Henri Bergson

Henri Bergson (1859-1941)

Yahudi bir aileye mensuptur. Matematik ve
felsefe eğitimi aldı. Öğrenim gördüğü yıllarda Herbert Spencer’ın evrimciliğinden etkilendi. Lise düzeyinde eğitmenlik
yaptı. Ardından École Normale Supérieure’de ders verdi. 1914’te Fransız Akademisi’ne
üye seçildi. Collège de France’da görev yaptı.

Önemli
eserleri
:

1. Şuurun Dolaysız Verileri Üzerine Deneme
(Essai sur les données immédiates de la
conscience
(1889)).

2. Madde ve Hafıza (Matière et mémoire (1896)).

3. Yaratıcı Tekâmül (L’Évolution créatrice (1907)).

4. Ahlâkın ve Dinin İki Kaynağı (Les deux sources de la morale et de la religion
(1932))

Bergson’un felsefesi, aklın bilme gücüne
çok fazla güvenen “akılcılığa” ve “bilimciliğe” bir başkaldırıyı içinde taşır. Bergson’a
göre felsefe bilimdir.
 Bergson’un kullandığı bilim modeli matematik değildir,
biyolojidir.  Bergson metafizik ile fizik
arasında bir devamlılık kurmak ister. Bergson’a göre metafiziği yaşam
bilimleriyle uzlaştırabilmek için metafiziği evrensel bir matematik gibi düşünmeyi
bir yana bırakmak gerekir. Bergson metafiziğe yeni bir görev verir: Yaşam
bilimlerini takip etmek suretiyle olguları aramak, onlara uygun kavramlar
biçmek ve deneyimi yeni kavranılırlık kıstasları yaratmak suretiyle yeniden düşünmek.
Bergson düşünümden (réflexion) çok aksiyona dayanan bir felsefi anlayış ortaya koyar.

Bergson bilimlerin zaman anlayışını
yetersiz bularak “sürem” olarak zamana yönelir.
Doğa bilimlerinden gelerek psikolojiye odaklanmış ve bilincin verilerini araştırma
konusu haline getirmiştir.

Bergson’un Şuurun Dolaysız Verileri Üzerine Deneme’de bilinci (Şuur), psişik hayatı
açıklar ve bilinci, hafıza olarak tanımlayıp
süremi
varlığın bir ilkesi olarak ele alır
.

Madde
ve Hafıza
’da ben ile evren arasındaki
ilişkinin ne olduğu sorusu ele alınır.

“Evren nedir?” Yaratıcı Tekâmül bu soruyu yanıtlamak için kaleme alınmıştır.

Şuurun Dolaysız Verileri Üzerine
Deneme

Bergson bu eserinde zaman ve mekân, tin ve madde
ikiciliği inşa eder.
Varlık böylece zamansal
olan tin ile mekânsal olan madde biçiminde ikiye ayrılır.
Eser, zamanın bilince verilişini “sürem
kavramıyla ele alır
.

Bilinç hallerinin nitelikler (qualités) ve yoğunluklar (intensités)
olduğunu söyler.

Bilinç yoğunluklardan ibaret bir çokluk
olduğu hâlde, onda sürekli değişim yüzünden parçalanmaz bir birlik de vardır.

Hakiki zaman her anı farklı oluşlarla
beliren sürekli bir değişme, durmayan bir oluştur.
Hakiki zaman bilinç hallerimizin eşsiz değişiminden başka
bir şey değildir. Bu çokluk ölçülemeyip bilince his yoluyla verilir ve idrak
edilebilir.

Bergson “sürem” fikrini “hafıza” ile
ilişkilendirir.
Sürem bilinçteki her
anın onun ardından gelen anla bütünselleştiği bir harekettir.
Bergson’a göre süremdeki bir an yok olmaz, onu takip eden
anda erir.

Geçmiş geçip gitmez, varlıkta baki kalır,
bilinçte bir kez var olan yok edilemez fakat bu baki kalış devingendir.

Sürem hem özdeş hem de değişken varlığın
adıdır. Bu bilinç, mekânsal olan maddeden farklı yeni bir tözdür.

Batı düşüncesi metafiziği “zêka”yı
kullanarak düşünmüştür, bu yüzden gerçekliğin bütününü kavrayamama zaafına
düşer. Oysa “sezgi” ile yakalanan gerçeklik hem varlık hem de değişimdir
.

Madde ve Hafıza

Tinin de maddenin de kendi gerçekliği vardır.
Fakat bunların ilişkisi nasıl kurulmaktadır?
Bergson’a
göre ne idealist ne de realist konum zihin ile maddi gerçeklik arasındaki ilişkinin
ne olduğu sorununu çözebilir.

Bergson maddeyi “kendinde varolan bir imge”
olarak ele almayı önerir. Bunun sebebi madde ile ilişkimizin algı tarafından
kuruluyor olmasıdır.

Evren bir imgeler bütünüdür ama onda yeni
olarak karşıma çıkan ne varsa onunla bedenime dair bazı imgeler aracılığıyla
karşılaşırım (uzaklık, yakınlık vs.).

Maddeyi temsile indirgeyen idealizm evrene
bedenin duruş noktasından bakmaktadır, buna karşın realizm maddeyi kendinde, bağımsız
olarak var olarak koyutlamaktadır.
İdealist
bakış açısından “madde” zihinsel bir temsilden ibarettir. Realist bakış açısına
göre ise madde zihindeki temsilleri oluşturan şeydir.
Bergson’a göre bu iki bakış açısı da hatalıdır.

Bergson “imge” terimini realizmin bu yanlış
kanısını yıkmak için kullanır.

Bergson’a göre “imge” şeyden daha az
temsilden daha fazlasıdır.

Evren bir imgeler bütünüdür. Onu bedenimle
dıştan değil, içten tanır ve bilirim.

Maddeyi imgeden soyutladığımızda geriye ne
kalır? Bergson Madde ve Hafıza’da
“Beyin maddi dünyanın bir parçasıdır, maddi dünya beynin bir parçası değildir.”
der.

Algı da zekâ gibi alışkanlıklarla
örgütlenmiş olarak ihtiyaçlara göre yönlenir. Algı imgelerle, zekâ ise
temsillerle işler; oysa sezgi temsil etmez.
Bergson’a
göre sezgi hafızadır
.

Madde ile bilinç arasındaki ilişkiyi hafıza
kurmaktadır
.

Ancak hafızanın farklı çeşitleri vardır: Alışkanlık
hafızası bedenin algısına, hareketlerin tekrarına dayanır. Öte yandan, bir de
hakiki veya “saf” hafıza vardır ki onda kişisel anılarımız saklıdır.

Yaratıcı Tekâmül

Bergson, süremi anların bütünselleşmesi
hareketi olarak anlıyor.

Bergson’a göre şimdi, geçmişin bir sonucu
değildir. Zamanı nedensellik ilişkisine dayanarak anladığımızda yeniye, imkâna
ve hayale bir yer bırakmamış oluruz.

Zekâ, gerçekliği mekâna dayanarak kavramaya
çalıştığı için bilinci kavrayamaz. Evrim, sürem ancak sezgi ile kavranabilir. Bergson’a
göre “evrim” meydana gelenin radikal anlamda yeniliğini ve öngörülemezliğini
ifade eder.
Sürem, Yaratıcı Tekâmül’de kozmolojinin temeli hâline gelir.

Bergson’a göre felsefenin görevi insanlık
durumunun ötesini düşünmeyi öğrenmektir. Bunu Yaratıcı Tekâmül’ün “Bütünün tabiatı benimkiyle aynıdır.” önermesiyle
ilişkilendirebiliriz.

Bergson’a göre Evren statik bir bütün olmadığı için dinamik bir tarzda ele alınmalıdır.

Yaratıcı tekâmül içinde organizmalar ve
türler gibi yaşam biçimlerinin biçimlerini yaratan bir oluş akışıdır
.

Bergson’a göre yaratıcı tekâmül belirli bir
anlamda erekseldir. Eğer yaşamda ereksellik varsa bu erek bireylerin hayatlarında
değil, tek ve bölünmez bir bütünlük olarak ele alınan yaşamın kendisinde
bulunur.

Bergson “evrim”de vurguyu etkinlik üzerine
yapar
.

Evrim karmaşık yollardan geçer, düz bir yol
izlemez, mantığın mükemmelliği ya da ilerleme fikrine dayanarak evrimi
anlayamayız.

Evrime bir amaç atfetmek bizi evrimin yaratıcı
sürecini, önceden varolan bir planın gerçekleşmesiymiş gibi anlamaya sürükler.

Evrimin yolu önceden verili değildir, burada
yolu var eden şey, o yoldan geçilmesi etkinliğidir.

Yaşamın özdeşliği tüm varolanların aynı
amaca yönelmesiyle sağlanmaz, bir itkiden kaynaklanır. Bergson buna hayat
hamlesi (élan vital) adını verir.
Yaratıcı evrim bir yaşam dürtüsü olmadan anlaşılamaz. “Yaşamın ereği”, “yaşam atılımı”ndan, yani evrenin içindeki
değişim gücünden başka bir şey değildir
.

Evrim yalnızca canlıların dışsal koşulların
dayatmasıyla doğal ortamlarına uyum sağlaması değildir yaşam uyum sağlarken
icat edilenle zenginleşir ve onun sayesinde daha karmaşık hâle gelir. Evrim her
zaman ileri doğru bir hareket değildir, bazen de bir sapma veya bir gerileme de
olabilir.

Evrimin hareketini anlamak için süremin
hareketini bilmek gerekir.

Yaşamın yaratıcı etkinliğini sürem olarak
düşünmeye ihtiyacımız vardır.

Evrimin bir hafızası vardır ve biz de bu
hafızayı paylaştığımız için imgelerin ve temsillerin ötesine geçebilir ve saf,
metafizik sezgiye sahip olabiliriz
.

Bergson kendi felsefesini, bilinçdışı bir
biçimde hissedilen bir hakikatin bilinçli bir ifadesi olarak görür. Varlığı
belirlenimci bir tarzda ele aldığımızda evrende özgürlüğe bir yer kalmaz.
Bergson için evreni bir oluş olarak düşünmek, özgürlüğü
diriltmenin de bir yoludur
.

Ahlâkın ve Dinin İki Kaynağı

Eserin amacı ahlâkın ve dinin hangi
kaynaklardan itibaren günümüze dek evrildiklerini açıklığa kavuşturmaktır.

Bergson toplumsal ahlâk ile ahlâk arasında
bir ayrım yapmakla başlar. Toplumların kültürlerine göre değişkenlik gösteren
kuralları işaret eden toplumsal ahlakın gerçek anlamda ahlakla bir ilgisi
yoktur. Çünkü evrensel değildir. Bu kapalı ahlakın kaynağı, insanın doğada tek
başına yaşayamayıp diğer bireylerle dayanışmaya girmesidir. Töre ahlâkı, kapalı
ahlâkın iyi bir örneğidir.

Bergson’a göre açık ahlâk “yaratıcı
heyecanlar”dan kaynaklanır.
Yaratıcı heyecan insanı,
ihtiyaçları karşılamaya yönelen zekânın dışına çıkaran zihinsel olarak durağan
olmayan bir sürece sokar
. İşte sezgi sıçramaları
bu süreç içinde meydana gelir.
Açık din söz konusu olduğunda
yaratıcı heyecan bizi mistik deneyime götürür.
Bergson’a
göre mistik tecrübe yaratıcıdır; harekete, eyleme dönüşür.

Çağdaş
Felsefe II

Yazar: Prof. Dr. Zeynep Direk

Anadolu Üniversitesi Yayını, Yayın No: 2247

Nisan 2012, Eskişehir