Hitabet Türk Edebiyatında, Türk Hitabet Sanatı Temsilcileri, Hakkında Bilgi

71

Türkler’de hitabetin esas itibariyle hutbe, vaaz ve tasavvuf! sohbetlerden meydana gelen dinî hita­betle askerî, resmî ve siyasî hitabet tür­leri dışında edebî bir tür olarak ancak geç dönemlerde gelişme gösterdiği kabul edilmektedir. Bu durumu, Süryânî Mihael’in dile getirdiği Türkler’in uzun nutuklardan hoşlanma­dığı şeklindeki eski bir kanaatle açıklamak bir ölçüde mümkün gö­rünse de aslında bunu, şifahî sözleri yazı­ya geçirme alışkanlığının gelişmemiş ve­ya buna gerek duyulmamış olmasına bağ­lamak daha uygundur. Nitekim Bilge Ka-ğan’ın (VIII. yüzyıl) Orhun âbidelerindeki sözleri Türkler’de hitabet geleneğinin es­ki bir geçmişinin bulunduğunu göster­mektedir. Ancak bu ilk Örneklerden son­ra dört beş asırlık dönemle ilgili hemen hemen hiç bilgi yoktur. XI. yüzyıla ait Kutadgu Bilig’de söz ve sözün gücü, özel­likleri, fayda ve zararları hakkında bahis­ler yer almakla birlikte buradan Türk hitabeti adına bir hükme varmak mümkün değildir. Bir vaaz kitabı olmasına rağmen Atebetü’l-hakayık da (XII. yüz­yıl) bu konuya dair bilgi vermemektedir. Bununla birlikte eserin toplumdaki irşad ihtiyacını karşılamak üzere kaleme alın­ması, vaizlere malıeme teşkil edecek bil­giler içermesi, o d6nemde Türkler arasın­da bir vaiz topluluğunun mevcudiyetini düşündürmektedir.

Türk cemiyet hayatında diğer milletler­de old uğu gibi çok eskiden beri çeşitli tö­renlerin bulunması ve bunların özellikle evlenme, ad koyma, and içme vb. için olanlarında konuşmaların yapılması zen­gin bir tören hitabetinin varlığım ortaya koymaktadır. Bununla ilgili birçok örnek Dede Korkut hikayeleriyle günümüze ulaş­mıştır. Dede Korkut’un “güzel sözler söy­lemiş bir hakîm, bilgin, güçlü bir ulus oza­nı, sözde ve şiirde üstün bir kişiliğe sahip” gibi vasıflarla tanıtılması ve hikâyelerde daima “boyboylayıp soy soylaması, öğüt amacıyla birta­kım hikmetler söylemesi, ad verip tören­lerde konuşmalar yapması onun hatip ni­teliğini açıkça göstermektedir. Câhiliye Araplarfnın kabile hatipleriyle benzer Özel­likler taşıyan Dede Korkut, Türkler’in ef­sanevî hatibi kabul edilmeye lâyık bir şah­siyet olarak değerlendirilebilir. Ayrıca Türk toplumunda şaman, baksı, evliya vb. ki­şilerin törenlerde konuşmalar yapan bi­rer hatip durumunda bulunduğu bilin­mektedir.

Dinî hitabetin bir kolunu meydana ge­tiren minber hatipliği bütün İslâm dev­letlerinde olduğu gibi Türk devlet teşki­lâtında da çok eskiden beri yer almış bir müessesedir. Osmanlılar’da daha serbest mahiyette bir meslek telak­ki edilen vaizlik de bir kurum haline gel­miş. Katar şeyhliği denilen ve en üst rüt­besi Ayasofya kürsü şeyhliği olan, hitabe­ti güzel tekke şeyhlerinin tayin edildiği bir ilmiye mansıbı ortaya çıkmıştır. Vaizler, XX. yüzyılın başlarına kadar Arapça oku­nan cuma hutbelerini namazdan sonra halka açıklar, ayrıca camilerdeki irşad hiz­metlerini yürütürlerdi. Tasav­vufta bir eğitim metodu olan sohbet de hitabete ait özellikler taşımaktadır. Bil­hassa sohbet dalındaki ilk hatiplerden sa­yılması gereken önemli şahsiyetlerin ba­şında XII. yüzyılın ünlü sûfîsi Ahmed Ye-sevî gelir. Ahmed Yesevî’nin irşadlarında sohbetin önemli bir yerinin bulunduğu Cevâhirü ‘I-ebrâr da belirtilmiş ve soh­betle ilgili esaslar ortaya konulmuştur. Diğer birçok tasavvufî kay­nakta hem sohbetin âdabı ve etkisi hak­kında bilgiler hem de tanınmış sûfîlerin sohbetlerinden örnekler mevcuttur.

Osmanlılar döneminde hitabetin soh­bet ve vaaz türlerinde isim yapmış pek çok mutasavvıf arasında Aziz Mahmud HüdâyTnin ayrı bir yeri vardır. Hüdâyî, Fa­tih Camii’nde başladığı irşad hizmetine 1599’dan itibaren bir taraftan tekkesin­de, bir taraftan da Üsküdar Mihrimah Sultan Camii’nde devam etmiştir. Aziz Mahmud Hüdâyfnin vaazları el-Mecâli-sü’l-vcfzıyye adıyla Arapça, Nesâih ve Mevâiz adıyla Türkçe olarak derlenmiştir. Mecmûa-i Hutab adlı risalesi de Hüdâyî Dergâhı’nda okuduğu hutbelerin metinlerinden İbarettir.