Hermenötik, Hermeneutik-Yorumsama Nedir? Tanımı, Tarihi (Felsefe Akımları)

26

Türkçeye genellikle “yorumsama” diye çevrilen hermenötik, “anlama” ve “yorumlama” sorunlarıyla ilgilenen çeşitli yazarların görüşlerini tanımlamak üzere kullanılan bir terimdir.                                    

Hermenötik terimi biri geniş, diğeri daha dar iki bağlamda kullanılır:

1-Kitab-ı Mukaddes’in manevi hakikatini bulup yorumlamakla alakalı Hıristiyan teolojisinde bir disiplindir. İncil’in her nesle hitap edecek şekilde anlaşıldığı bu disiplindeki konuların çoğunluğu, R.Bultman’ın Yeni Ahid’i efsanelerden arındırma (demythologization) girişimleriyle yeniden gündeme gelmiştir;

2- Daha genel olarak insan eylem, söz, ürün ve kurumlarının önemim anlama ve yorumlama sanatı, becerisi ya da teorisine bu ad verilir. Bu anlamda terim teolojiden felsefeye, XIX. yüzyıl sonlarında W. Dilthey tarafından, yalnız duyumun ham verilerim düzenlemekle kalmayıp, onların temel olarak anlamlı konularının anlaşılmasına (Verstehen) yardıma olması gereken insanla ilgili incelemeler, ya da insan bilimleri (Geisteswissenschaften)nin özel metodlarma gönderme yapmasıyla geçti. Terim daha sonra Heidegger tarafından insanın varoluşunun doğasına ilişkin araştırmalarının genel ve metafizik amacını vurgulamak için daha geniş kapsamlı bir tarzda kullanılmıştır.

Hermenötik’in konularından bazıları, İngilizce konuşan sosyal bilimcilerin eserlerine Max Weber’in yazıları vasıtasıyla girmiştir. Almanya’da XIX. yüzyılın sonlarıyla XX. yüzyılın başlarında patlak veren tartışmalara katılan Weber, hepsi de toplumsal ve tarihsel dünyayı incelemenin, fenomenleri araştırırken kullanılandan farklı yöntemlerin kullanılmasını gerektirdiği iddiasındaki Wilhelm Dilthey, Heinrich Rickert ve Wilhelm Windelband gibi filozof ve tarihçilerin görüşlerini benimsedi. Bu tezler, Weber’in anlama ya da Verstehen kavramı üzerindeki özel vurgusunda apaçık görülür.

Weber bir yandan pek çok sosyal bilimcinin hermenötik fikirlerle tanışmasında önemli bir rol oynarken, hermenötikle ilgili gelenek VVeber’in zamanından çok daha eski bir doneme uzanır. Hermenötik terimi, bir şeyi açık kılmak, bir mesajı haber vermek, ya da deşifre etmek anlamına gelen Yunanca hermeneuein fiilinden türemiştir. Hermenötik disiplininin ilkin Homer ve Yunan aydınlanma çağının diğer şairlerinin yorumlanmasıyla doğurduğu söylenebilir. O zamandan beri hermenötik, filoloji ve metin eleştirisiyle yalandan ilişkili bir disiplin olagelmiştir. Hermenötik, Protestanların, geleneğin kutsal kitapların tefsirini belirleme hakkına meydan okudukları Reformasyon döneminde çok önemli bir disiplin halini almış; gerek klasik bilginler, gerekse teologlar, metinlerin geçerli tefsirine hakim olan kuralları ve şartları inceden inceye ele almaya çalışmışlardır.

Hermenötikin alanı, XIX. yüzyılda Wilhelm Dilthey tarafından büyük çapta genişletilmiştir. Bir filozof olduğu kadar bir tarihçi de olan Dilthey, metinlerin “hayatın nesnelleşmeleri” dediği şeyin bir formundan ibaret olduğunun bilincindeydi. Böylece yorumsama sorunu, toplumsal-tarihsel dünyaya ilişkin bilginin nasıl mümkün olduğu yolundaki çok daha ge­nel soruyla ilişkili olmak zorundaydı. Bu tür bilgi, Dilthey’in görüşüne göre deneyim, ifade ve anlamanın karşılıklı ilişkisi üzerine oturmaktadır. Metinler, sanat eserleri, eylemler ve jestler gibi kültürel fenomenler insan hayatının amaçlı ifadeleridir. Onlar, bir kişinin tutumunun dil aracılığıyla nesnelleşebileceği tarzda, ortak olarak paylaşılan bir uzlaşım ve değerler dairesinde nesnelleşirler. Kültürel fenomenleri anlamak için, onları hayalın nesnelleşmiş ifadeleri olarak kavramamız gerekir; nihayet yaratıcı eylemi (act) yeniden tecrübe etmemiz ve bir başkasının deneyimini yeniden yaşamamız gerekir. Hermenötik GeistGswissenschaften ya da “insan bilimleri” temelleri üzerinde düşünmeye doğru yeni baştan yönlendirilirken, Dilthey’in yazıları nesnellik arayışı İle Romantizmin mirası arasındaki sürtüşmeyi içinde taşımıştır.

XX. yüzyıl hermenötik’inde anahtar şahsiyet Martin Heidegger’dir. Dilthey’m eserlerinde hermenötik problem bilgi sorunuyla irtibatlıyken, Heidegger’ in eserinde varlık sorununa bağlıdır: Anlama ve yorumlama  problemleri  “dünya-içre-varlık’ımızın temel veçhelerini açıklarken, karşımıza çıkarlar. Heidegger’e göre “anlama” ilk ve en önde gelen kavramaya gü­cümüzün yettiği tasavvur (projecting) konusudur. Anlamanın bu geleceğe dönük karakteri, yaygınbiçimde”hermenötik da­ire” adı verilen şeyin ontolojik terimlerle yeni baştan formülleştirilmesidir. Tıpkı bütünün geleceğe dönük yapısıyla metnin bir parçasını anladığımız gibi, her türlü anlama da özne ve nesnenin asli birliğini gösteren bir “önanlama”yı içerir. Bizler dünyadaki nesneler hakkında bilgiye sahip olma iddiasındaki özneler olmaktan önce, ele alınmaya amade bekleyen ve kendisine aşina olduğumuz ‘dünya-içre-varlıklar’ız.

Heidegger’in eseri, Hans-Georg Gadamer’in göstermeye çalıştığı gibi, insan bilimlerinin anlaşılma tarzı üzerinde etkiler yapmıştır. Hakikat ve Metod adlı eserinde Gadamer, anlamanın geleceğe yönelik karakteri ile birbirleriyle önyargı, otorite ve gelenek kavramları arasında bir bağlantı kurar. Önyargıların zorunlu olarak olumsuz olduğu yolundaki varsayımın bizzat kendisi Gadamer’in görüşüne göre, Aydınlanmanın peydahladığı haksız bir ön­yargıdır. Bizi anlamanın daima bir ön-karar yada “Önyargı” gerektirdiğini görmekten alıkoyan bir varsayımdır bu. Otoritenin onaylanmasına dayalı “meşru önyargılar” sözkonusudur ve özel bir değeri haiz otorite biçimi de “gelenek”tir. Bizler da­ima anlamamızı mümkün kılacak önyargılarla bizi donatan gelenekler içinde yaşarız. Şu halde, tarihsel etkilerin tamamının kendisinden kalkılarak anlaşılabileceği tarih dışında bir dayanak noktası olamaz; bunun yerine tarihsel “ufuklar”ın açık ve sürekli olarak yenilenen bir “birleşimi” olarak görülmelidir anlama.

Gadamer’in bu kışkırtıcı tezine 1960’ların ortalarında Jurgen Habermas ve “eleştirel teori”nin diğer temsilcilerince karşı çıkıldı. Gadamer’in hermenötikinin insan bilimlerinin felsefesi için önemini kabul eden Habermas, onun anlama ve gelenek arasında kurduğu bağlantıyı eleştirdi. Zira böyle bir bağıntı, geleneğin aynı zamanda hem iletişim sürecini çarpıtan, hem de eleştirel düşünmeye çağıran bir güç kay­nağı olabileceğine dikkat etmez. Psikanaliz modeline başvuran Habermas, özgür kılma fikrine göre yönlendirilecek bir “derin-hermenötik” disiplininin çatısını çizmiştir.

Hermenötik ile eleştirel teori (Frankfurt Okulu) arasındaki tartışma Paul Ricoeur tarafından yeniden değerlendirmeye tabi tutuldu. Eleştiriyle ilgilenen hermenötik bir filozof olarak Ricoeur, metin kavramını yeniden vurgulayarak Gadamer ile Habermas’in tutumları arasında ortayı (vasatı) bulmaya çalıştı. Bİr geleneğe ait olma tecrübesinin tersine metin, onu meydana getiren toplumsal, tarihsel ve psikolojik şartlardan bir mesafe ya da “uzaklaşma”yı gerekli kılar. Bir metnin hem “anlamı”nın yapısal açıklamasını, hem de onun ” referansı” mn yaratıcı projeksiyonunu içeren bir metin yorumu, böylece “benlik” ile olduğu kadar “dünya” ile de eleştirel bir ilişki kurma ihtimaline izin verir. Ricoeur metin modelinin ve metin yorumlama yönteminin nasıl verimli bir şekilde mecaz, eylem ve bilinç-dışı gibi değişik fenomenlerin incelenmesine kadar genişletilebileceğini göstermektedir.

Son tartışmaların ortaya koyduğu gibi, yüzyıllardır hermenötik başlığı altında tartışılan konular, hala canlılığını korumaktadır. Metinlerin ve sanat eserlerinin değerlendirilmesi, eylem ve kurumların incelenmesi, bilim ve sosyal bilimler felsefesi: Bu alanların tümünde de anlama ve yorumlama problemleri ana problemler olarak gözükmektedir. Bazı çağdaş hermenötik filozoflar, XIX. yüzyıldaki atalarının yaptığı tarzda, doğal bilimlerle insan bilimleri arasında bir ayrım çizgisi çekmek isterlerken, pek çoğu, bununla birlikte, toplumsal ve tarihsel araştırmanın kendine özgü karakterini savunma arzusundadır. Zira bu tür araştırma nesneleri, eyleme ve anlama gücüne sahip öznelerin ürünüdürler. Öyle ki, toplumsal ve tarih­sel dünyaya ilişkin bilgimiz kesin biçimde bu dünyayı oluşturan öznelerden ayrı ele almaz.
hermentik-1.png” border=”0
(SBA)

Hermenötik
Hermenötik ilkin Hristiyan teolojisi alanındaki yorum tartışmalarından ortaya çıkan bir anlam ve metodoloji bilgisi. Daha sonra terim teolojik sahanın dışına çıkmış ve daha genel anlamda yorum araştırmalarıyla ilgili felsefi bir disiplin haline gelmiştir.

Etimoloji
Hermenötik kelimesi yorumcu/müfessir anlamındaki Yunanca Ερμηνεύς teriminden türetilmiştir. Bu terim aynı zamanda tanrıların mesajlarının yorumlayıcısı olan Yunan tanrısı Hermes ile de ilişkilidir.

Tarih
Batı dünyasında metnin yorumu bilgisi anlamında hermenötiğin iki kaynağı vardır: İlki İskenderiye’deki antik Yunan retorikçilerinin metin araştırmaları diğeri de Helenistik kültürle çağdaş olan Kitab-ı Mukaddes’in Kilise Babalarına ve Yahudi Midraşik yorum geleneğidir.

Hermeneutik
Hermeneutik (yorumsama) Antik Yunan Tanrısı Hermes, yer (insanlar) ile gök (tanrılar) arasında bağ kurucu ve yer yüzünde yukarının (tanrısal olanın) yorumcusu (hermesneuta) olarak kabul görmekte idi. “Hermenötik” denilen bu kelime kaynağını Hermes’in bu fonksiyonundan alır. Hermönetik (Hermeneutics) sözcüğü bir metnin içrek (ezoterik) anlamının bulunması, bir metnin asıl maksadının anlaşılması anlamlarında kullanılmaktadır ve yorum ilmi olarak kabul edilir.

Vikipedi

Önceki İçerikPrens William Kimdir, Hayatı,
Sonraki İçerikGenç Werther’in İlk Acıları Kimin Eseri, Kısaca Konusu, Yazarı Kimdir, Hakkında Bilgi