HAZCILIK

179
PAYLAŞ

 

HAZCILIK

 

Hazcılık, hayatın
anlamını ve amacını hazda arayan dünya görüşünü ifade eder. Ayrıca hazzı ahlak
ilkesi olarak kabul ede­rek, ahlâki davranışların amacım ve kısta­sım bunda
bulan ahlak öğretisine de hazcı­lık denir. Antik Yunan felsefesi ve özellik­le
Sokrates-sonrası felsefe akımları üze­rinde etkili olmuştur.

Hazcılığın felsefi
temelini oluşturan, Sokratesçi akımlar içinde önemli yeri olan Kyrene ekolünün
de kurucusu Kyre-ne’HAristippos(M.Ö.435-355)’tur.Aris-tippos, Sokrates gibi,
tabiat ve matematik alanında çalışmanın yararsızlığını ileri sü­rer. Çünkü bu
bilimler ile insan yararlı alanı yararsızdan ayırt etmeyi öğrene­mez. Aynı
şekilde mantık da ahlak felsefe­sinin gerisinde görülür. Bununla birlikte
Aristîppos’a göre ahlâkın ölçüsü ve hare­ket kaynağı, Sokrates’in yapmaya
çalıştı­ğından farklıdır. Deneyin bize öğrettiği gözönüne alınırsa, çocukların
ve hayvanların içgüdüleriyle elde etmeğe çalıştıkları, ulaşmak istedikleri
kendiliğinden mutlu­luk ve refahtan başka bir şey değildir. As­lında bu
düşüncenin temeli Pythagoras’ın “beşeri karşılaştırma” (meterun
antro-pos) olarak tanımlamak istediği görüşün ahlaki alana uygulanmasından
başka bir şey değildir. Nitekim Aristippos, bu yön­den Sokrates’in bir
izleyicisi olmaktan çok, Pythagoras’ın bir izleyicisi olarak ni­telendirilmiştir.

Sonraları Epiküros’un
yapacağı gibi kül­li bir yüce iyi veya bir yüce mutluluk (eude-monian) ilkesi
Aristippos tarafından orta­ya konulmaya çalışılmaz. O her an’a ait hazzı
davranışlarımızın güdücüsü ve ha­kim etkeni olarak tanımlamak İster. Baş­ka
söyleyişle, sadece şu ana hakim durum­dayız; ne geçmiş, ne gelecek için üzüntü
duymaya, endişe taşımaya gerek yoktur. Öte yandan insan siyasi olay ve hayatın
ödev ve yükümlülüklerinden kendini uzak tutmalıdır. Çünkü evrenin amacı ve
anlamı, bireyin kendisi ve mutluluğudur. Kyrenelilerin öğretisi özetle şu
şekilde ta­nımlanabilir. “Erdem, zevk alma yeteneği­dir” . Bunun için
felsefe ve düşünmeye ihti­yaç vardır, ama felsefe (hikmet) başlı başı­na amaç
olarak görülmemeli; aksine o, hazzı elde etmek için bir araçtan ibaret­tir. Bu
bakımdan Aristippos’un, felsefe ve düşünceyi, bir araç olarak görmüş olsa bile,
sadece kaba maddi hazları en yüce amaçgibi tanımlamak istediği düşünülme­melidir.
Gerçekten Aristippos, en yoğun çabalarla elde edilmesi gerekenin, haya­tın
İnsana tabii olarak sunduğu şeylerden yararlanılmasını ve zevk üzerine egemen
olunmasını amaçladığı söylenebilir.

Demek oluyor ki,
Kyrene ekolünün gö­rüşü, herşeyin iyi yönünü almaşım bil­mek, imkansız olana
heveslenmemek, kesinti ve müdahaleye uğramaksızın hayat­tan zevk almak isteyen
neşeli bir bilgelik­tir. Böylece erdemli ve bilge kişi, şiddetli tutkulara
kapılmamalı, hazları seçmekle birlikte kendini onlara kaptırmamalı ve onlara
hakim olmasını bilmelidir. Ne var ki, haz ile bilgelik arasındaki karşıtlık bu
ekol tarafından ortadan kaldırılamamış ve Aristippos’un izleyicilerinin değişik
gö­rüşler İleri sürmesine neden olmuştur.

Sextus Empİrİcus’a
göre Kyreneliler şu beş konu üzerinde yoğunlaşmışlardır:

 a) Neye yönelmeli ve neden kaçınmalı;

 b) Tutkular;

 c) Davranışlar;

 d) Dış neden­ler;

  e) Hakikat delilleri. Son iki konu doğ­rudan ahlak
felsefesiyle ilgili olmaktan çok, fizik ve mantığı ilgilendirmektedir. Bu
bakımdan Kyrenelilere göre, ancak iz­lenimlerimizi kesin olarak bilebiliriz, fa­kat
onların nedenlerini, ya da başkaları­nın etkilerini kesin bir şekilde bilmemiz
mümkün olmaz. Her izlenim ise bir çeşit harekettir ve haz da tatlı ve sakin bir
hare­ket olarak görülmelidir. Elem de kısa sü­reli amaca benzeyen bir
harekettir. Sü­kun ve huzur (ataraxia) halinde elem duy­mamak ve olgunluğa
ermek hazzı karşı­lar.

Aristippos’un
Öğrencisi Theodoros, uğ­runda çabayı gerektiren amaç (telos) ola­rak anlık
hazzı, zevki değil, bilinçle ulaşı­lan ve kavranılan sürekli ruh durumunu, İÇ
sükunu (ataraxia), sürürü (hara) ortaya koyarak haz İlkesini geliştirir. Aynı
şekil­de bir başka Kyreneli, Annikeris, dost­luk, sevgi ve vefa gibi değerleri
ince haz duyarlıklarına dayandırarak Kyrene öğre­tisini soylulaştırmaya
çalıştı. Epikür felse­fesine geçişi hazırlayan Annikeris, kavra­ma gücüne
alışkanlığın da katılması ge­rektiğini ileri sürdü.

Önceki Kyrenelilerden
tamamen farklı düşünen Hegesias’a göre, madem ki, bu lanma felsefesinden sonra
hazcılık Öğreti-kadar övülen ve açıklanan mutluluğa ol- si önemini yitirdi. Ne
var ki, haz kavramı dukça ender erişilmektedir; öyleyse bu çeşitli alanlarda,
eski anlamına uygun şe-alanda elem ve kuşkulardan kurtulmak kilde kullanılmasa
da yer almaktan geri gerekir. Yani hayatın her türden olay ve     kalmayacaktır.

durumlarına karşı
duyarsız ve isteksiz ka-      
Hazcüıkkavramıdeğişikşekilveölçüler-lınmalıdır. Duyarsız ve isteksiz ruh
haline     de sosyal bilimlerin tümünde
bulunur. erişilmeyecekse, hayatın bir anlam ve de-     Bir ileşitim teorisi olarak felsefede
olduk-ğerinden de sözedilemeyecektir. Bu ne-    
ça eski bir kullanımı vardır. Antik Yunan-denle bir kimsenin hayatına
son vermesi,     Mardan sonra Hobbes eski
psikolojik haz-yerinde ve mantıklıdır. Böylece Hegesias,     alığa etik bir kavram da ekleyerek XVII.
ahlâk felsefesinde hazzı amaç edinmiş öğ-    
yüzyıldayeniden hazcılığı formülleştîrmiş-retilerİn sonuçta umutsuzluğa
ve mutsuz-     tir. Hobbes’a göre
devletin kurumları luğa ulaşacaklarına dikkat çekmiş olmak-     içinde haz elde edilmeli ve acıdan
kaçınıl-tadır. Nitekim onun İskenderiye’de ko-     malıdır. Devlet kişinin arzularının
gerçek-nuşmalarıyla bir çok kimseyi intihara yö-     leştirilmesinde yardımcı olur ve
görevle-neltip özendirmesi rivayeti vardır ki, “ölü-     rin yerine getirilmesi şeklinde de
karşılık me kandıran” unvanı bu nedenle ona veril-     verilmesini ister.

mistir.                                                       
   XIX. yüzyılda marjinal kullanım
okulu-

Hazcılık, Antik Yunan
Klasik dönemin-     nun gelişimine kadar
hazcılık klasik eko-den sonra Epikürcülük ve Mutçuluk (Eu-     nominin Önde gelen psikolojik prensibi
ol-daimonizm) öğretileriyle tekrar canlana-    
muştur. Homo Economİcus (Ekonomik çaktır. Gerçekten ahlak öğretisini haz
ve    
İnsan)pazarındahesaplannıyaparkenbu-yarar ilkesine dayandıran
Epikürcülük,     nu, bu alışverişten kazançları
veya kendi-hazzın en yüce iyiyle, nihai amacın da ru-     sine ne kadar emeğe veya kayba
malolaca-hun ve bedenin acıdan kurtulmasıyla öz-     ğı terimleriyle yapması beklenir. Veblen
deş kılınması, tüm tutkuların düzenlen-    
ekonomik insanın haz ve acı hesaplan ya-mesİ, hazzın eşlik ettiği
erdemli, sakin bir     pan bir makinaya
dönüştüğünü söylemiş-hayatın tercih edilmesi ilkesine dayanıyor-     tir.

du. Fakat bu anlayış
Hıristiyanlık, özellik-*      Klasik
kriminoloji okulu ile hazcılık, hu-le de Ortaçağ Skolastiğinin ruhun
kurtulu-     kuk felsefesine kadar
uzanmıştır. Bunun şunu sağlamak amacıyla bedeni ve istekle-     en iyi örneği Beccario 1764′ de yayınlanan
rini hor görmesiyle, etkinliğini ve yaygınlı-     “Suç ve Cezalar Üzerine Deneme”&vxâe
ğmı kaybedecektir. Hümanizma, Röne-    
vermiştir. İnsanların eylemleri sırasında şans ve sonraları Helvetius,
d’Holbach,     haz ve acıları
hesapladıklarına göre, her La Mettrie, Hobbes gibi Yeniçağ filozof-     suçun uygun görülen karşılığının, alınan
lan taraf ından yeniden canlandırıldıysa    
hazzı tamı tamına dengeleyecek ölçüde ol­da, uzun ömürlü olamadı.
Kant’ın ahlâ-    
masıgerekiyordu;buuygung&rülenkarşı-kuı amacı olarak
“ödev” kavramını tanım-     lık
yayınlanmalı ve böylece suçun maliyeti laması ve hazzı ahlak alanında
şiddetle     bilinmeliydi; bu genç,
yaşlı, soylu, orta ta-eleştirmesi, haz ve elem duygusunu ahlak     baka, aşağı tabaka herkese eşit olarak
uy-felsefesi dışında bıraktı. Sonuçta Aydın-    
gulanmalıydı. Yani ceza, suçun niteliğine göre biçiliyordu. Bukavramın
uygulanma­sı, özellikle de Anglo-Amerikan sistemin­de jürinin etki altında
kalmayışı ile ilgili çok önemli sonuçlar doğurmuştur. Fayda­cılık, Bentham ve
Mill’in çalışmalarında Beccaria’mn hazcılığının Endüstri Devri­mi ile ortaya
çıkan sosyal değişimin genel problemlerine uygulanan bir uzantısıdır.
Hazcılığın bütün ortaya konuşları birey­sel psikolojiden temelini almaktadır.
İn­san toplum içinde yer aldığında bile ayrı bir parçacık olarak
değerlendirilmiş ve toplum bu parçacıkların bir araya gelişi olarak görülmüş,
haz ve acı ise ayrı ayrı in­sanların fiziksel birimleri olarak kabul
edilmiştir.

(SBA) Bk. Ahlak;
Epikürcülük; Faydacılık.