Hüdavendigar Camii -Bulgaristan, Filibe- Tarihçe, Mimari, Özellikleri, Hakkında Bilgi

41

Hudâvendigâr Camii. Bulgaristan’da Filibe’de XIV. yüzyılda I. Murad Hüdavendigâr tarafından yaptırılan cami.

Bulgarlar tarafından Cuma Camii denilen ibadethane Muradi­ye adıyla da anılmaktadır. Filibe’nin ulucamii durumundaki bu eser Bulgaris­tan’da inşa edilen ulucamilerin başında gelir. Aynı mimari tipte olan Sofya’daki mâbed ise Sadrazam Mahmud Paşa’nın hayratı olarak çok daha sonra yaptırılmış­tır. Filibe’den 1062’de (1652) geçen Evli­ya Çelebi bu şehri anlatırken, “Çarşı için­de cemâat-i kesîreye mâlik ulucami, Edir­ne fâtihi Gazi Hudâvendigâr Sultan Murâd hân-ı evvelindir” diyerek eserin I. Murad’ın vakfı olduğunu, ancak kitabesinin bulunmadığını söyler. Machiel Kiel İse bu caminin 1425 yılı civarında II. Murad tara­fından yaptırıldığını ileri sürer. Onun bu husustaki dayanağının, Ömer Lütfi Barkan tarafından yayımlanan 895 (1490) tarihli muhasebe kayıtlan ol­duğu bilinmektedir. Bu belgelerde Filibe’­deki bir cami için yapılan harcamalar ya­zılırken bunun Hazret-i Hudâvendigâr’ın ve Hazret-i Sultan Murad Han’ın vakfı ol­duğu bildirilir. Ancak bu ifadeden II. Murad’dan çok I. Murad anlaşıldığından eser için I. Murad’ın bani olarak kabul edilme­si daha inandırıcı görünmektedir. Filibe’­den bir elçilik heyetiyle 1553’te geçen Al­man Hans Dernschwam, şehrin ortasın­da büyük ve muhteşem bir cami gördü­ğünü belirtir. Adı verilmemekle beraber bu ancak Hudâvendigâr Camii olabilir. İn­şa kitabesinin yerinde ta’lik hattıyla yazıl­mış, şimdiye kadar bütünüyle yayımlan­mayan dört beyitlik bir tamir kitabesi bu­lunmaktadır. 27 Şevval 1199 (2 Eylül 1785) tarihli kitabeden Hudâvendigâr Camii’nin bu tarihte büyük ölçüde elden geçirildiği anlaşılmaktadır. 1234’te (1819) Filibe’de büyük hasarlara yol açan şiddetli deprem­de caminin zarar gördüğünü belirten bir ize rastlanmadığı gibi çok değişik bir süs­lemesi olan ve ayrıntıları ile orijinalliğini belli eden minaresinin hiç değişmeden zamanımıza kadar gelmiş olması depre­min zararsız olarak atlatıldığına bir baş­ka delil sayılabilir. Ekrem Hakkı Ayverdi, kapının iç yüzünde sıva üstüne boya ile ya­zılmış iki satırlık yazının Edirne’de de ba­zı camilerde kalem işi nakışlar yapan Nak­şı Çelebi’ye ait olup 1234 depreminin ar­kasından yazılmış olabileceğini ileri sürer. Bir vakitler elliyi aşkın ibadet yerine sahip olan Filibe’de ayakta bırakılan iki cami­den biri olan Hudâvendigâr Camii 1966′-da pek iyi durumda olmamakla beraber açıktı.

Evliya Çelebi’nin de işaret ettiği gibi bu çeşit camilerdeki usule uygun olarak Fili­be çarşısının ortasında idi ve bir avlusu yoktu. İlk Osmanlı mimarisinde çok yay­gın olan kesme taş ve tuğla ile karma tek­nikte inşa edilmiş olup her taş sırasının arasında iki sıra tuğla bulunmaktadır. Ay­rıca bu dönem yapı sanatında sıkça kul­lanılan usule göre taşların aralarına diki­ne birer tuğla konulmuştur. Evliya Çelebi dışarıdan cümle kapısına bir merdivenle çıkıldığını bildirir. Fakat merdivenin yük­seklik ve biçimi zaman içinde değişmiş­tir. Ekrem Hakkı Ayverdi, caminin girişin­de iki yanı duvarlı ve altı desteğe dayanan bir son cemaat yeri olabileceğini düşün­müştür. Günümüzde ise basit bir merdi­venle iki yanında 4.50 m. derinliğinde ka­palı mekânlar vardır. Osman Keskioğlu’nun II. Murad Kütüphanesi olduğunu be­lirttiği bu mekân, çok belirli XIX. yüzyıl üslûbunda ahşap oymalarla süslü bir cep­heye sahiptir. Bu son cemaat yeri halen Nâzım Hikmet derneği, kütüphanesi ve okuma merkezi olarak kullanılmaktadır.