Hicabe Nedir, Ne Demek, Anlamı, Görevi, Hakkında Bilgi

43

Hicâbe. Kabe’nin bakımı, kapısının ve anahtarlarının muhafazası görevi.

Sözlükte “örtmek, birinin bir yere gir­mesine engel olmak” anlamına gelen hicâbe kelimesi terim olarak başta Kabe’­nin bakımı, kapısının ve anahtarlarının muhafazası ve kapısının belli zamanlar­da ziyaretçilere açılması olmak üzere makâm-ı İbrahim’in, hediye edilen kıymetli eşya ile İç ve dış örtülerin korunması ve bakımı gibi önemli hizmetleri İfade eder. Hicâbe kaynaklarda “Kabe’ye hizmet et­mek” anlamındaki sidâne ile (sedâne) bir­likte de kullanılmıştır. Sidânenin Kabe ile ilgili bütün hizmetleri, hicâbenin ise yal­nız kapısıyla ilgili hizmetleri ifade ettiği de ileri sürülmektedir. Hicâbe görevinde bulunanlara hâcib veyasâdin denilir; ay­rıca bunlar hacebî nisbesiyle de anılmış­lardır (Sem’ânî. 11, 277).

Rivayetlere göre hicâbe görevi Hz. İs­mail’den bir nesil sonra Cürhümlüler’e, onlardan da Huzâalılar’a geçmişti ve reis­leri Huleyl b. Hubşiyye tarafından yürü­tülüyordu. Huleyl’in kızı ile evlenen Kusay kayınpederinin ölümünden sonra Mek­ke’nin hâkimi oldu; dolayısıyla Kabe’ye ve hacılara hizmet etme görevini de üst­lendi. Kusayy’ın vasiyetine uygun olarak yerini oğullarından Abdüddâr aldı ve böy­lece hicâbe de onun soyunun elinde ba­badan oğula sırasıyla Osman b. Abdüd­dâr, Abdüluzzâ b. Osman, Ebû Talha (Abdullah) b. Abdüluzzâ, Talha b. Ebû Talha ve Osman b. Talha’ya intikal etti. Bu gö­rev, Mekke’nin fethi sırasında Osman b. Talha’nın uhdesinde bulunuyor ve Kabe’­nin anahtarı da onun annesinde duruyor­du. Hicâbenin Abdümenâfoğulları’nda ol­duğunu ve çekilen kura sonucu Hz. Peygamber’in büyük dedesi Hâşim b. Abdü-menâf a geçtiğini, onun ölümünden son­ra soyuna intikal ettiğini, İslâmiyet’in do­ğuşu sırasında Benî Hâşim’in elinde bu­lunduğunu iddia edenler varsa da (el-Kâ-mûsü’l-İslâmî, II, 38) bu doğru değildir. Resûl-i Ekrem, Mekke’nin fethedildiği gün tavafın ardından Osman b. Talha’yı çağır­dı ve Kabe’nin kapısını açtırarak Beytul-lah’ı içerideki resim ve putlardan temiz­lettikten sonra Bilâl ve Üsâme ile birlikte içeri girip namaz kıldı (Buhârî, “Şalât”, 81). Dışarıya çıktıktan sonra Abbas ve Hz. Ali, sikâye ile birlikte hicâbenin de kendi­lerine verilmesini İstediler. Ancak Resûl-i Ekrem Kabe’nin anahtarını onlara verme­di ve Osman b. Talha ile amcasının oğlu Şeybe b. Osman’ı çağırarak, “Gün iyilik ve vefa günüdür. Ey Ebû Talha oğulları! Emaneti kıyamete kadar sizde kalmak üzere alın; hicâbeyi sizden ancak zalimler geri alır” (İbn Sa’d, II, 137) dedi ve anah­tarı ikisine teslim etti. Hz. Peygamber’in anahtarı sadece Osman b. Talha’ya verdi­ği de rivayet edilmektedir; ancak Osman b. Talha’dan sonra hicâbenin Şeybe b. Osman’a geçmesi ve tarih boyunca onun neslinde kalması dikkate alındığında anahtarın ikisine birlikte verilmiş olması ihtimali kuvvet kazanmaktadır. Resûl-i Ekrem’in anahtarı verirken elbisesiyle gizlediği ve onlara da bu yönde davran­maları tavsiyesinde bulunduğu belirtil­mektedir. Anahtarın Abdüddâroğullan1-na, “Allah size emanetleri ehline verme­nizi emreder” (Nisâ 4/58) mealindeki âyetin nüzulünden sonra teslim edildiği de söylenmektedir (Taberî, V, 86-88). Öte yandan İbn Kuteybe ve İbn Hazm. Şeybe b. Osman’ın Osman b. Talha’nın oğlu oldu­ğunu kaydediyorlarsa da {el-Macârif, s. 70; Cemhere, s. 127) diğer kaynaklarda onun amcasının oğlu olduğu belirtilir ki doğru­su budur.

Osman b. Talha Mekke’nin fethinden sonra Medine’ye döndü ve Resûlullah’ın vefatına kadar orada kaldı. Bu zaman zarfında hicâbe görevi Şeybe b. Osman ve oğulları ile kardeşi Vehb b. Osman ta­rafından yürütüldü: Osman b. Talha da geri dönünce onlara katıldı. Osman b. Talha’nın vefatı üzerine görevi Şeybe b. Osman ve onun ahfadı (Benî Şeybe) devam ettirdi. İbn Kuteybe (ö. 276/889), Be-Iâzürî (ö. 279/892-93), İbn Abdülber en-Nemeri (ö. 463/1071), İbnü’l-Esîr (ö. 630/ 1233), Kalkaşendî (ö. 821/1418) ve Eyüp Sabri Paşa (ö. 1308/1890), kendi zaman­larında hicâbenin Benî Şeybe tarafından yürütüldüğünü kaydetmektedirler; gü­nümüzde de bu görev Şeybe ailesinin elin­dedir (Muhammed b. el-Alevîei-Abbas, s. 125).

Hz. Peygamber Mekke’nin fethi sırasın­da yaptığı bir konuşmada şunları söyle­miştir: “Dikkat edin! Kabe’nin hizmeti (sidânetü’l-beyt) ve hacılara su temini{sikâ-ye) dışında geçmişe ait bütün mefahir id­diası, kan ve mal davaları şu iki ayağımın altındadır” {Müsned, II, 36, 103).

TDV İslâm Ansiklopedisi