Hoca Ali Rıza kimdir? Hayatı

Hoca Ali Rıza kimdir? Hayatı ve eserleri hakkında bilgi: (1864 – 1935) Türk ressam. Özellikle peysaj anlayışı bakımından çağdaş Türk resmine ye­nilikler getirmiştir. Üsküdar’da doğdu. Süvari Binbaşısı Mehmet Rüşti Bey’in oğludur. Doğum yerine bağlı olarak “Üsküdarlı Ali Rıza Bey” veya öğretmenliği dolayı­sıyla “Hoca Ali Rıza” olarak anılır. 1879’da Askeri Lise’ye girdi. Burada, Mektep Nâzırı Ethem Paşa’yı arkadaşlarıyla  birlikte bir resimhane kurmaya ikna etti. Osman Nuri Paşa ve Süleyman Seyyit Bey’den resim dersi gördü. 1885’te Harbiye’den mezun olduk­tan sonra aynı okulda resim öğretmeni yardımcılığı, daha sonra da resim atölye şefliği yaptı. Burada otuz yıllık ‘öğretmenliği süresince birçok asker ressamın yetişmesine yardımcı oldu. 1908’de kurulan Osmanlı Ressamlar Cemiyeti’ne başkanlık etti. Çamlıca Kız Lisesi resim öğretmenliğinde bulundu. 1935’te öldü ve vasiyeti gereği Karacaahmet Mezarlığı’na gömüldü.

Hoca Ali Rıza öğretmenliği sırasında “meşk” defterleri hazırladı. Doğadan veya akıldan yaptığı karakalem resimleri taşbaskısı küçük albümler halin­de yayımladı. O dönemde canlı modelden resim çalışma olanağı olmayan öğrencileri bu desenleri kopya ederek resim yapmayı öğreniyorlardı. Hoca Ali Rıza, doğadan, yüzlerce, binlerce karakalem, suluboya, guaş ve yağlıboya resim yapmıştır. Üskü­dar’ın eski sokaklarından, ahşap evlerinden, çeşme ve mezarlıklarından, kayalıklar, çamlıklar ve ev- içlerin­den yaptığı desenleri çok sevilip yayıldı. İstanbul semtlerinin ve özellikle Üsküdar’ın sakin ve huzurlu yaşamını belgeleyen Hoca Ali Rıza’nın, kendi isteği dışında bir “Ali Rıza Ekolü” oluşturduğundan, söz edilebilir.

Tek toplu sergisi, ölümünden üç yıl sonra, çocuklarının da yardımıyla Eminönü Halkevi’nde açıldı. 1958’de Ankara’da, 196Û’da İstanbul Belediyesi Şehir Galerisi’nde yapıtları sergilendi. İstanbul Resim ve Heykel Müzesi’nde, Milli Kütüphane’de, İzmir Resim ve Heykel Müzesi’nde ve özel koleksiyonlarda pek çok yapıtı vardır.

Hoca Ali Rıza Avrupa’ya gidip müzeleri göre­memiş, ünlü ressamların tablolarını inceleme fırsatı bulamamıştır. Bu nedenle figürlü resim yapmamış, Askeri okul çıkışlı ressamların çoğu gibi yalnızca “peysaj”a yönelmiştir. Peysajlarında Türk “primitif” ressamlara özgü minyatürümsü incelik görülmez. Doğa karşısındaki tutumu ise Hüseyin Zekai Paşa, Ahmet Paşa gibi ressamların anlayışından çok ayrı bir nitelik gösterir. Paletindeki siyahları, koyu kahve-renklerini atmış gibidir. Işık ve gölge değerleri, bir açık hava ressamının renklerinin şeffaflığındadır. Göl­geleri kararmaz; resimlerinde, ışıklı alanların sarı-turuncu, gölgelerin mor boyanması gibi kimi izlenim­ci (empresyonist) ilkelere uyduğu görülür. Paleti hemen hemen empresyonist renk klavyesi içindedir. Doğa karşısında büyük bir içtenlikle ve bilgece bir sevgiyle yaptığı sıcak, renkli etüdler, kurşun kalemle yaptığı desen ve krokilerde kişiliğini belirten herhangi bir yorum yoktur. Ama resimlerinin genel olarak titiz tekniğinden ve konularından ileri geler. bir özelliği vardır. Öte yandan yapıtları arasında kartpostal estetiğine daha çok yaklaşan, hayal ürünü, basmakalıp görüntülere de rastlanır.

Kaynak: Türk ve Dünya Ünlüleri Ansiklopedisi, 5. cilt, Anadolu yayıncılık, 1983