Herbert Marcuse Kimdir, Hayatı, Kitapları, Eserleri, Hakkında Bilgi

31

MARCUSE, Herbert (1898-1979)

Alman asıllı ABD’li düşünür. Eleştirel felsefi yaklaşımı ve psikolojik çözümlemeleriyle Batı’daki 1960’lar öğrenci hareketlerini etkilemiştir.

19 Temmuz 1898’de Berlin’de doğdu, 29 Temmuz 1979’da Stranberg kentinde öldü. Varlıklı bir Yahudi ailesinin oğlu olan Marcuse, 1918’de üye olduğu Almanya Sosyal Demokrat Partisi’nden, bir yıl sonra, K.Liebknect ve R.Luxemburg’ un askerlerce öldürülmelerinin ardından ayrıldı. 1922’de Freiburg Üniversitesi’nden Hegel üstüne hazırladığı bir tezle felsefe doktoru sanını aldıktan sonra, 1922-1932 arasında aynı üniversitede felsefe araştırmalarım sürdürdü ve Frankfurt Okulu’nun kuruluşuna katkıda bulundu; burada T.W.Adorno ile birlikte 1936’da Paris’te yayımlanan “Otorite ve Aile” konulu araştırmayı gerçekleştirdi. 1927’de Almanya Sosyal Demokrat Partisi’nin organı sayılan Gesell-schaft dergisinde kısa bir süre için çalıştı.

1933’te Hitler’in iktidara gelmesinden sonra, önce Cenevre’ye daha sonra Paris’e, 1934’te de ABD’ye gitti ve Columbia Üniversitesi’nde öğretim üyesi oldu. 1940’ta ABD uyruğuna geçen Marcuse, II.Dünya Savaşı yıllarında Stratejik Hizmetler Bürosu’nda çalıştı ve 1950’ye değin bu büronun Orta Avrupa Haber Alma Araştırmaları Bölümü’nün yöneticiliğini yaptı. 1951-1954 arasında Columbia, 1954-1965 arasında Brandeis üniversitelerinde öğretim üyeliği yaptıktan sonra 1965’te California Üniversitesi’ne geçti.

1941’de yayımlanan Reason and Revolution (“Mantık ve Devrim”) adlı kitabında kimilerince
faşist düşüncelerin yaratıcısı olarak suçlanan Hegel’i savunan Marcuse, Liberalizm’i kapitalizmin rekabetçi evresinin, Faşizm’i de tekelci evresinin ideolojisi olarak tanımlayarak, Liberalizm ile Faşizm arasında yakın ilişkiler bulunduğunu öne sürdü. 1958’de So-viet Marxism (“Sovyet Mandzmi”) adlı kitabında, bu ülkeyi ABD gibi sanayi toplumu olmayı amaçladığı ve baskıcı bir yönetimi olduğu gerekçeleriyle eleştirdi. Aynı yıl yayımlanan ünlü Eros and Civilisation (Aşk ve Uygarlık) kitabında da Freudcu ve Marxist kavramları kullanarak yabancılaşma sorununu irdeledi, cinselliğin baskı altında tutulduğu çağdaş sanayi toplumlarını eleştirdi ve “baskısız uygarlık”ın olanaklı olduğu görüşünü savundu. 1964’te yayımladığı One Dimensional Man’de (Tek Boyutlu İnsan) ise özellikle ABD’deki baskıcı düzen üstünde durarak ürünlerin ve hizmetlerin bolluğunun yabancılaşmayı beslediğini, kişilerin bir araç, dolayısıyla da “köle” durumuna geldiğini öne sürdü; çağdaş sanayi toplumlarında “eleştirici bilinç”in eksikliğinden yakındı.