Hezl Nedir, Ne Demek, Türk Edebiyatında Hezl Hakkında Bilgi

27

Hezl türü Klasik Türk edebiyatına İran’dan geçmiştir. Fars edebiyatında genel olarak hicivle aynı an­lamda kullanılan ve “bir kimsenin kötü-lendiği, hakkında uygun olmayan şeyle­rin söylendiği şiir” veya “ahlâk ve edebe aykırı söz” diye tarif edilen hezl hakkında (Dihhudâ, XXVIII, 208) Fars şairlerinin fikirleri farklılık gösterir. Müncik-i Tirmizî bir mısraında, “Hezl söy­lemek küfürdür” derken Nâsır-ı Hüsrev hezli “mazur” görür. Hâkânî hezl ile bu­nun karşıtı olan ciddiyeti kıyaslar ve bun­ları eline kâh kitap, kâh sapan alan bir ço­cuğa benzeterek. “Hezlden sürekli âfet görürsün” der. Sa’dî’ye göre de hezl cid­di sözü katleder (Dihhudâ, ay.).

Türk edebiyatında hezl, birini yermek ve ona hak etmediği bir şeyi yakıştırmak üzere genel ahlâk kurallarını zorlayıcı tarz­da söylenmiş sözlere denir. Bu bakımdan latife ile hiciv arasında bir konumda bu­lunur. Belli bir amaca yönelik olması ve kişileri hedef alarak onları gülünç duru­ma düşürmesi açısından latifeden daha ağır, sövme ve müstehcenlikten arınmış olduğu için de hicivden daha hafif bir mi­zah türüdür. Ciddi bazı şiirlerin hezl üs­lûbunda yeniden nazmedilmesine tehzîl, hezl türündeki yazı ve şiirlerin toplandığı mecmualara da “hezliyyât mecmuası” adı verilir.

Hezl, en şiddetli yergiier olan hicivler­den başlayarak zem, kadh. şetm. ta’riz. latife (mülâtafa). mutâyebe gibi mizah içeren edebî türlerle karıştırılmıştır. Mi­zahî türlerin pek çoğunda yer alan şaka­cılık, alaya alma. ahlâka ve edebe aykırı­lık gibi birbirine benzeyen, hatta bazan iç içe bulunan özelliklerin kesin çizgilerle ayrılması zordur. Bu konuda yapılmış ba­zı tasniflere göre hezl “alay ederek küçük düşürme” biçiminde tanımlanmış, alt ka­demesine ta’riz (sataşma ve taşlama), üst kademesine de zem (kınama), hiciv (yetyi), şetmve kadh (sövgü) konulmuş­tur {l,cvvmi.TDAY Belleten \970}. s. 4Q Meıı;-‘,ı.s 120! Latife ve nükte ise kimse­yi incitmeme ve zarafeti ön planda tut­ma açısından hezlden ayrılır. Bu da Türk edebiyatındaki hezlin Arap belagatında nükteyi andırır tarzdaki anlamından fark­lı olarak hicve yakın bir mâna taşıdığını gösterir.

Nâbî oğluna öğüt verirken hezl ve mi­zah uğruna dostlukların yitirildiğini. hez­lin kin ve düşmanlıklara yol açabileceğini anlatır (Hayriye, s. 87-88). Sünbülzâde Vehbî’nin öğüdü de Nâbî’yi destekler ni­teliktedir: “Kimseyi etme sakın istihza / Görme Hakk’ın kulunu hezle seza” [Lüt-liyyc, s. 71-72). Bu ifadelerden, hezlin Türk edebiyatında pek rağbet edilecek bir tür olarak görülmediği anlaşılmakta­dır. Bununla birlikte birçok divan şairi hezliyyât türü manzumeler yazmaktan geri durmamıştır.