bulun­duğu belirtilmektedir. Bu vakfiye ve eki Bursa ve çevresindeki pek çok köyün, arazinin, Mudanya Kalesi’nin, şehrin içinde iki hamamla dükkânların, çevredeki köy­lerde bağların ve Kurşunlu’nun külliyenin evkafından olduğunu ortaya koymakta­dır.

Külliye 926’da (1520) 19.220 akçe har­canarak tamir ediimiş, 5 Zilhicce 970’te (26 Temmuz 1563) başka camilerle birlik­te tamiri için ödenek çıkarılmış, 102S’te (1616) külliyenin çeşitli yapılarının kurşunlarının yenilenmesi için 59.100 akçe ayrılmış, 1045 Cemâziyelâhirinde (Kasım 1635) tabhâne ile sıbyan mektebinin kur­şun ve kiremit örtüleri için 125.241 akçe­lik bir keşif yapılmıştır.

Bursa’dan XVI. yüzyıldan itibaren ge­çen seyyahlar Hudâvendigâr Camii’nden bahsetmişlerdir. Alman elçisi David Ungnad ile 1573’te İstanbul’a gelen din ada­mı Stephan Gerlach 1576 Ekiminde ziya­ret ettiği Bursa’da bu camiyi görmüştür. Ancak 1674’te basılabilen hatıratında bu eseri, “Bir Rum tarafından ve Bizans üs­lûbunda yapılmış, üst katında bir dehliz ve mermer sütunlar olan sevimli bir ya­pı” cümlesiyle tarif eder. Bir müddet son­ra İstanbul’a gelen Reinhold Lubenau da Hudâvendigâr Camii’ni ziyaret etmiş ve ondan kısaca bahsetmiştir. Ona göre ev­velce hıristiyanlar tarafından yapılmış gü­zel bir sarayken birçok koridoru, güzel mekânları bulunan bu yüksek bina daha sonra camiye dönüştürülmüştür. A. Gabriel’in de işaret ettiği gibi bu iddia Rum­lar tarafından uydurularak hıristiy ani ar­ca yayılmıştır. Aynı Alman yazarı, bu ca­mide görülen taşa işlenmiş bir doğan ku­şuyla ilgili bir efsane de nakleder.

Evliya Çelebi Bursa’dan bahsederken Hudâvendigâr Külliyesi üzerinde de dur­maktadır. Ancak o da yabancı seyyahlar gibi bu cami için, “Tarz-ı binası hiçbir ca­miye benzemez, gayet musannadır” de­dikten sonra, “Aşağısı ibadethane, fevkanîsi dâiren mâdâr medrese hücreleridir; herkes savmaasında imama iktidâ edip ibadet ederler; görmeğe muhtaç vâcibü’s-seyr bir câmi-i zîbâdır” sözleriyle bu eseri över. Arkasından da daha önce Lubenau tarafından anlatılan ve güya Murad Hudâvendigâr’a itaat etmediği için taşa dö­nüştürülen doğan kuşu efsanesini nakle­der. Aynı efsane, XIX. yüzyıl başlarında Hammer’İn ve yüzyılın sonlarında Vital Cuinet’nin eserlerinde tekrarlanır. Hammer, 1804 yılında yaptığı Bursa ve İznik gezisi sırasında Hudâvendigâr Camii’ni de ziyaret etmiş, ruhaniyet ve öğretimin tek bina içinde birleştirilmiş olduğunu vurgulamıştır. Hammer de bu değişik görünüşlü yapının herhalde bir Frenk mima­rın eseri olduğunu bildirir.

Fransız mimar ve araştırmacısı Charles Texier, XIX. yüzyılın ilk yarısı içinde Bursa”ya geldiğinde Hudâvendigâr Camii’nin planı ile Türk mimarisinde başka bir ben­zeri olmayan cephesinin resimlerini çiz­miş ve bunların gravürlerini Anadolu hak­kındaki eserlerinde yayımlamıştır. 1833’te Bursa’ya ilk geldiği zaman Hudâvendi­gâr Camii’ni çeşitli renklerde boyanmış ve badanalanmış bir halde bulmuş, fakat 1838’de tekrar ziyaret ettiğinde caminin içinin ve dışının “acımasızca” beyaz bada­na ile kaplanmış olduğunu görmüştür. Bursa’da 1836 yılında bir süre kalan Miss Julia Pardoe Hudâvendigâr Camii’nin esa­sında bir manastır olduğunu söyler. Bu İngiliz’in iddiasına göre üst kattaki me­kânlar keşiş hücreleriyle manastırın yemekhanesidir. II.Mahmud’un emriyle Mekteb-i Tıbbiyye-i Şâhâne’yi kuran Avus­turyalı Bernard da 1840 yıllarının Bursa’sini anlatırken Hudâvendigâr Camii’nin değişik mimarisiyle diğerlerinden ayrıldı­ğına ve söylentiye göre bir Frenk’in eseri olduğuna işaret eder.

H. Wilde gibi bazı yabancıların kaynak gösterdikleri, Bursa’nın resimli rehberi mahiyetinde olan ve 1900 yıllarına doğru basılan albüm ciddi bir kaynak olarak kul­lanılamaz. Burada Hudâvendigâr Camii’­nin bir Bizanslı ustanın eseri olarak göste­rilmesi bir esasa dayanmamaktadır. Aynı iddia, Düyûn-ı Umûmiyye adına Anadolu vilâyetlerinin durumunu inceleyen Vital Cuinet tarafından da ileri sürülmüştür. Ona göre I. Murad camiyi Bizanslı usta Christodoulos’a inşa ettirmiştir. An­cak Cuinet, yapının asiında camiye çevril­miş eski bir Bizans kilisesi olmasının da­ha inandırıcı olduğunu ve binanın bütünü gibi en ufak ayrıntılarının da hıristiyan sa­natının özelliklerini taşıdığını söyler; mi­narenin de esasında çan kulesi olduğunu ileri sürer. Bu söylentileri camideki hiz­metlilerin ortaya çıkardıkları veya en azın­dan yayılmasına yardımcı oldukları yine Cuinet’den öğrenilmektedir. Bunların an­lattığına göre üst kattaki hücrelerin ço­ğunun boş durmasının sebebi, buraya yerleşen medrese öğrencilerinin hücrele­rin eski sahipleri olan keşişlerin ruhları tarafından rahatsız edilmesi ve karanlık dehlizlerde kovalanması, hatta birçoğu­nun aşağıya atılarak sakatlanmasına se­bebiyet verilmesidir.

Hudâvendigâr Medresesi Osmanlı ta­rihi içinde önemli bir öğretim müessesi olarak görev yapmış, XVI. yüzyıl başların­da “otuzlu” iken 1062’de (1652) “altmış­lığa” kadar yükselmiştir. Müderrisleri ara­sında Molla Gürânî, Zenbilli Ali Efendi, Tâcîzâde Cafer Çelebi gibi ünlü kişilerin adlarına rastlanan bu medresede Cahit Baltacı’nın tesbitine göre XVI. yüzyıl so­nuna kadar otuz yedi müderris ders ver­miştir. Fakat daha sonra bu müessese­nin önemini kaybettiği ve unutulduğu anlasılmaktadır. XIX. yüzyılda bazı yabancı seyyahlar medresenin bütünüyle metruk durumda bulunduğunu kaydeder.

Bursa’da eski eserlerde çok büyük tah­ribat yapan, hatta birçoğunun yıkılması­na yol açan 1855 zelzelesi Hudâvendigâr Külliyesi’nin başta camii olmak üzere ek binalarında da izler bırakmış olmalıdır. Cami II. Abdülhamid döneminde tamir edilmiş ve bu arada her tarafı beyaz renk­te badanalanın ıştır. Bu tamire işaret eden 18 Cemâziyelâhir 1322 (30 Ağustos 1904) tarihli dört satıriık ta’lik hatlı bir levha cümle kapısının üstüne konulmuştur.

Sanat tarihçileri uzun süre, Texier nin hatalı ve eksik rölövelerine dayanarak Hu­dâvendigâr Camii’ne yayınlarında yer ver­mişlerdir. Dresden Teknik Üniversitesi’nden Cornelius Gurlitt’in görevlendirdiği öğrencilerden H. VVilde’in, Bursa’nın Osmanlı-Türk mimari eserlerine dair bir doktora tezi yaparak bunu 1909 yılında kitap olarak yayımlamasından sonra Hu­dâvendigâr Camii ilim alemince daha iyi tanınmıştır. Ancak Wilde de bu yapının aslında bir kilise olduğu düşüncesinden sıyrılamamıştır. Çizdiği plan ve kesitler ise Texier’ninkinden daha iyi olmakla be­raber yine kusursuz değildir. Hudâvendi­gâr Külliyesi’nin daha iyi ve hassas rölöveleri 1935-1940 yılları arasında Sedat Çetintaş tarafından çizilmiş, bunun arka­sından A. Gabriel de eserin rölövelerini hazırlatmıştır. Daha sonra Ekrem Hakkı Ayverdi Hudâvendigâr Külliyesi’ne büyük eserinde yer vermiştir.