Horhor Hindiler Tekkesi Tarihçesi, Özellikleri, Hakkında Bilgi

30

İstanbul’da Aksaray ve Üsküdar’da Hindistan’dan gelen seyyah ve dervişlerin, barındırılması için kurulan iki tekke (Diğeri Üsküdar Hindiler Tekkesi).

Aksaray-Horhor Hindiler Tekkesi. Fa­tih ilçesinde, Aksaray semtinin Horhor olarak anılan kesiminde semte adını ve­ren Horhor çeşmelerinin yanında yer al­maktaydı. Bulunduğu semtten dolayı Horhor Tekkesi olarak da anılan tekke Nakşibendiyye’nin İstanbul’daki en eski faaliyet merkezlerindendir. Hadîkatü’l-cevâmfde, Hâce İshak Buhârî-i Hindfnin arzusu ile Fâtih Sultan Mehmed tarafın­dan kurulduğu, giderlerinin padişahın vakfından ödendiği, yönetiminin tekke şeyhlerine bağlandığı kayıtlıdır. Aynı kay­nakta, Fâtih’in silâhdarı Mehmed Ağa’nın burada hücrenişin olarak yaşadığı, vefa­tında tekkenin hazîresine gömüldüğü, ay­rıca XVIII. yüzyılın ilk yarısında Şeyh Türâbî-i Hindî’nin meşihatı sırasında, Üskü­dar’daki Hindîler Tekkesi’nin banisi ve ilk postnişini olan Şeyh Seyyid Feyzullah Efen­di el-Hindî’nin (ö. 1161/1748) talebi üze­rine Sadrazam Yeğen Mehmed Paşa ta­rafından gümrükten bir miktar günlük gelir sağlandığı belirtilmektedir. Öte yan­dan. Küçük Abdal tarafından 888 (1483) yılında kaleme alınan ve Otman Baba’nın menâkıbını içeren Vilâyetnâme-i Şâh’-ta Otman Baba’nın İstanbul’dan geçer­ken HindîlerTekkesi’ni ziyaret ettiği yo­lundaki rivayet dikkat çekicidir, Otman Baba gibi İleri gelen bir Kalenderi şeyhi­nin Hindiler Tekkesi’ni ziyaret etmesi, bu dönemde Nakşibendiyye’ye mensup sey­yah ve mücerred dervişlerin Kalenderi eğilimlere sahip bulunduğunu düşündür­mektedir.

Tekkenin, kuruluşundan XVIII. yüzyıla kadar uzanan dönemine ilişkin hemen hiçbir şey bilinmemektedir. T. Zarcone, Cemalettin Server Revnakoğlu’nun İstan­bul Divan Edebiyatı Müzesi Arşivi’nde bu­lunan Hindîler Tekkesi’ne ait dosyasındaki bilgilerden ve tekkenin hazîresindeki me­zar taşlarından hareketle XVIII. yüzyıldan tekkelerin kapatıldığı 1925’e kadar me-şâyih listesini şu şekilde tesbit etmiştir: XVIII. yüzyılın ilk yarısında yaşadığı anla­şılan Şeyh Türâbî-i Hindî, Şeyh Feyzullah Murtaza Efendi (ö. 1198/1783-84), Üskü­dar Karacaahmet’te Miskinler Tekkesi Mescidi’nin arkasında gömülü olan Şeyh Hasan Efendi (ö. 1217/1802), aslen Hin­distan’ın Murâdâbâd şehrinden olan ve

Açıkbaş lakabı ile tanınan Şeyh Abdullah Agâh Efendi (ö. 1226/1811), Şeyh Hindî el-Hâc Hüseyin Efendi (ö. 1230/1815), Şeyh Hacı Ali Ömer Şah (ö. 1248/1832-33), Şeyh Seyyid Abdurrahman Efendi (ö. 1250/ 1834-35), Şeyh Esrar Şah (ö. 1250/1834-35), Şeyh el-Hâc Mâlî Şah Abdullah Hindî (ö. 1252/1836-37), Şeyh el-Hâc Ali Mah-bûbŞah Efendi Dihlevî(ö. 1255/1839), Şeyh Hacı Ahmed Efendi (ö. 1286/1869-70), Horhor Baba olarak tanınan ve 1288’de (1871) tekkenin meşihatına getirilmesi çeşitli tartışmalara yol açan Şeyh Hindî el-Hâc İbrahim Hakkı Efendi (ö. 1292/ 1875), Şeyh Fâzıl Ahmed Efendi. Fâzıl Ah­med Efendi’nin oğlu Şeyh Hasan Âşık (ö. 1323/1905), Fazıl Ahmed Efendi’nin di­ğer oğlu Şeyh Abdülazİz Efendi {ö. 1333/ 1915), Hindî Baba Şeyhi lakaplı Şeyh Ab­dullah Efendi, Afgan kökenli olan ve daha önce Üsküdar’daki Afganîler Tekkesi’nin meşihatını üstlenmiş bulunan Şeyh Ha­cı Mehmed Efendi ve son postnişin Şeyh Abdurrahman Rİyâzeddin Bâbür Efendi b. Nâzıreddinel-Hindî(ö. 1966) Şeyh Ri-yâzeddin Bâbür Efendi, anayurdu olan Hindistan’ın tanınmış âlimlerinden Mevlânâ Muhammed İbrahim’den hadis oku­muş, tahsilini Kahire’deki Ezher ve Bağ­dat’taki Nu’mâniyye medreselerinde sür­dürmüş, daha sonra Kudüs’te Bâbü’z-Zâhiriye yakınındaki Hindîler Tekkesi’ne [626] şeyh olmuştur.

Nakşibendiyye’ye bağlı olarak faaliyete geçen Hindîler Tekkesi XVII. yüzyıl ortala­rında Kâdİriyye’ye bağlanmış, XVIII. yüz­yıl sonlarında tekrar Nakşibendiyye’ye in­tikal etmiş, XIX. yüzyılın başlarından iti­baren de bu iki tarikat arasında birçok de­fa el değiştirmiştir. Revnakoğlu. XIX. yüz­yılda tekkenin postuna oturan Kâdirî şeyhlerinin bu tarikatın Rezzâkıyye kolu­na bağlı olduğunu bildirmektedir. Tekke­nin Kâdiriyye ile olan bağlantısı, adı geçen tarikatın Hindistan’daki yaygınlığı ve nü­fuzu ile açıklanabilir. J. P. Brown. 1866′-da İstanbul’da bulunduğu sırada Hindî­ler Tekkesi’nin mensupları arasında Kâdi-rîler’in yanı sıra Çiştîjer’in, Kübrevîler’in, Ni’metullâhîler’in ve” Kalenderîler’in de yer aldığını kaydetmekte, bu tesisin en azından XIX. yüzyılın Hint kökenli bütün dervişlerini çatısı altında barındırdığı an­laşılmaktadır. Tekkenin âyin günü XIX. yüzyıla ait kaynaklarda cuma olarak be­lirtilmiştir. Diğer taraftan Dahiliye Nezâ-reti’nin rûmî 1301 (1886) tarihli istatis­tik cetvelinde tekkede dört erkekle üç kadının ikamet ettiği, rûmî 1325 (1910) tarihli bir belgede de Maliye Nezâretİ’nde senede 1104 kuruş, günde üç çift ek­mekle dört okka et tahsisatı bulunduğu kaydedilmektedir.

Hindiler Tekkesi, Osmanlı başşehrinde ve Hindistan’daki tasavvuf! hayatla tari­kat kültürü arasında bir köprü vazifesi görmesinin yanı sıra Osmanlı – Hint siyasî ilişkilerinin de önemli bir odak noktası ol­muştur. Tekkenin naziresine defnedilen İmam Mehmed, Hindistan’daki Meysûr Devleti’nin hükümdarı Tîpû Sultan’in, İngilizler’e karşı giriştiği mücadelede Os­manlı Devleti’nden yardım almak amacıy­la 1787’de 1. Abdülhamid’e gönderdiği 300 kişilik elçi heyetinde yer almıştı. XX. yüzyılın başlarında Hindistan’ın İngiliz hâ­kimiyetinden kurtulması için mücadele eden Ubeydullah es-Sİndî Efendi Osmanlı Devleti’ne sığındığında Hindiler Tekkesi’n-de ikamet etmişti. Tekkenin son postni-şini Riyâzeddin Bâbür Efendi ise Kudüs’­teki Hindiler Tekkesi’nin şeyhi iken I. Dün­ya Savaşı yıllarında Osmanlı ordularına yardım etmiş, onlarla birlikte Kudüs’ten ayrılmış ve İstanbul’a gelerek Hindiler Tekkesi’nin meşihatını devralmış, İstan­bul’un işgali yıllarında da İngilizler tara­fından tutuklanarak hapse atılmıştır.

Hindiler Tekkesi 1925’te tekkelerin ka­patılmasından sonra kendi haline terke­dilmiş, mescid-tevhidhâne yapısı 1933′-te belediye tarafından yıktırılmış, geriye kalan ahşap yapılar da yakın tarihe kadar kimsesiz yaşlı kadınların barınağı olmuş­tur. 1982’de yapılan tesbitte, tekke arsa­sının batı sınırını teşkil eden Horhor cad­desi üzerindeki dikdörtgen açıklıktı, ah­şap kanatlı basit avlu kapısından girildi­ğinde sağda (güneyde) mescid-tevhidhâ-nenin duvar kalıntıları göze çarpmaktay­dı. Yaklaşık 9,00 9,00 m. boyutlarında, kare planlı bir alanı kaplayan mescid-tev-hidhânenin XIX. yüzyılın ikinci yarısında yenilendiği, duvarlarının Batı standartla­rında tuğlalarla örüldüğü, üzerinin de ah­şap bir çatıyla örtülü olduğu anlaşılmak­tadır. Güney duvarının ekseninde yer alan ve harim yönüne doğru çıkıntı teşkil eden basık kemerli mihrap, eksenin kıble doğrultusuyla çakışması için duvara verev olarak tasarlanmıştır. Mihrap duvarının arkasında, Hadîkatü cevâmi’de tek­kenin banisi Hâce İshak Buhârî-i Hindîye ait kabrin bulunduğu bildirilen alanda bir birahane yer almaktadır. Tesbit edilebilen on adet mezardan biri avlu kapısından girince sağda, biri mescid-tevhidhâne-nin güneybatı köşesinde bulunmakta, se­kizi de aynı mekânın doğu duvarının Önün­de sıralanmaktadır. Mescid-tevhidhânenin doğu duvarına paralel olarak gelişen, 11.00 x 7.00 m. boyutlarında iki katlı ah­şap bina herhalde tekkenin selâmlık birim­lerini ve seyyah dervişlere mahsus hüc­releri barındırıyordu. Arsanın kuzey sını­rını meydana getiren Horhor çeşmeleri­ne ait haznenin gerisindeki nisbeten ufak boyutlu diğer ahşap bina ise büyük bir ih­timalle tekke şeyhinin ikametine tahsis edilen harem dairesidir. Her iki yapı da ahşap kaplamalı ve süslemesiz cephele­ri, kısa saçakları, dikdörtgen açıklıklı ka­pılan ve pencereleri, alaturka kiremit kaplı kırma çatılanyla XIX. yüzyılın ikinci yarısına ait sıradan meskenleri andırmak­tadır.

TDV İslâm Ansiklopedisi