Heinrich von Kleist – Michael Kohlhaas

49

Heinrich von Kleist – Michael Kohlhaas

On altıncı yüzyılın ortalarında Havel Nehri kıyılarında
Michael Kohlhaas adında bir at taciri yaşıyordu.

Michael Kohlhaas, devrinin en üstün, dürüst ve haksever aynı
zamanda da en dehşetengiz insanlarından biriydi.

…bir erdemi aşırıya vardırmasaydı dünya onun hatırasını
saygıyla anacaktı.

…fakat adalet duygusu onu haydut ve katil yaptı.

…genç atlardan oluşan sürüsü ile memleket dışına doğru yola
koyulmuştu. (s. 7)

Saksonya topraklarında bir sınır bariyeriyle karşılaştı.

Kâhya, hükümdarlık onaylı izin belgesi olmayan hiçbir at
tacirinin sınırdan geçemeyeceğini bildirdi.

Michael Kohlhaas bu konuda Junker von Tronka ile bizzat
görüşmek istedi.

…şikâyetini bildirmek üzere asilzadeye yaklaştı.

Michael Kohlhaas atları onlara satıp kurtulmanın fena
olmayacağı sonucuna vardı.

…geçiş belgesini Dresden’den geçerken alacağına söz verdi.

Kâhya asilzadeye en azından bir rehin bırakmasını önerdi.

Kendisinden istenene razı oldu.

Uşağı Herse’yi rehin bıraktığı atlarla birlikte şatoda
bıraktı.

Kalan atları yanına alarak Leipzig’deki panayıra doğru yola
koyuldu.

Şehre varır varmaz geçiş belgesi konusunun tahmin ettiği
gibi bir masaldan ibaret olduğunu öğrendi.

Rehin bıraktığı atları geri almaya gittiğinde kötü bir manzarayla
karşılaştı. Birkaç hafta öncesine kadar son derece sağlıklı olan atlar artık
ayakta zor duruyorlardı.

Besili ve sağlıklı atlarını geri istediğinde, asilzade
tarafından hakarete uğradı.

Michael Kohlhaas, hakkını almayı bileceğini vurgulayarak
oradan uzaklaştı. (s. 16)

Herse’yi yanına çağırıp neler olduğunu bir de ondan dinledi.

Bu olay Tronkenburg’da yabancılara karşı işlenen suçlardan
sadece biri.

Sana yapılan haksızlığın bedelini ödeteceğim.

Michael Kohlhaas, mahkemeye şikâyet başvurusu yapmak üzere
Dresden’e hareket etti.

Aylar geçti.

Şikâyet başvurusunun “yüksek yerden” gelen bir emir üzerine
Dresden Mahkemesi tarafından reddedildiğini öğrendi. (s. 24)

Vali mektubunda, Tronkenburg’da bıraktığı atlarını gidip
almasını ve bu meseleyi kurcalamamasını öğütlüyordu.

Michael Kohlhaas, komşusu olan bir memuru evine davet etti.

Taşınır taşınmaz bütün mallarını satmak üzere bu memurdan
teklif istedi.

“Öyle amaçlar vardır ki, karşılaştırıldığında, ailesinin
başında saygıdeğer bir baba olarak bulunmak daha önemsiz ve değersiz kalır;
kısacası, ruhum –itiraf etmek gerekirse- belki de yakında haberlerini
alacağınız büyük işler peşinde.” (s. 29)

Karısı; “Neden evini satmak istiyorsun?”

“Çünkü sevgili Lisbeth, benim haklarımı korumayan bir
memlekette kalmak istemiyorum.” (s. 31)

Lisbeth, Kralın yakın çevresinden birini tanıdığını ve izin
verirse konuyu Krala iletmek üzere saray gidebileceğini söyler.

Karısını sadık uşağı Sternbald’le birlikte yola koyar.

…birkaç gün geçmeden Sternbald, mızrakla göğsünden vurulmuş
olan Lisbeth’i ağır yaralı olarak geri getirir.

Lisbeth ölmeden önce kocasından düşmanlarını bağışlamasını
ister. (s. 35)

Michael Kohlhaas öç alma işini kendisi üstlendi.

Bir yargı kararı kaleme aldı.

Yedi uşağını yanına çağırdı, onları silahlandırdı ve
Tronkenburg’a doğru yola koyuldu.

Junker von Tronka son anda şatodan kaçarak canını kurtardı.

Gün ağarırken bütün şato yanmıştı.

Michael Kohlhaas, Kohlhaas Buyruğu denen bir buyruk kaleme
aldı.

Buyruğunda, Junker von Tronka’yı hiç kimsenin himaye
etmemesini, asilzadenin kendisine teslim edilmesini aksi halde karşısına çıkan
herkesi öldüreceğini belirtiyordu.

Duyuruyu tüm bölgeye yaydı.

Michael Kohlhaas kovaladıkça asilzade kaçtı.

Halktan insanlar bu savaşında Michael Kohlhaas’ı haklı
buluyor ve ona destek oluyordu. Asilzadenin şehirden uzaklaştırılmasını
istiyorlardı ancak nüfuzlu asilzade valinin himayesi altındaydı.

Michael Kohlhaas’ın yanındaki adam sayısı hızla arttı. Kralın
dikkatini çekebilecek kadar güçlü bir tehdit haline geldi.

Martin Luther, Michael Kohlhaas’ı haksız bulduğunu ve teslim
olması gerektiğini belirten bir ilan yazıp Saksonya’ya dağıttı.

Michael Kohlhaas, tüccar kılığına girip Luther’in yanına
gitti. Onunla görüşüp durumu anlattı.

Luther; “Resmi görüş böyle olmasa da isteklerinde haklısın.”
(s. 55)

Saksonya Kurfürstü (prens/hükümdar) Michael Kohlhaas’ın
silahlarını bırakması koşuluyla davasının yeniden görülmesi için Dresden’e
gelebileceğini bildirmesi üzerine Michael Kohlhaas maiyetindeki tüm adamlarını
dağıttı. (s. 63)

Hikâyenin bundan sonrası ağırlıkla yargı süreci ve bu
süreçteki entrikaları anlatıyor.

Kurfürst şöyle buyurdu; “Kohlhaas, işte sana hakkının
verildiği gün geldi!”

Celladın baltası başını gövdesinden ayırdı. (s. 122)

Türkçeleştiren: Bilge Uğırlar & Türkis Noyan

Can Yayınları

Ağustos 2007