Hegel – Tinin Görüngübilimi

Tinin Görüngübilimi

Tinin kuvveti ancak belirişi denli büyüktür; derinliği ancak kendi açınımında kendini yitirmeyi göze alacağı denli derindir. (s. 26)

Kendinde o yaşam hiç kuşkusuz duru bir kendi kendisi ile özdeşlik ve birliktir ki, başkalığı ve yabancılaşmayı ve bu yabancılaşmayı yenmeyi önemsemez. Ama bu “kendinde” (ansich) soyut evrenselliktir ki, onda tanrısal yaşamın doğası, kendi için olmak ve böylece genel olarak biçimin öz-devimi, göz önüne alınmazlar. (s. 30)

Gerçeğin yalnızca dizge olarak edimsel olduğu ya da tözün özde özne olduğu saltığı tin olarak bildiren düşüncede anlatılır. Bu em yüce kavramdır ve çağa ve onun diline özgüdür.
Yalnıza tinsel olan edimsel olandır, öz ya da kendinde-varolandır,- kendisi ile ilişkide ve belirli olandır, başka-olma ve kendi-için olmadır- ve bu belirlilikte ya da kendi-dışında-olmada kendi içinde kalandır; ya da kendinde ve kendi-içindir- Ama bu kendinde ve kendi için varlık ilkin salt bizim için ya da kendidedir, tinsel tözdür.
Kendisi için de bu olmalıdır, tinselin bilgisi ve kendisinin tin olarak bilgisi olmalı, kendine bir nesne olmalıdır, ama o denli de dolaysız ve ortadan kaldırılmış, kendi içineyansımış bir nesne. Salt bizim için kendi içindir, ama ancak tinsel içeriği kendisince üretilmiş ise; ama eğer kendisi için de kendi için ise, bu kendini üretme, arı kavram, onun için aynı zamanda içinde dışvarlığını taşıdığı nesnel öğedir, ve bu kipte, kendi için dışvarlığında, kendi içine yansımış nesnedir. Böyle kendisini tin olarak bilecek denli gelişmiş tin bilimdir. Bilim onun edimselliği ve onun kendisine kendi öz öğesi içinde kurduğu ülkedir. (s. 33-34)

İlk evresindeki bilgi, ya da dolaysız tin, tinsel olmayandır, duyusal bilinçtir. (s. 35)

Bilme evrensel “kendi”nin etkinliği ve düşünmenin ilgisidir. (s. 37)

Tin gerçekliğini yalnızca saltık parçalanmışlıkta kendi kendisini bulduğu zaman kazanır. O bu güçtür, ama olumsuzdan bakışlarını uzaklaştıran olumlu olarak değil, özne ki,… gerçek tözdür. (s. 38)

Ama tin nesne olmaktadır, çünkü tin kendine bir başka olma, kendi “kendisi”nin nesnesi olma ve bu başkalığı ortadan kaldırma devimidir. Ve görgülenim işte bu devime verilen addır; burada dolaysız, görgülenmemiş, soyut-ister duyusal varlığın isterse salt düşünsel yalının ki olsun-kendisine yabancılaşmakta ve sonra bu yabancılaşmadan kendine geri dönmekte ve böylelikle şimdi ilk kez edimselliği ve gerçekliği içinde betimlenmekte ve aynı zamanda da bilincin bir iyeliği olmaktadır. (s. 40)

Varlık saltık olarak birliğe getirilmektedir; -o tözsel bir içeriktir ki o denli de benin dolaysız iyeliğidir, “kendi”-gibidir ya da kavramdır. Bununla Tinin Görüngübilimi sonuçlanır. Tinin onda kendisi için hazırladığı şey bilme öğesidir. (s. 41)

Zamana gelinde, ki uzayın karşı eşi olarak arı matematiğin öteki bölümünün gerecini oluşturacağının düşünülmesi gerekir, dışsal olarak (daseinde) kavramın kendisidir. (s. 45)

Töz kendi kendisinde özne olduğu için, tüm içerik kendi öz kendi -içine- yansımasıdır. Bir dışvarlığın kalıcılığı ya da tözü kendi -kendine- özdeşliktir; çünkü kendisi ile özdeşsizliği çözülmesi olacaktır. Ne var ki, kendi -kendine- özdeşlik arı soyutlamadır; bu ise düşünmedir.
Dışvarlığın kalıcılığı kendi-kendine-özdeşlik ya da arı soyutlama olduğu için, dışvarlık kendisinin kendinden soyutlanışıdır ya da kendisi kendi ile özdeşliği/özdeşsizliği ve çözülüşü, -kendi öz içselliği ve kendi içine geri çekilişi, -“oluş” sürecidir (werden). (s. 51)

Anlaklılık da bir oluştur, ve bu oluş olarak ise ussallıktır. (s. 52)

Özne devinmeksizin ilineklerini taşıyan bir dingin özne değildir, o, tersine, öz-devimli ve belirlenimlerini kendi içerisine geri alan kavramdır. Bu devimde o dingin öznenin kendisi yok olur; ayrımlara ve içeriğe girer ve belirliliği, ayrımlaşmış içeriği ve onun devinimi/devimini oluşturur, onun karşısında durup beklemez. (s. 55)

Özne ilkin nesnel, durağan “kendi” olarak temel yapılır; buradan belirlenimlerin ya da yüklemlerin çeşitliliğine doğru zorunlu devim başlar; burada o öznenin yerine bilen benin kendisi ortaya çıkar ki yüklemlerin ve onları tutan öznenin bağlayıcısıdır. Ama, o ilk özne belirlenimlerin kendilerine girdiği ve onların ruhu olduğu için, ikinci, yani bilen özne, işini görmüş olduğu ve ondan kendi içine geri dönmeyi istediği şeyin henüz yüklemde olduğunu görür; ve yüklemin deviminde etkin öğe -şu ya da bu yüklemin mi ekleneceğini irdeleyen uslamlama- olabilmek yerine, henüz içeriğin “kendisi” ile ilgilenmekte, kendi için değil, tersine onunla birlikte olması gerekmektedir. (s. 55-56)

Düşünme, öyleyse, öznede bulmuş olduğu sağlam nesnel temeli yüklemde özneye geri itildiği, ve yüklemde kendi içine değil, ama içeriğin öznesine geri döndüğü denli yitirmektedir. (s. 56-57)

Felsefe ustalığı kesinlikle bilgi ve öğrenim eksikliğinde yatmakta ve sanki bunların başladığı yerde felsefe bitmektedir.
Öteki bilimler felsefe olmaksızın ve uslamlama yoluyla istedikleri kadar uğraşsınlar, o olmaksızın kendilerinde ne yaşam, ne tin, ne de gerçeklik taşıyabileceklerdir. (s. 59)

Oysa yapılacak şey en iyinin içte bırakılmaması, tersine bu kuyudan gün ışığına getirilmesidir. (s. 60)

(yalnızca) kavram bilginin evrenselliğini üretebilir ki, bu ne sıradan belirsizlik ne de sıradan sağduyunun yetersizliği, tersine bütünüyle gelişmiş ve eksiksiz bilgidir; yetenekleri dahilindeki/dahiliğin tembelliği ve kurumu ile yıkılmış usun olağandışı evrenselliği değil, tersine özgün biçimine olgunlaşarak tüm özbilinçli usun iyeliği olma yeteneğini kazanmış gerçekliktir. (s. 61)

(Doğal Bilinç) Doğal bilinç kendini yalnızca bilginin kavramı ya da olgusal olmayan bilgi olarak gösterecektir. Ama, kendisini doğrudan doğruya olgusal bilgi olarak gördüğünden bu yol onun için olumsuz bir imlem taşır ve kavramın olgusallaşması olan şey ise onun için kendisinin yitişi olarak geçerlidir; çünkü bu yolda gerçekliğini yitirmektedir. Bu yüzden bu yol kuşku yolu olarak, ya da daha doğrusu umutsuzluk yolu olarak görülebilir; çünkü onda olup bitenler genellikle “kuşku” sözcüğü ile alışılagelen şeyler değildir; şu ya da bu sözde gerçeklik üzerine yalpalama, ve bunu kuşkunun yerinde bir biçimde uzaklaştırılmasından sonra o gerçekliğe geri dönüşün izlemesi öyle ki, sonunda olgu baştaki gibi alınmaktadır. (s. 66)

Bilincin bu yolda içlerinden geçtiği şekillerinin dizisi gerçekte bilincin kendisinin bilime eğitiminin ayrıntılı tarihidir. O karar bu eğitimi kararın yalın kipinde dolaysızca olmuş ve bitmiş olarak tasarımlar; ama bu yol o görüşün gerçeksizliğe/ine karşı, kararın edimsel olarak yerine getirilişidir. (s. 66-67)

Doğal bilinç genellikle ona ilişkin olarak böyle tek yanlı bir görüşü taşır; ve bu tekyanlılığı özü yapan bir bilgi tamamlanmamış bilincin şekillerinden biridir ki yolun gerçeğinin kendisi üzerine düşer ve kendini orada sunacaktır. Bu, sonuçta her zaman yalnızca arı yokluğu gören ve bo yokluğun onun sonuç olmasını sağlayanın yokluğu olduğu gerçeğini soyutlayan kuşkuculuktur. Ama yokluk gerçekte ancak onu ortaya çıkartanın yokluğu olarak alındığı zaman gerçek sonuçtur; böylelikle kendisi belirli bir yokluktur ve bir içerik taşır. Yokluğun ya da boşluğun soyutluğu ile sona eren kuşkuculuk bundan daha öteye gidemez, tersine ona yeni bir şeyin gelip gelmediğini ve neyin geldiğini görmek ve onu da aynı boş uçuruma atmak için beklemelidir. (s. 67)

Ama bilinç kendi kendisi için kendi kavramıdır, böylelikle dolaysızca sınırlının ötesine, ve bu sınırlı ona ait olduğu için, kendi ötesine geçiştir; bireysel ile birlikte bilinç aynı zamanda ‘öte-yan’da koyulmuştur, üstelik bu yalnızca, uzaysal sezgi durumunda olduğu gibi, sınırlının yanısıra olsa bile. Böylelikle bilinç bu şiddete, sınırlı doyumun bozuluşuna, kendi elinden uğrar. (s. 68)

Bilinç bir şeyi kendinden ayırd eder ve aynı zamanda onunla ilişkiye geçer/girer; ya da söylendiği gibi, bu bir şey bilinç için vardır; ve bu ilişkinin ya da birşeyin bir bilinç için varlığının belirli yanı bilmerdir. Ama bu bir başkası için varlıktan kendinde varlığı ayırt ederiz; bilgi ile ilişkili herşey o denli de ondan ayırt edilir, ve bu ilişkinin dışında da varolan olarak koyulur; bu ‘kendinde’ yanına gerçeklik denir. Bu belirlenimlerde aslında neyin olduğu burada bizi ilgilendirmez; çünkü görüngüsel bilgi nesnemiz olduğu için, onun belirlenimleri de ilkin kendilerini dolaysızca sundukları gibi alınacaklardır. (s. 69)

Bilinç bir yandasn nesnenin bilinci, öte yandan kendisinin bilincidir; onun için gerçek olanın bilinci ve gerçeğinin bilgisinin bilinci. İkincisi de aynı bilinç için olduklarından bu bilincin kendisi onların karşılaştırılmasıdır; nesneye ilişkin bilgisinin nesneye karşılık düşüp düşmediğini bilmek bu aynı bilinç içindir. Nesne hiç kuşkusuz bilinç için yalnızca bilincin onu bildiği yolda görünür; öyle görünmektedir ki, sanki bilinç onun için değil ama kendinde olduğu biçimiyle nesnenin arkasına geçmemekte ve bu yüzden bilgisini nesnede sınayamamaktadır. (s. 70)

Bilinç nesneye uygun kılmak için bilgisini değiştirmelidir; ama bilginin değişmesinde onun için gerçekte nesnede kendisini değiştirmektedir; çünkü varolan bilgi özünde nesnenin bir bilgisi idi; bilgi değişirken nesne de bir başka nesne olmaktadır, çünkü özünde bu bilgiye ait (değil) idi. Böylece bilinç onun için daha önce ‘kendinde’ olmuş olanın kendinde olmadığını, ya da bunun salt onun için kendinde olmuş olduğunu görmeye yarar.

Bilinç böylece nesnesinde bilgisinin ona karşılık düşmediğini bulduğu için, nesnenin kendisi de sınamaya dayanamaz; ya da sınamanın ölçütü olmuş olması gereken eğer sınavda geçemiyorsa, değişir; ve sınama yalnızca bilmenin sınaması değil, ama bir de bilmenin ölçütünün sınanmasıdır.

Bilincin kendi üzerine uyguladığı ve bilgisini olduğu gibi nesnesini de etkileyen bu eytişimsel devim, onun bilinç için yeni yeni gerçek nesne kaynaklanıyor oldukça, sözcüğün tam anlamıyla görgülenim ya da deneyim (erfahrung) denilen şeydir.

Bilinç bir şeyi bilmektedir, bu nesne öz ya da ‘kendinde’dir; ama o bilinç için de ‘kendinde’dir; böylece bu gerçeğin ikircimi ortaya çıkmaktadır. Bilincin şimdi iki nesnesi olduğunu görürüz; biri ilk ‘kendinde’, ikincisi bu ‘kendinde’nin onun için-varlığı. İkincisi ilkin yalnızca bilincin kendi içine yansıması olarak görünmektedir –bir nesnenin değil, ama yalnızca onun ilk nesneye ilişkin bilgisinin tasarımı olarak.

Ama daha önce gösterildiği gibi, ilk nesne, bilmekle, bilinç için değişmektedir; ‘kendinde’ olmaya son vermekte ve bilinç için salt bilinç için ‘kendinde’ olan bir şey olmaktadır; oysa o böylece bu ‘kendinde’nin bilinç-için-varlığıdır. Gerçektir; başka bir deyişle, özdür ya da bilincin nesnesidir. (s. 71)

İlkin nesne olarak görünen şey bilinç için ona ilişkin bir bilgiye indirgendiği ve ‘kendinde’ ‘kendinde’nin bilinç-için-varlığı olduğu için, bu sonuncusu şimdi yeni nesnedir.

Bununla yeni bir bilinç şekli de ortaya çıkar ki onun için öz önceki evrede olduğundan başka birşeydir. Zorunlukları içindeki bilinç şekillerinin bütün bir dizisini güden işte bu olgudur.

Böylece bilincin deviminde bir kendinde varlık ya da bizim-için-varlık kıpısıdır/kıpısı çıkar ki, görgülenimin kendisinde kavranmış olan bilince kendini göstermez; ama bizim için ortaya çıkmış olanın içeriği onun için vardır, ve biz o içeriğin salt biçimsel yanını, ya da arı ortaya çıkışını kavrarız; onun için bu doğmuş olan salt nesne olarak vardır, bizim için aynı zamanda devim ve oluş olarak.

Bu zorunluluk nedeniyle bilime giden bu yolun kendisi de şimdiden bilimdir ve bu yüzden içeriğine göre bilincin görgüleniminin bilimidir.

Bilincin kendi üzerinde yaptığı görgülenim, kavram ile uyumlu olarak, kendi içinde bilincin bütün bir dizgesinden ya da tinin gerçekliğinin bütün alanından daha azını kavramaz. (s. 72/73)

Bütün kıpıları bilincin şekilleridir. Gerçek varoluşuna doğru atlımında bilinç öyle bir noktaya erişecektir ki, orada salt onun için olan ve bir ‘başka’ olarak bulunan yabancı bir şey ile yüklü olma görüşünü çıkarıp atacaktır, ya da orada görüngü özdeş olacak, açımlanışı böylece tam bu noktada tinin özgün bilimi ile çakışacaktır; ve son olarak, bilincin kendisi bu özünü ele geçirdiği zaman saltık bilginin doğasını simgeleyecektir. (s. 73)

Görgülenen şudur; şey onu sezinleyen bilinç için kendisini belirli bir kipte sunmaktadır, ama aynı zamanda kendini sunuş kipinden dışarı ve kendi içine yansıtmıştır, ya da kendisinde (bilincinkine) karşıt bir gewrçeklik taşımaktadır. (s. 88)

Bilinç böylece algıdaki bu ikinci davranış türünü, yani şeyi gerçek kendi kendine özdeş olarak alırken kendisini ise özdeş olmayan olarak, özdeşlikten dışarı kendi içine geri dönen olarak almanın da ötesindedir; ve nesne şimdi bilinç için daha önce nesne ile bilinç arasında paylaşılmış olan bu bütün devimdir. (s. 90) (Özdeşlik)

Bilinç için, şeyin kendi özünü ve kendi için varlığını oluşturan belirliğin kendisi yoluyla yokolması görgüleniminin zorunluluğu, yalın kavramına göre, kısaca şöyle toparlanabilir. Şey kendi için varlık olarak, ya da tüm başkalığın saltık olumsuzlanışı olarak, -ya da tüm- öyleyse saltık, yalnızca kendsi ile ilişkideki olumsuzlama olarak koyulur; oysa kendi kendisi ile ilişkili olumsuzlama kendi kendinin ortadan kaldırılması, ya da  özüne bir başkasına iye olmaktır. (s. 91)

Bilinç, öyleyse, kendisini bu devimden gerçek olarak kendi içine yansıtır; ama bilinç olarak, yine bu gerçeği nesnel iç yapar ve şeylerin bu yansımasını kendisinin kendi içine yansımasından ayırteder; tıpkı dolaylılık deviminin onun için benzer olarak henüz nesnel olması gibi. Bu iç, öyleyse, bilinç için ona karşı bir uçtur; ama gene de bilinç için gerçektir, çünkü bilinç, bir ‘kendinde’ olarak aynı zamanda kendi pekinliğini ya da kendi için varlık kıpısını bulur; ama bu zeminin henüz bilincinde değildir, çünkü iç kendisinde taşıması gereken kendi için varlık olumsuz devimden başka bir şey olmayacaktır; bu ise bilinç için henüz nesnel yiten görüngüdür, onun öz kendi için varlığı değildir; iç, öyleyse, hiç kuşkusuz onun için kavramdır, ama o henüz kavramın doğasını tanımamaktadır. (s. 102)

Öyleyse bu evrenin (evrik evrenin) yasasına göre, ilk evrenin kendine-benzeşi kendine özdeş olmayandır ve gene onun özdeş-olmayanı eşit ölçüde kendine özdeş-olmayandır ya da kendine özdeş olandır. (s. 111)

Bilinç kendi kendisi içindir, ayrımsızın ayırdedilmesi ya da özbilinçtir.

Özbilinç ilk olarak kendi için olmuştur, ama henüz genelde bilinç ile birlik olarak bulunmamaktadır. (s. 116)

Kendini kendisinden iten ayrımlaşmamış kendine-benzeşin bakışı ayrımlaşmış iç olarak koyulur, ama onun için bu iki kıpı o denli de dolaysızca ayrımlaşmamıştır – özbilinçtir. (s. 117)

Bilinç kendisini bilirken neyi bildiğinin bilinmesi…

Bilincin özbilince (kendininbilincine) doğru hareketi (diyalektik-refleksiyon yolu ile):

  1. olarak kendi için (ben-özne)

  2. olarak kendinden-başkası-için (nesne – öteki – doğa)

  3. olarak kendinin-bilinci-olarak (özdeş) (ben-özne-düşünen, derin düşüncenin kendisi – özdeş olan)

Bilinç kendinin –bilinci ile özdeş olmak zorunda ayrımdan kurtulmuş olmak zorunda.

Refleksiyon ve diyalektik olarak özbilinç kendinin – bilinci

(kendini, kendisini bilen bilinç olarak kendinin – bilinci / özbilinç)

Özbilinç (kendinin bilinci)

Özpekinliğin (kesinliğin) gerçekliği

Kendinde olmak -> bir başkası için olmak – > Kavrama nesne kendinde ne ise o der, nesneye ise o nesne olarak ya da bir başkası için ne ise o dersek, açıktır ki kendinde-olmak ve bir başkası için olmak aynıdır. (s. 118)

Bilincin özbilinç olarak bundan böyle bir çift nesnesi vardır; biri, yani dolaysız olanı, duyusal pekinliğin ve algının nesnesidir, ama bu özbilinç için bir olumsuzun ırasını taşımaktadır; ve ikincisi, yani kendi kendisi ki gerçek özüdür ve ilkin ancak ilk nesneye karşıt olarak bulunmaktadır.

Özbilinç burada kendisini içinde bu karşıtlığın ortadan kaldırıldığı ve kendi kendisi ile özdeşliğin ona belirtikleştiği devim olarak gösterir. (s. 119)

Bir özbilinç nesne iken, nesne olduğu denli de bendir. (s. 124)

Özbilinç ilkin yalın kendi-için-varlıktır, başka herşeyin kendisinden dışlanması yoluyla kendi kendisinden dışlanması yoluyla kendi kendisine özdeştir; onun için, özü ve saltık nesnesi ‘Ben’dir; kendi-için-varlığının bu dolaysızlığı ya da bu varlığı içinde bir bireydir.

Ve ancak yaşamın tehlikeye atılması iledir ki özgürlük kazanılır; ancak bu yolla tanıtlanır ki, özbilinç için öz varlık değildir, o salt arı kendi-için-varlıktır.

Yaşamını hiç tehlikeye sokmamış birey hiç kuşkusuz kişi olarak tanınabilir; ama bağımsız bir özbilinç olarak tanınmışlığın gerçekliğine erişmiş değildir. (s. 127)

…biri özü kendi-için-olmak olan bağımsız bilinç, öteki ise özü bir başkası için yaşamak olan bağımlı bilinçtir; birincisi Efendi, ikincisi Köledir. (s. 128)

Efendi kendi için varolan bilinçtir, ama artık bu bilincin yalnızca kavramı değildir.

Efendi köle yoluyla dolaylı olarak şey ile ilişki içindedir; köle de genelde özbilinç olarak şey ile olumsuz olarak ilişki-içindedir-dedir ve onu ortadan kaldırır. (s. 129)

Gerçek ve iyinin ussallıktan oluşmaları gerekir. (s. 135)

Özbilincin kendi içinde ikilenişi ki Tin kavramında özseldir, böylece burada önümüzdedir, ama henüz birliği içinde değildir ve Mutsuz Bilinç kendisinin ikili, salt çelişkili bir varlık olarak bilincidir. (s. 139)

Bilinç için us düşüncesi ortaya çıkmıştır; bilincin bireyselliği içinde saltık olarak kendinde olduğunun ya da tüm olgusallık olduğunun pekinliği. (s. 150)

Us

Usun Pekinliği ve Gerçekliği

Bilinç tekil bilincin kendinde saltık öz olduğu düşüncesini kavrayarak kendi içine geri dönmüştür. Mutsuz bilinç için kendinde varlık kendisinin öte-yanıdır.

Özbilinç artık us olduğu için, başkalığa karşı şimdiye değin olumsuz olan ilişkisi olumlu bir ilişkiye dönüşmektedir. (s. 151)

Us bilincin tüm olgusallık olma pekinliğidir; idealizm kavramını böyle anlatmaktadır. (s. 152)

Us her bir bilincin özbilincine kanıt olarak dayanır.

Us tüm olgusallık olma pekinliğidir.  (s. 153)

Olanın (sein) ve onun olanın (seinen) dolaysız birliği olan ulam her iki biçimin de içinden geçmelidir, ve yalnızca gözlemci bilincedir ki ulam kendisini varlık biçiminde sunmaktadır.

Bilinç için varlık ya da dolayımsızlık/dolaysızlık biçiminde bulunan arı ulam, henüz dolaylı kılınmamış, salt bulunan nesnedir ve bilinç de onunla ilişkisinde gene öyle dolaylı kılınmamış bir kiptedir. O sonsuz yargı kıpısı dolaysızlığın dolaylılığa ya da olumsuzluğa geçişidir. (s. 217)

Öz bilinç şeyi kendisi olarak ve kendisini şey olarak bulmuştu; kendinde nesnel edimsellik olduğunu bilmektedir. (s. 218)

Özbilinç tindir ki, özbilincin ikilenişinde ve her ikisinin bağımsızlığında kendi kendisi ile birliğinin pekinliğini taşımaktadır. Bu pekinlik kendisini şimdi tin için gerçekliğe yükseltmelidir, (bizim için) onun açısından geçerli olanın, kendinde ve iç pekinliğinde varolduğu olgusunun onun bilincine girmesi ve onun için olması gerekmektedir. (s. 219)

Özgür bir ulusta… us edimselleşmiştir. Us şimdide bulunan dirimli bir tindir ki orda birey belirliliğini, evrensel ve bireysel özünü yalnızca anlatıyor ve ona şeylik biçiminde sunuluyor olarak bulmakla kalmaz, ama kendisi bu özdür ve o denli de belirliliğine erişmiştir. Eskiçağın en bilge insanları bu yüzden diyorlardı ki, bilgelik ve erdem ulusun töreleri ile uyum içinde yaşamaktan oluşur. (s. 221)

Özgür bir ulusun yaşamı salt kendinde ya da dolaysızca olgusal törelliktir. (s. 222)

Tin ilkin dolaysızdır; ama dolaysızca varolarak tekildir, bireyseldir; verili-kılgın bilinçtir ki verili dünyasına girerken amacı kendisini bu tekil bir şey belirliliği içinde eşleşmek, kendisini bu birey olarak, kendi varolan eşi olarak üretmek ve kendi edimselliğinin dünyasının/dünyanın nesnel varlığı ile bu birliğinin bilincine varmaktır. Özbilinç bu birliğin pekinliğini taşır. (s. 222)

İyi salt bireyin özverisi ile başarılabilir. Özbilinç erdem olmaktadır. Erdemin görgülediği salt şu olabilir; ereği şimdiden kendinde başarılmıştır. Mutluluk dolaysızca eylemin kendisinde bulunur ve eylemin kendisi iyi’dir. (s. 224)

Özbilinç şeklinin görüngüsü… Varoluşunun son kapısı zorunlulukta yitişinin düşüncesi ya da kendisinin kendine saltık yabancı bir varlık olarak düşüncesidir. Ama özbilinç kendinde bu yitişten kurtulmuştur, çünkü bu zorunluluk ya da arı evrensellik onun kendi özüdür. Bilincin kendi içine bu yansıması, zorunluluğu kendisi olarak bilmek, bilincin yeni bir şeklidir. (s. 228)

Bilincin bireyselliğinden özveride bulunması…

Bu bilinç şekli erdemdir. (s. 235)

Bireysellik kendinde edimsellik olduğu için, çabalarının gereci ve eylemin ereği eyleminin kendisindedir. (s. 243)

Bilinç yalnızca o kendinde ne ise bunun onun için olması için eyemde bulunmalıdır; yada eylem yalnızca bilinç olarak tinin oluş sürecidir. Bilinç kendinde ne olduğunu öyleyse kendi edimselliğinden bilmektedir. Buna göre birey kendisini eylem yoluyla edimselliğe koymadan önce ne olduğunu bilemez. (s. 246)

Etkin sevgi, çünkü etkin olmayan bir sevgi hiçbir varlık taşımaz ve bu yüzden hiç kuşkusuz burada amaçlanan değildir. Bir insandan kötülüğü uzaklaştırıp ona iyilik getirmeye yöneliktir. Bu amaç için onun için kötü olanı, bu kötülüğe karşı amaca uygun iyiyi ve genel olarak onun için iyi olanı ayırdetmek gerekir; yani onu anlak ile sevmeliyim; anlaktan yoksun sevgi belki de ona nefretten çok zarar verecektir. (s. 260/261)

Yasa / dolaysız varlık

Tin

Us, tüm olgusallık olma pekinliği ğerçekliğe yükseldiği zaman tindir ve kendisinin kendi dünyası olarak ve dünyanın onun kendisi olarak bilincindedir. (s. 268)

Töz olarak Tin sarsılmaz, dürüst kendine özdeşliktir.

Tin … kendi kendisine destek olan, saltık olarak olgusal varlıktır. Tüm önceki bilinç şekilleri onun soyutlamalarıdır.

Tin genelde bilinçtir ki duygusal pekinlik, algı ve anlağı kendi içinde kavramaktadır. (s. 269)

Tinin dünyası

  1. Ekin ülkesi

1.1  kültür

  1. Özsel varlık ülkesi -> İnanç dünyası

2.1  düşünce

Edimsel töz olarak tin bir ulustur (volk)

Edimsel bilinç olarak ulusun yurttaşlarıdır. Bu bilinç özünü yalın tinde ve kendinin pekinliğini bu tinin edimselliğinde, bir bütün olarak ulusta taşımaktadır. Ve öyleyse gerçekliğini edimsel olmayan bir şeyde değil tersine varolan ve tanınan bir tinde bulmaktadır. (s. 272)

Kültür -> kendine yabancılaşmış tin -> Ekin / kültür

Dünya dışsal bir şey, özbilincin olumsuzu olma belirlenimi taşır. (s. 296)

Özgün yabancı, öte yanda yatan alanı olarak inanca karşı döndüğü zaman, bu içgörü aydınlanmadır. Aydınlanma yabancılaşmış tinin kendine özdeş bir dinginliğin bilincine sığınır gibi sığındığı bu alanda da yabancılaşmayı tamamlar. (s. 298)

Kendine Yabancılaşmış Tinin Dünyası

Dışvarlık daha çok her belirliliğin kendi karşıtına sapmasıdır ve bütünün özü ve sakınımı salt bu yabancılaşmadır. Şimdi kıpıların bu edimselleşme devimlerini ve canlanışlarını irdelememiz gerekiyor. Yabancılaşma kendinden yabancılaşacak ve bütün bu yabancılaşma yoluyla kavramına geri dönecektir. (s. 302

Birey özü, öz olarak, kendi içinde taşımaktadır. Bu arı bilinçte tözün kıpıları onun için devlet gücü ve varlıllık değil, ama iyi ve kötü düşüncesidir.

Özbilinç için şimdi o nesne iyi ve kendindedir, çünkü onda kendi kendisini bulmaktadır ve içinde kendi karşıtını bulduğunu ise kötü olarak görmektedir. İyi nesnel olgusallığın onunla özdeşliğidir, kötü ise özdeşsizlikleri. (s. 305)

…dilin içeriği öz, ve kendisi bu içeriğin biçimidir. (s. 310)

Kendi kendinden yabancılaşmanın tini dışvarlığını ekin dünyasına taşır, oysa bu ‘bütün’ kendi kendisine yabancılaşmış olduğu için, o dünyanın ötesinde arı bilincin ya da düşüncenin edimsel olmayan dünyası durmaktadır. (s. 322)

Din bir yandan tözden çıkmıştır ve onun arı bilincidir, öte yandan bu arı bilinç kendi edimsel bilincine öz ise dışvarlığına yabancılaşmıştır. (s. 323)

Salt varlık aynı zamanda kendinde ve kendi içindir. (s. 335)

Aydınlanma burada tam bir ahmaklık içindedir; inanç onu ne dediğini bilmeyen ve papazların yalancılığından ve halkın aldatılmasından söz ederken olguyu anlamayan bir söylev olarak görmektedir. (s. 336)

s. 337-348 -> Aydınlanma eleştirisi

İnanç iki tür algıda yaşar, biri yalnızca kavramsal olmayan düşüncelerde uyuklayan bilincin algıları ve öteki yalnızca duygusal edimsellikte yaşayan uyanık bilincin algıları, ve bunların her birinde kendine özgü bir ev yönetimi yürütmektedir. (s. 349)

Tin, saltık özgürlüktür,

Evrensel özgürlüğün biricik çalışma ve edimi ölümdür. (s. 360)

Saltık özgürlük evrensel ve tekil istenç arasındaki karşıtlığı kendi kendisi ile dengelemiştir. Kendisine yabancılaşmış tin, karşısavının ucuna arı istemin ve arı isteyenin henüz bir ayrım taşımakta oldukları noktaya sürülmüş oldukları noktaya sürülmüş olarak, karşıtlığı saydam bir biçime indirgemekte ve onda kendisini bulmaktadır. (s. 363/364)

Kendi kendisinden pekin tin -> Ahlak

Bilincin bilmemiş olduğu için hiçbir anlam taşımayacak ve onun üzerindeki bir güç olamayacaktır. (s. 365)

Özbilinç ödevi saltık öz olarak bilmektedir, yalnızca ödev tarafından bağlıdır ve bu töz onun kendi arı bilincidir; ödev onun için yabancı bir şey biçimini alamaz. (s. 365)

Nesne dolaysız bilgidir ve öyle saltık kendi ile iç içe geçmiş olarak bir nesne değildir. (s. 365)

Özbilinç ne denli özgür ise bilincinin olumsuz nesnesi de o denli özgür olmaktadır. Böylelikle nesne kendine özgü bir bireysellikle kendi içinde tamamlanmış bir dünyadır, kendine özgü yasaların bağımsız bir bütünü ve o denli de yasaların bağımsız bir işleyiş ve özgür edimselleşmeleridir. (s. 366)

Ahlakın özü salt eksiksiz arı bir şey olmaktadır. Öyleyse eksik ahlak arı değildir, ya da ahlaksızlıktır. Ahlakın kendisi böylece edimsel bilinçten başka bir varlıkta bulunmaktadır, bu bir kutsal ahlaksal yasa koyucusudur. (s. 380)

Dili tinin dış varlığı olarak görüyoruz.

Dil başkaları için varolan özbilinçtir ki, böyle olarak dolaysızca bulunmaktadır ve bu özbilinç olarak evrenseldir.

O kendisini kendinden ayıran kendi dir ki, arı ben, ben olarak kendisine nesnel olmakla bu nesnellikte kendisini o denli de bu ‘kendi’ olarak sürdürmektedir,

Tıpkı dolaysızca öteki ‘kendi’ler ile birleşmesi ve onların özbilinci olması gibi, kendisini tıpkı ötekiler tarafından algılandığı gibi algılamaktadır ve algılama yalnızca bir ‘kendi’ olmuş olan dışvarlıktır. (s. 395)

Duyuncunu dilinin içeriği kendisini özsel varlık olarak bilen ‘kendi’dir. (s. 396)

Din, topluluğun kendi tini üzerine söylemidir. (s. 398)

Tin kendi saltık özpekinliği içinde tüm edim ve edimsellik üzerinde efendidir ve onları yadsıyıp atabilir, hiç olmamış kılabilir. (s. 406)

Kendi kendini bilen tin dinde dolaysızca kendisinin arı özbilincidir. Onun irdelenmiş olan şekilleri; gerçek tin, kendine yabancı tin ve kendi kendinden pekin tin, hep birlikte kendi bilinci içindeki tini oluştururlar. Bir bilinçtir ki, kendi dünyasının karşısında durarak orada kendisini tanımamaktadır. (s. 411)

Yalnızca kendine saltık tin olarak nesne olan tin kendi için özgür bir edimselliktir ama ancak bu edimsellikte kendinin bilincinde olduğu ve kaldığı düzeyde. (s. 412)

Edimsel tin ile kendisini tin olarak bilen tin arasındaki ya da bilinç olarak ve özbilinç olarak kendi kendisi arasında yapılmış olan ayrım, kendisini gerçekliği içinde bilen tinde ortadan kaldırılmıştır, onun bilinci ve özbilinci özdeşleşmişlerdir. (s. 415)

Tinin ilk edimselliği din kavramının kendisi ya da dolaysız olarak din, ve öyleyse Doğal Din’dir; bunda tin kendisini doğal ya da dolaysız bir şekil içinde nesnesi olarak bilir. İkinci edimsellik ise zorunlu olarak kendisini ortadan kaldırılmış doğallık ya da ‘kendi’ şeklinde bilmektedir. Bu öyleyse Sanat Dini’dir. Çünkü şekil kendisini bilincin üretken etkinliği yoluyla ‘kendi’ biçimine yükseltmektedir. Bu yolla bilinç nesnesinde kendi edimini ya da ‘kendi’yi görmektedir. Son olarak üçüncü edimsellik ilk ikisinin tek yanlılığını ortadan kaldırır. ‘Kendi’ olması gibi. Eğer birinci edimsellikte genel olarak tin bir bilinç biçiminde ve ikincide özbilinç biçiminde ise o zaman üçüncüsünde ikincisinin birliği biçimindedir, kendinde ve kendi için varlık şeklinde iyedir ve böylece kendinde ve kendi için olduğu gibi tasarımlandığı zaman bu bildirilmiş din’dir. (s. 416)

Tin bundan kavrama geçmelidir, öyle ki nesnellik biçimini onda, bu kendi karşıtında eşit ölçüde kendi içerisinde kucaklayan kavramda, bütünüyle çözebilsin. Bundan sonradır ki tin kendi kavramını kavramış olmaktadır, tıpkı bizim şimdi ilk olarak onu kavramış olmamız gibi; ve şekli ya da dış varlığının öğesi kavram olmakla tinin kendisidir.

Tini bilen tin kendi kendisinin bilincidir.

Ve kendi için nesnel biçimde bulmaktadır; Vardır ve aynı zamanda kendi-için-varlıktır. (s. 416)

Özbilinç Olan Öz  Olarak Tin

Sanat Dini

Tin, içinde kendisini kendi bilincine sunmakta olduğu şeklini bilincin kendisinin biçimine yükseltmiştir, ve böyle bir şekli kendi için üretmektedir. (s. 424)

Tin kendisini nesne olarak üretmektedir.

Tin doğadan ve dolaysız dışvarlığından özgürleşmiş bir şekil olarak yeniden dirilmiştir. (s. 426)

Tanrının özü doğanın evrensel dışvarlığının ve edimselliği içinde doğaya karşıt olarak görünen özbilinçli tinin birliğidir. (s. 428)

Sanat dini yoluyla tin, töz biçiminden özne biçimine geçmiştir; çünkü sanat onun şeklini üretmekte ve böylece onda edimi ya da özbilinci belirtik kılmaktadır.

‘Kendi’ saltık varlıktır. (s. 451)

Mutsuz Bilinç

Mutsuz bilinç ise, evrik olarak, kendinde ve kendi için olması gereken öz pekinliğin trajik yazgısıdır. O bu kendi pekinliğinde tüm özsel varlığın yitişinin ve giderek bu kendine ilişkin bilginin yitişinin bilincidir –Kendi’ gibi tözün de yitişinin; bir acıdır ki kendisini acımasız bir sözde anlatmaktadır: Tanrı öldü… (s. 452)

İnsan (dinsel) tasarımsal düzeyde şöyle üşünülmektedir hiçbir zorunluluk kapsamayan bir olay olarak insan iyi ve kötü bilgi ağacının meyvasından kopararak kendine özdeşlik biçimini yitirmiş ve suçsuz bilinç durumundan emek olmaksızın kendini sunan doğadan ve cennetten yarattıklarıyla birlikte bahçeden sürülmüştü. (s. 465)

Tanrısal varlığın yabancılaşması böylece ikili kipi içerisinde koyulmaktadır. Tinin kendisi ve yalın düşüncesi iki kığıdır ve bunların saltık birliği tinin kendisidir. Onun yabancılaşması kıpılarının birbirlerinden ayrılmasından ve bunlardan birinin ötekine karşı eşitsiz bir değer almasından oluşur. (s. 467)

Ölüm… Onun tin olarak yeniden dirilişidir. (s. 468)

Ölüm, mutsuz bilincin acı verici duygusudur; tanrının kendisi ölmüştür. (s. 473)

Tin devimin öznesidir ve o denli de devimin kendisidir. Ya da tözdür ki özne bunun içinden devinmektedir. (s. 473)

Mutlak – Saltık Bilgi

Şey ‘ben’dir. Gerçekte bu sonsuz yargıda şey ortadan kaldırılmıştır; kendinde hiçtir; salt bir ilişki çinde, salt ‘ben’ ve onunla bağıntısı yoluyla anlam taşır, bu kıpı bilinç kendisini anı içgörü ve aydınlanmada göstermişti. Şimdi yalnızca yararlıdır ve salt yararlılıkları açısından göz önüne alınırlar. (s. 479)

Bilincin özbilinçle uzlaşması kendisini iki yandan ortaya çıkarılmış olarak gösterir. Bir kez dinsel tinde ikinci kez genelde bilincin kendisinde. Aralarındaki ayrım birincisi için bu uzlaşmanın kendinde-varlık biçiminde ikincisi için kendi-için-varlık biçiminde olmasıdır.

Tinin şekillenişinin dizisini sonuçlandıran bu birleşmedir; çünkü onda tin kendisini bilmeye erişmektedir. (s. 479)

Kavram, kendi için varolan ‘kendi’dir. (s. 480)

Tin kendisini kendinde tamamlamadan, Dünya tini olarak tamamlamadan önce, öz-bilinçli tin olarak tamamlanışına erişemez, öyleyse dinin içeriği tinin ne olduğunu zaman içinde bilimden önce daha önce bildirir; ama yalnızca bilim onun kendine ilişkin gerçek bilgisidir.

Tinin kendisine ilişkin bilgisini ileri taşıma devimi tinin edimsel tarih olarak yerine getirdiği emektir. (s. 484)


Çeviren: Aziz Yardımlı
İdea, 1986