HIRİSTİYANLIK

183
PAYLAŞ

 

HIRİSTİYANLIK

 

İlk olarak, Hz.İsa’nın
tabilerine Romalı­ların bir küçümseme ifadesi olarak “Nası-ralı isa’ya
uyanlar (Hrist-os)” anlamında verdiği Hıristiyan adından gelen ve daha
sonra Hz. İsa’ya tabi olma iddiasında bu­lunanların dinine ad olarak kalan
semavi din. Bugün tüm tarihi ve arkeolojik araş­tırmaların da desteklediği bir
vakıa ola­rak, bütün peygamberlerin getirdiği din(-ler) temelde hep aynıda-.
Gerek Yaratılış ve Adem’in Cennet’ten çıkarılış kıssası, gerekse Nuh Tufanı
gibi daha başka kıssa­lar ve itikadı, ahlaki pek çok ortak öğeler, Hind
dinlerini inceledikten sonra, “İnsan­lık önceleri tek bir dine tabiymiş,
bu din daha sonra yıldız yıldız parçalanmış” di­yen Alman filozofu
Schelling gibi, daha başkalarını, sözgelimi Fransız Jean Dani-leou gibi
araştırmacıları da kültürlerin bir­liğinden söz etmeğe götürmektedir. Bu
bağlamda, Hz. Adem’in getirdiği ‘din’le, son peygamber Hz. Muhammcd’in getir­diği
Din’in temelde el-İslam ve Yahudilik ve Hıristiyanlığın ise, bu Din’in sonradan
aldığı şekillerin adı olduğu belirtilmeli­dir. Tahrif edilmiş şekilleriyle bile
Tevrat

ve İncil’de de açıkça
ifade olunduğu üze­re, Hıristiyanlar da, Yahudiler de Hz. İb­rahim’i ortak
ataları olarak kabul etmek­tedirler. Hz. Muhammed (s.y&Kiır’atı’d&
emredilen de “İbrahim Milleti’ne uyma­sı” şeklindedir. Hz. İbrahim’de
kol İkileş-miş ve İlahi emanet, yani İslam, HzJshak ve soyundan gelen
peygamberlerle de­vam etmiştir. Hz. İshak’ın tornu olan Hz. Yusuf la birlikte
İslam Mısır’da hakim ol­muş ve tarihte Hiksoslar devri diye geçen dönem, bir
bakıma Mısır’da İslam’ın ha­kimiyet yılları olmuştur. Bu duruma Kur’an’da da
işaret edilmektedir (Maide, 20). Hz. Yakub’un soyunun adı olan İsra­il
Oğulları, bu hakimiyetin temsilcileriydi­ler. Daha sonra, Firavunlar döneminde
Mısır Kıptilerinin hakimiyeti ele geçirme­siyle, zaman içinde İslam’dan
uzaklaşmış bulunan İsrail Oğulları köleleştirİlmiş, bü­yük zulümlere maruz
bırakılmış ve niha­yet Hz. Musa ile birlikte yeniden kurtuluş ve İslam’a dönüş
mücadelesi başlamıştır. Hz. Musa’dan sonra gelen Hz. Davud ve Süleyman gibi
rasuller ve ardından peşpe-şe gelen nebilerle İsrail Oğulları, Filistin
topraklarmda parlak bîr tarihi döneme imza atmışlardır. Hz. Musa, şeriatındaki
bir takım değişiklikelr dışında, temelde Hz. İbrahim’in diniyle gelmişti.
Yahudi­lik, bu Din’in tahrif edilmiş şeklinin adı ol­du.

İsrail Oğulları
zamanla İslam’dan uzak­laşmış, Asuriular’ın, İranlılar’ın ve son olarak
Romalılar’in hakimiyeti altına gir­miş, dünyanın dört bir tarafına dağıtıl­mış,
nihayet, Allah onları yeniden İs­lam’a çekmek için Hz. İsa’yı İncil’le gön­dermiştir.
Fakat ne var ki, İsrail Oğulları Hz. İsa’ya ihanet ederek, deyiş yerindey­se,
son şanslarını da kullanamayarak Hz. Davud’dan sonra bu kez de Hz. İsa diliyle lanetlenmişler
ve ilahi emanet artık -ge­rek Kur’an’m, gerek Barnabas İncili’nİn açıkça
belirttiği ve tarihin de açık seçik or­taya koyduğu üzere- İsmail soyundan ge­len
Hz. Muhammed’e (s.) ve ümmetine verilmiş, Kıyamet’e kadar bütün insanla­rın bu
Din’e bağlanmaları emredilmiştir. Yine, Şeriat’taki ufak tefek değişiklikler
dışında, Hz. İsa’nın getirdiği din de temel­de İslam idi. O da Tevhid’i,
Peygamber­lik, Melek, Kitap, Kader ve Ahiret inancı­nı ortaya koymuş, insanları
Hz. İbrahim, Hz. Musa ve son olarak Hz. Muham­med’in getirdiği ibadet ve ahlak
düsturla­rına çağırmıştı.

Hz. İsa’nın tabileri,
gerek onun zama­nında, gerekse ve özellikle ondan sonra, bir yandan putperest
Roma zulmünün, bîr yandan Yahudi ikiyüzlülüğü ve alçaklı­ğının pençesinde
zorluk dolu yüzyıllar ge­çirmişlerdir. Şehirlere dağılan ve insanla­rı Tevhid’
e çağıran bu insanlar öylesine iş­kencelere uğramışlardır ki, sözgelimi An­takya
ve Mersin yörelerindeki kalıntılar ve eserler gibi tarihin izleri buna şahitlik
etmektedir. İşte bu ilk yayılış döneminde, gönülden gönüle yol bulan İsa’nın
Dini, önceleri evden eve girerek zulümler işle­yen, erkekleri ve kadınları
sürükleyip zin­dana atan ve İsa’nın şakirdlerine karşı teh­dit ve kati
soluklarıyla varan Pavlos (St.-Paul) adlı sözde hıristiyan olmuş bir Ya­hudi
tarafmdan içten bir darbe yemiştir. Düzmece bir hadiseyle hiristiyanlıkta ihti­lal
yapan Pavlos önce Şeriat’ı reddetmiş, deyiş yerindeyse, Din’in zarfını parçala­mış,
sonra da onun harimine inerek, Tev­hid’i Teslis’e çevirmiştir. Bundan sonra
Hıristiyanlararası iç mücadeleler kızış­mış, Roma’yı dize getirip, onun resmi
di­ni’olan Hıristiyanlık içten parçalanmış, Özellikle Barnabas gibi muvahhid
havarilerin ve şakirdlerin İzini takip eden Arius gibi yazarların etkisiyle
Kuzey Afrika’da Tevhid’den sapmayan muvahhid Hıristi­yanlar yaşamaya ve
mücadeleye devam ederken, Batı (Roma-Bizans) Hıristiyan­lığı, Î.S. 325’te
toplanan İznik Konsülü’-nün de kararıyla Teslis’e dayalı, dolayısry-le Şirk’e
düşmüş Hıristiyanlık şeklini al­mıştır. Tevhid’den sapmayan Hıristiyan­lık, Hz.
Muhammed’le (s.) birlikte kolay­ca İslam’a testim olurken, Batı Hıristiyan­lığı
zamanla bir devlet dini -Roma dinİ-haline gelmiş, geniş biçimde örgütlenmiş,
önceleri Roma toprakları üzerinde yaban­cılar olarak nitelendirilen ve
kendilerini Tanrı’nın Krallığının Vatandaşları olarak gören Hıristiyanlar,
zamanla içte ve dışta büyük zulümlere başvurmuşlar, dışta müslümanlara karşı
tam bir Haçlı ruhu gelişirken, içerde engizisyon mahkemeler ri dayanılmaz zulüm
ve işkence örnekleri olarak tarihe geçmiştir.                      

Hıristiyanlık, kendi
içinde Katoliklik, Ortodoksluk, Protestanlık gibi mezheple­re ayrılmış, XVI.
yüzyılda ortaya çücari Reform hareketleriyle, bir bakım» içten yırtılmış ve bu
hareketler, modern uygarlı­ğın doğuşunda etkili olmuştur. Çoğunlu­ğu teşkil
eden Katolikliğin ve hatta bir ba­kıma Hıristiyanlığın merkezi Vatikan ve
ruhani liderleri Papa’dır. Papalık, tarihde olduğu gibi, Din’in yerini
Materyalizm’e bıraktığı ileri sürülen günümüzde de tüm Hıristiyanları,
özellikle müslümanlara karşı birleştirici bir fonksiyon görmekte­dir.
Hıristiyanların ayin yaptıkları binala­ra kilise adı verildiği gibi, özel
konumuyla Kilise, bir bakıma tüzel kişilik olarak ör­gütlü Hıristiyanlığın da
adıdır.

Tahrif edilmiş semavi
bir din olan Hıris­tiyanlığın başlıca temel öğeleri şöyle sıra­lanabilir.

1- Teslis
(İsa’nın Rabba ve aynı zaman­da Tannanın Oğlu, Ruhu’I-Kuds’ün de bir tür ilah
kabul edilmesiyle ortaya çıkan Baba-Oğul-Ruhu’1-Kuds şeklinde (eka-nim-i
selase) uluhiyyet inana

 2- İnsanla­rın doğuştan günahkar ve cehennemlik olup,
Hz.Adem’in günahından gelen bu kötülüğü İsa’nın çarmıha gerilmekle te­mizlediği
ve dolayısıyleşeriat’ın gerekli ol­mayıp, salt İsa’ya inanmakla
cennet’egiri-lebileceği inana (Reform hareketleriyle ortaya çıkan Protestanlık*
ta ise, sürekli çalışmak ve kazanmak, kutsanmış olma­nın işareti kabul edilir);

 3– Hz. Muham-med’i ve dolayisıyle İslam’ı red ve Hz.
İsa’nın çarmıha gerildiği inancı

 4– Kili­se’nin insanların günahlarını affetme yet­kisine
sahip olduğu inancı vb. Bu inançlar İslam’agörebatılolup, Hz.İsa’nın getirdi­ği
dinin öğeleri arasında yer almıyordu. Araştıran ve hakkı teslim edebilen bir ta­kım
Batılı yazarlar da, Hıristiyanlıktaki bu ve başka türlü batıl inançları
kaldırıp, Hz. İsa’yı böylesi tahriflerden kurtaran İs­lam’a teşekkür
etmektedirler. Sözgelimi, bunlardan ünlü İtalyan oryantalisti Dr. Laure Veccia
Vaglieri şöyle yazmaktadır:

“İslam sayesinde,
paganizm (putperest­lik) çeşitli biçimleriyle bozguna uğradı. Kainat kavramı,
dini ameller ve sosyal ha­yattaki gelenekler her biri kendilerini al­çaltan
canavarlıklardan kurtarıldı ve be­yinler önyargılardan temizlendi. İnsan ni­hayet
şerefini kazandı; Yaratıcısının, tüm İnsanlığın Rabbi önünde secdeye kapan­dı…
Ruh, batıl inançlardan, insan iradesi ise, kendisini başkalarının iradesine ya
da sözde gizli güçlere, papazlara, sahte su- sa­hiplerine, kurtuluşu
engelleyenlere, Al­lah’la kul arasında kendilerini aracı kabul ederek
başkalarının iradeleri üzerinde ha­kimiyetleri olduğuna inananlara bağlı kılan
tüm zincirlerden kurtuldu. İnsan, yal­nızca Allah’ın kulu oldu ve başka
insanlar­la olan ilişkisi ise, hür insanların hür İn­sanlarla olan ilişkileri
şekline çevrildi. İn­sanlar önceleri sosyal eşitsizlikler altında inlerken,
İslam insanlar arasında eşitliği getirdi. Müslümanla başka müslümanlar
arasındaki fark, doğum veya başka kişisel farklar olmaktan çıkıp, yalnızca
Allah kor­kusu, güzel ameller ve ahlak farkı haline geldi.”

Temelde ilahi bir din
olduğundan, Hıris­tiyanlıkta da İslam’da olduğu gibi, bir ta­kım önemli ahlaki
düsturlar elbette var­dır. Bunların başlıcalan, doktrin olarak zulme,
ikiyüzlülüğe, ihanete, bencilliğe, günahkarlığa, tutkulara esir olmaya, şid­det
ve öfkeye karşı akma, tevekkül, ada­let, doğruluk, kalb ve vicdan temizliği,
yardımlaşmayı teşvik, merhamet, ahde ve­fa, yalan söylememe, affedici olma ve
gü­nahta ısrar etmeme gibi prensiplerdir.

Hıristiyanlık
alabildiğine dünyevileşmiş bir ortamda ve dünyevileşmiş insanlara geldiğinden,
öncelikle Din’ in uhrevi ve ru-hi-manevi yanları üzerinde durmuş, onla­rı
merhametli, affedici ve hoşgörülü olma­ya, dünya işlerinden ve başkalarına hük­metmekten
uzaklaşmaya çağırmış olmak­la birlikte, hiçbir zaman şeriat’sız geldiği­ni
ileri sürmemiş, tam tersine, Hz. İsa kendİsinin’Şeriat’ıyıkmaya değil, tamam­lamaya
geldiğini açıkça ifade etmiştir (Matta: V/17). Fakat, Pavlos eliyle Şeri­at’
ından kopanldığı için, Hıristiyanlık bir bakıma ‘öte dünya’ dini haline gelip,
her ülkenin ‘laik’ hukukuyla izdivaç edebilir bir konum kazandığından, devletin
laikli­ği Hıristiyanlığa zarar vermez olmuştur.

Ali ÜNAL

 

PAYLAŞ
Önceki makale66.DİN DEĞİŞTİRME TİPLERİ
Sonraki makaleHİCRET