Hazret-i İsaya Açık Mektup Süleyman Nazif Konusu, Muhtevası

Tanzimat Dönemi Edebiyatının en önemli kalemlerin biri olan Süleyman Nazif’in, Hıristiyanlığı ciddi şekilde eleştirdiği Hazret-i İsaya Açık Mektup isimli bu eseri yazma sebebi, Milletler Cemiyeti’ndeki İngiliz temsilcisinin Türkiye’deki Hıristiyan azınlık haklarının durumunu görmek, himaye etmek ve Türklerin bunlar hakkındaki muamelelerini kontrol için geçici veya daimi bir heyetin Türkiyeye gönderilmesini teklif etmesi, Paris’te yayınlanan bir gazetenin de kazanacağı olası bir zaferin tüm Kuzey Afrikada geniş bir kurtuluş mücadelesine neden olacağı düşüncesiyle İtalya, Fransa ve İngiltereyi İspanyanın yardımına çağırması üzerine yazılmıştır.

1924’te İstanbulda yeni matbaada kitap halinde basılan eser, aynı yıl içerisinde Vatan ve Son Telgraf gazeteleriyle yayınlanan “Hazret-i Îsâya Açık Mektup”, “Hazret-i Îsânın Cevabı”, “Iztırârî Bir Cevap” ve “Açık İstidânâme” adını taşıyan dört ayrı yazıdan meydana gelmektedir.

Lamure yayınları tarafından eski ve yeni harflerle sadeleştirilip yeniden basılan kitaptan bazı bölümler:

“Ya Nebiyallah!

Sana hem duygum, hem akıl ve bilincimle seslenmek isterim. Özür dilerim ben hiçbir zaman kendimi bilmedim. Aklım olayları anlamaya başladığı zaman seni tanıdım. Çok dindar olan annem ve babam, yirmi sekiz peygamberin isimleriyle birlikte senin adını da duygularıma ve imanıma yerleştirdiler.

Oysa sana şahitsiz inanan, dininin insanları bin sekiz yüz seneden beri, dünyanın her yanında aralıksız kan döküyor ve dökülen kanlarda hep sessiz, ezilmiş suçsuz damarlardan fışkırıyor.

Cristofero Colombo adlı, İtalyan mı, İspanyol mu Allah’ın ne belası olduğunu bilmediğim serserinin aklına bir gün eserek yaptığı uzun yolculuğu sırasında, o zamana kadar bilinmeyen bir kıta bulundu.

Senin zamanında bilinmeyen bu yenidünyanın adına dört yüz seneden bu güne Amerika diyorlar. Yaratılıştan bugüne rahat yaşamış ve seninkilerin kötülüklerinden bin dört yüz seneden fazla güvende, sakin ve korumalı kalmış olan bir halka, İtalyan serserisi, İspanyol gemisiyle yok oluş ve ölüm götürüyordu.

Gerçekten, çok geçmeden oradaki yerli halk yok edilerek yerlerine seninkiler geçip kuruldular. Senin sözde şahadetinin sembolü olan kanlı haçı şimdi Amerika’dan da dünyanın Hıristiyan olmayanların yaşadığı bölgelere de fesat, baştan çıkarma, karışıklık, değişik yerlerde toplu ölüm ve sadaka dağıtıyor.

Saf olan bizimkiler senin bu dünyanın son günlerinde yeryüzüne inerek, insanları yanlıştan kurtaracağına inanıyorlar. Seninkiler, onları yıkıp yakarken bile çaresizler. Gelecek Mesih’e içtenlikle inanıp seni uyarıyorlar. Eğer gerçekten dünyayı kötülükten kurtarmak için geleceksen, vakti çoktan geldi ve geçiyor. Artık insanlığın sabrı ve seninkilere katlanacak gücü kalmadı.”

Süleyman Nazif’in Hz. İsa’ya yazdığı sitem dolu mektuba Hz. İsa’nın verdiği cevaptan bazı satırlar:

“Bana seslenerek yayınladığın sitemlerden memnun oldum. Hıristiyan yazarların dinli, dinsiz, büyük, küçük her biri, ilahi ve kutsal kardeşim Muhammed’e aralıksız yazıları ile saldırmaktan utanmıyorlar. İnan bana: Muhammed’e atılan her iftira kalbimi deliyor. Burada çektiğim acıların çoğu o utanmazların yazdıkları yüzündendir.

Yirmi yüz yıllık yaramı, bir kere de sen kaleminle açtın, önemli değil, ben sana dua ve senin dininin insanlarına iyilikler dilerim. Burada acılarım çok büyük. Yeryüzünde en şeytanca cinayetler işlenir ve dünyada yangınlar çıkarılırken benim adım kutsanıyordu, bu nedenle…

Hayır, haç senin göstermek istediğin gibi, benim varlığımın sembolü değil, onların cinayetlerini yansıtan, bir nefret silahıdır. O ağaca dünyada çekemedikleri cismimi, gökte her gün, her dakika ruhumla birlikte asıyorlar.”