Herbert Blumer

Herbert Blumer (1900 – 1987)

Chicago Üniversitesinde G. Herbert Mead ile
birlikte çalıştı.

Blumer’ın düşüncesinin bir kaynağını, onun
öğretmeni olan G. H. Mead’e karşı açıkça duyduğu hayranlık oluşturmaktadır.

Sembolik Etkileşim
kavramını ilk kez Blumer kullanmıştır. En önemli eseri de, 1969 yılında yayınlanan
Sembolik Etkileşimcilik
adlı kitabıdır.

Sembolik etkileşimcilik, üç temel önermeye
dayanmaktadır:

1. İnsanlar nesne ve olaylara karşı, onların
kendilerine ifade ettiği anlamlara göre hareket etmektedirler.
Sembolik etkileşimcilik bu nedenle, toplumsal ve biyolojik determinizmi
reddetmektedir.

2. Anlamlar, insanların birbirleriyle olan
etkileşiminden ortaya çıkmaktadır.

3. Anlamlar yorumlayıcı bir süreç
içerisinde değişime uğramaktadır.

Nesneler, doğrudan değil, onlara yüklenen
anlamlarla tanınmaktadır. Blumer’a göre, bir nesnenin kişiye ifade ettiği
anlam, diğer kişilerin o nesne ile ilişkili olarak kendisine davranma biçimi
aracılığıyla oluşmaktadır.

Sembolik etkileşimcilik açısından bakıldığında
toplum, yaşantılarını sürdüren insanlardan oluşmaktadır. Blumer’ın etkileşimci
bakış açısı, sosyolojide önemli bir ağırlığa sahip olan pozitivist, yapısalcı
ve sistem yaklaşımları tarafından sunulan görüşlere karşı bir duruş
sergilemektedir.

Blumer, işlevselcilerin ihmal ettiği öznel
anlam üzerinde durmuş, toplumu özerk bir yapı olarak ele almak yerine, sembolik
bir etkileşim olarak ele almıştır.

Blumer’a göre toplum, insan eylemlerinin
bir belirleyicisi olarak değil, toplumsal eylemin yer aldığı bir çerçeve olarak
görülmektedir.

Toplum, etkileşim hâlindeki insanlardan oluşmaktadır.
Kolektif eylem aracılığıyla bir araya gelen bu
faaliyetler, örgütleri ve toplumsal yapıyı biçimlendirmektedir.

Etkileşim, başka insanların faaliyetlerine
karşılık olarak verilen tepkilerden oluşmaktadır.

Nesneler, kendilerinde bir anlamı içsel
olarak taşımamaktadır. Anlam, sembolik etkileşimin bir ürünü olarak ortaya çıkmaktadır.

İnsanlar, kendileri dışındaki nesneleri tanımanın
yanı sıra, kendilerini de nesne olarak görebilme yeteneğine sahiptirler.

Kolektif Eylem

Kolektif eylem, grup üyeleri tarafından,
eylemlerinin birbirleri ile ilişkili hale getirilerek, uyum içinde olmalarının
sağlanması anlamına gelmektedir. Kolektif eylem, Blumer tarafından, “farklı kişilerce
sergilenen farklı eylemlerin toplumsal örgütlenişi” olarak tanımlanmaktadır.

Mead’e göre, bireylerin diğerlerinin
rollerini alarak, kendilerini diğerlerinin bakış açısıyla gözlemlemesi,
toplumda kolektif eylem için temel sağlamaktadır. Bireyler, kendilerinden beklenilen
davranışların farkına varmaktadır ve buna göre eylemlerini değiştirmeye
yönelmektedir.

Blummer, eylem ve kolektif eylemin
örgütlenmesi ile ilgili olarak üç noktayı vurgulamaktadır:

1. Eylem, yorumu (veya tanımlamayı)
gerektirmektedir.

2. Eylemin yönü aniden ortaya çıkmaktadır.

3. Kolektif eylemin oluşum süreci
bulunmaktadır.

Blumer’ın Yöntemsel Yaklaşımı

Blumer’a göre sembolik etkileşimciliğin
merkezinde dünyanın bir imgesi bulunmaktadır. Bu imgenin anlaşılması için
Blumer, araştırılması gereken alanlar:

1- Hiçbir şey sabit ve durağan olmadığı
için toplumsal hayat sürekli yeniden oluşmaktadır.

2- Toplumsal hayatın meydana getirdiği
anlamlar, semboller ve dillerin araştırılması gerekmektedir.

3- Etkileşimler ve bağlantıların her zaman
araştırılması gerekmektedir.

Blumer’a göre, bu araştırılması gereken
unsurları bir arada tutan temel kavram,

Mead’den alarak geliştirdiği benlik kavramıdır.

Blumer’ın bu konuların çalışılması için
önerdiği yöntem, ampirik olmakla birlikte, aşırı nicel bir sosyolojik yaklaşımdan
kaçınmaktadır.

Ampirik bilim için gerçeklik, sadece
ampirik dünyada ortaya çıkar, sadece orada aranabilir ve doğrulanabilir. Bu
nedenle ampirik dünyanın, çalışmanın odağı olması gerekmektedir.

Blumer’a göre bu toplumsal ampirik dünya,
insanlar ve onların yaşamları boyunca meydana gelen gündelik eylemlerinden oluşmaktadır.
Blumer, bu bilgilere ancak katılım ve gözlem aracılığıyla ulaşılabileceğini
belirtmektedir.

Modern Sosyoloji Tarihi

Editör: Prof. Dr. Serap Suğur

Anadolu Üniversitesi Yayını No: 2304,
Eskişehir, Ocak 2013