Hattat Kazasker Mustafa İzzet Efendi -Musiki- Hakkında Bilgi

25

Kazasker Mustafa İzzet hat sanatındaki ustalığı yanında hanendeliği, neyzenliği ve bestekârlığı ile de tanınmış­tır. Küçük yaşlarda bestekâr Kömürcüzâde Hafız Mehmed Efendi’den dinî eserler meşketmekle başladığı mûsiki hayatını Ga­lata Sarayı Mektebi’nde devam ettirdi. İrâde-i seniyye ile Enderûn-ı Hümâyun’a alı­nıp burada öğrenimini sürdürürken Şâkir Ağa’dan meşke başladı. Kısa zamanda gü­zel sesiyle şöhrete ulaşmasının ardından II. Mahmud’un huzurundaki fasıllara sesiyle katıldı. Bu arada ney çalışmalarını da iler­leterek bir müddet sonra devrinin en iyi neyzenleri arasına girmeyi başardı. Saray­da daha çok Neyzen Mustafa lakabıyla ta­nınan Mustafa İzzet, II. Mahmud’un vefa­tına kadar (1839) küme fasıllarının vazge­çilmez sanatkârlarından oldu. Bir defasın­da fasılda II. Mahmud’un şarkıları okun­duktan sonra Mustafa İzzet’e şarkılar hakkında fikri sorulduğunda hükümdarın eserlerinin şarkıların padişahı olduğunu ifade etmesi padişahı çok memnun etti. Saray fasıllarında Hamâmîzâde İsmail De­de, Dellâlzâde İsmail Efendi, Şâkir Ağa, Tanbûrî Nûman Ağa, Zeki Mehmed Ağa, Suyolcuzâde Salih Efendi, Tanbûrî Necib Ağa, Kemânî Ali Ağa, Basmacı Abdi Efen­di gibi ünlü musikişinaslarla birlikte hanen­de ve sazende olarak bulundu. Dellâlzâde İsmail Efendi, Hâşim Bey ve hanende Rifat Bey onun “hâce-i zaman” olduğunu söylemişlerdir. Hayatının sonlarına doğru sesinin kalınlaşmasına rağmen fasıllarda tiz perdelerde hiç zorlanmazdı. Tiz nağme­lere gelindiğinde diğer hanendeler bir oktav peşte inince onun tiz nağmelerdeki us­talığı kendini gösterirdi.

Mustafa İzzet dinî ve din dışı formlar­da fazla eser bestelememiş, ancak her biri ayrı özellikte olan eserleriyle tanınmıştır. Dellâlzâde İsmail bestelediği eserleri ön­ce İzzet Efendi’ye okuyup onun görüşü­nü alır, daha sonra bir mûsiki toplantısın­da bestesi hakkında konuşmak isteyen­lere de bu eserin İzzet Efendi tarafından beğenildiğini, dolayısıyla artık değiştirile­meyeceğini söylerdi. Tarz-ı cedîd adlı bir makam icat eden İzzet Efendi, birleşik makamlardan çok ana makam dizilerini tercih ederdi. Meselâ hüseynî makamı du­rurken gülizân fazlalık görür, sabâ maka­mına zemzeme ilâvesini de birincinin da­ralması ve ikincinin genişletilememesi şek­linde yorumlardı.

El yazması güfte mecmualarında daha çok şarkı ve duraklarına rastlanmakta, İs­tanbul Üniversitesi Kütüphanesi’nde kendi el yazısıyla bir güfte mecmuasının bulun­duğu kaydedilmektedir. Sadettin Nüzhet Ergun onun dört durak ve bir ilâhisinin güftesini Yılmaz Öztuna günümüze ulaşan üç durak, bir ilâhi, birer peşrev, ağır ve yürük semai ile on dokuz şarkıdan ibaret yirmi altı eserinin listesini ver­mektedir. Türkiye Radyo Televizyon Kuru­mu repertuvarında on dört şarkı ve bir peşrevinin notası yer almaktadır. Bunlar arasında, “Doldur getir ey sâkî-i gül-çehre piyâle” mısraıyla başlayan segah, “Ey serv-i nâzım reftâr-ı bâlâ” mısraıyla baş­layan bestenigâr ve, “Bir sebeple sen gü­cenmişsin bana” mısraıyla başlayan eviç şarkısıyla, “Rûm’da Acem’de âşık oldu­ğum” mısraıyla başlayan hümâyun ilâhisi günümüzde de okunan eserlerindendir.

Mustafa İzzet Efendi mûsiki sahasında birçok talebe yetiştirmiştir. Bunlar arasın­da Behlûl Efendi, Medenî Aziz Efendi ve Yeniköylü Hasan Sırrı Efendi özellikle zik­redilmelidir.

Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi