Haşim Bey -Bestekar- Kimdir, Hayatı, Eserleri, Hakkında Bilgi

22

Hâşim Bey (1815-1868) Türk mûsikisi bestekârı, hanende ve mûsiki hocası.

İstanbul Fatih’te Sarıgüzel mahallesin­de doğdu. Babası Seyyid Mehmed Sâdık Ağa’dır. Sesinin güzelliğiyle dikkati çeke­rek sekiz yaşında iken Enderûn-ı Hümâ-yun’a alındı ve meşkhânede mûsiki öğre­nimine başladı. Mûsikideki ilk bilgileri­ni burada Dellâlzâde İsmail Efendi’den aldıktan sonra bir süre Şâkir Ağa’dan meşketti. Ardından Hamâmîzâde İsmail Dede Efendi’nin derslerine devam ederek kendini yetiştirdi. Hazine koğuşunda ça­vuş mülâzımı iken 2 Haziran 182Tde ça­vuşluğa yükseltildi. Enderun’da bulundu­ğu yıllarda Beşiktaş Mevlevîhânesi şeyhi Hasan Nazif Dede’ye, daha sonra da Ha­fız Baba adlı bir Bektaşî şeyhine intisap etti. Abdülmecid döneminde Muzıka-i Hümâyun’un fasl-ı atîk heyetinde serhâ-nende olarak görev yaptı.

1848 yılında hacca giden Hâşim Bey, ertesi yıl yalnız fasıl geceleri sarayda bu­lunmak şartıyla başladığı musâhiblik gö­revini Abdülmecid’in saltanatının sonla­rına kadar sürdürdü. Abdülaziz’in tahta çıkması üzerine(1861) m üezzinbaşılık gö­reviyle tekrar saraya döndü. Bir süre sonra saraydan ayrılan Hâşim Bey’in hayatı­nın son yıllarının maddî sıkıntı içinde geç­tiği, bunda israfa varan cömertliğinin önemli rolü olduğu söylenir. Kaynaklarda, 186S’te Üsküdar Tunusbağı’nda oturdu­ğu sıralarda evine ekmek getiren Bağda-sar Ağa’ya biriken borcunu kendisine mû­siki meşkederek ödediği, alacaklıların ra­hatsız edeceği endişesiyle evinin arka oda­larından birinde Bolâhenk Nuri Bey’e ve diğer talebelerine alçak sesle mûsiki meş-kettiği rivayet edilir. Tlınusbağfndaki evin­de vefat eden Hâşim Bey Karacaahmet Mezarlığı’na defnedildi. Sâzendelikle ilgi­sinin bilinmemesine rağmen mezar ta­şında “sersâzendegân-ı hâssa” ibaresinin yer alması dikkat çekicidir. Kabri, daha sonraları yapılan yol genişletme çalışma­ları sırasında kaybolmuştur. Hâşim Bey on dokuz yaşında iken evlendiği ilk eşi Münîre Hanım’dan 1859’da ayrılmış, ay­nı yıl evlendiği Hûricinan Hanım’ın üç yıl sonra vefatı üzerine de Zehra Hanım’la hayatını birleştirmiştir.

Hâşim Bey, devrinin önde gelen musi­kişinasları arasında hanendeliğinin yanı sıra özellikle bestekâr ve mûsiki hocası olarak tanınmıştır. Bestekârlık gücünü âyin, beste, semai, şarkı ve köçekçe form­larında seksenin üzerindeki eseriyle or­taya koyan Hâşim Bey, altmış altısı şarkı formunda olan bu eserlerinden bazıları­nı zamanın devlet büyüklerine methiye olarak bestelemiştir. “Mihr-i lutfundan edip baht-ı siyahım ahz-ı nûr” mısraı ile başlayan şedd-i araban şarkısı ile, “Ni-met-i vaslın için ey gonca leb” mısraı ile başlayan bayatî-araban şarkısı onun en tanınmış eserlerindendir. Suzinak ve şeh­naz makamlarında bestelediği iki Mevle­vi âyininden birincisinin notası elde olup bu âyin sadece bir defa Beşiktaş Mevle-vîhânesi’nde okunabilmiş, diğer âyini ise kaybolmuştur. Ahmed Celâleddin Dede’-nin anlattığına göre, Hâşim Bey’in gelene­ğe aykırı olarak güftesini Beşiktaş Mev­levîhânesi şeyhi Hasan Nazif Dede’nin şiirlerinden seçtiği eserinin mevlevîhâne-lerde okunması Konya Çelebisi Said Hem-dem tarafından yasaklanmış, ayrıca Said Çelebi, böyle bir âyinin okunmasına mü­saade ettiği İçin Beşiktaş Mevlevîhânesi şeyhi Nazif Dede’ye bir tekdirnâme gön­dermiştir. Yine Ahmed Celâleddin Dede’-nin anlattığına göre Hâşim Bey bu iki âyi­nin bestelerini daha sonra Mevlânâ’nın şiirlerine uyarlamış, ancak eserlerin bu şekilleri zamanımıza ulaşmamıştır. Hâşim Bey’in bazı nefesler bestelediği söylen­mekteyse de nefes bestekârları çoğun­lukla adlarını gizlediklerinden bu beste­lere dair herhangi bir bilgiye rastlanma­mıştır. Diğer taraftan Hâşim Bey tarz-ı nevîn adıyla mürekkep bir makam icat et­miş ve bu makamda bir hayli eser beste­lemiştir.