Hasan Rıza Efendi -Hattat- Kimdir, Hayatı, Eserleri, Hakkında Bilgi

21

Hasan Rızâ Efendi (1849-1920) Ayet-berkenar mushafıyla tanınan Osmanlı hattatı.

Üsküdar’da doğdu. Babası, Tırnova es­ki posta müdürü ve Mustafa Reşid Paşa’nın kilercisi Ahmed Nazif Efendi’dir. İlk tahsil yıllarından itibaren hüsn-i hat­ta ilgi duyan Hasan Rızâ, aralarında Yah­ya Hilmi Efendi gibi büyük bir hattatın da bulunduğu birkaç hocadan hat meşketti. Babasının tekrar posta müdürlü­ğüne tayini üzerine ailesiyle birlikte Tırnova’ya gitti. 1865^ İstanbul’a döndük­ten bir süre sonra babası vefat edince Pertevniyal Valide Sultan’ın kapu çuhada­rı olan amcasının aracılığıyla Muzıka-i Hü-mâyun’a kaydedildi. Burada hüsn-i hat muallimi Mehmed Şefik Bey’den meşke başlayan Hasan Rızâ on altı arkadaşıyla beraber icazet aldı. Şefik Bey, onun Kazasker Mustafa İzzet Efendi’den de fay­dalanmasını sağladı. Ta’lik hattını Sami Efendi’den öğrendi. 1871 ‘de Muzıka-i Hü­mâyun imamlığına tayin edildi. 1876’da hac farizasını eda etti. Şefik Bey’in Sultan V. Murad’a yakınlığından dolayı emekliye ayrılması üzerine Muzıka-i Hümâyun hat muallimliğine getirildi (1879).

Hasan Rızâ Efendi, Muzıka-i Hümâyun’dan hüsn-i hat dersi kaldırılınca ima­met vazifesini sürdürdü. 1908’de padi­şah rnevlid hanları arasına katıldı. 6 Re-ceb133Z{31 Mayıs 1914) tarihinde açılan Medresetü’l-hattâtîn’in sülüs-nesih ho­calığına tayin edildi. Ancak gözlerindeki rahatsızlık yüzünden bir süre sonra bu görevinden ayrılmak zorunda kaldı. Uzun yıllar ikamet ettiği Cihangir semtinde 1916 yılında çıkan yangında evi yandık­tan sonra taşındığı Rumelihisarı’ndaki evinde 10 Cemâziyelâhir 1338’de (1 Mart 1920) vefat etti ve hisarın yanındaki kab­ristana defnedildi. Kabir kitabesi sonra­dan yazdırılmıştır. Oturduğu ev ölümün­den iki gün sonra yanmış, ancak eserleri kurtarılmıştır.

Sülüs, celî-sülüs, ta’lik, celî-ta’lik yazı­larıyla da bir hayli eser vermiş olmakla be­raber Hasan Rızâ Efendi’nin en çok ba­şarı kazandığı nesih hattıdır. Nesihle yaz­dığı mushaflar harflerinin güzelliği kadar rahat okunabilmesi, harekelerinin isabet­li yerlere konulması bakımından da eri­şilmesi güç bir mükemmelliktedir. 1878-1912 yıllan arası Hasan Rızâ Efendi’nin sanat hayatının en verimli devresidir. Bu devrenin sonlarında Sultan Reşad’ın ar­zusuyla yazdığı sekiz ciltlik (1067 varak) Sahîh-i Buhârî (TSMK, Hırka-i Saadet, nr. 39) onun en önemli eserleri arasında sayılabilir. Ayrıca muhtelif boyutlarda yazdığı sayısız hilye-i saadet levhaları ara­sında çok büyük olanlarının müstesna bir yeri vardır. Bunlardan ilk akla gelen­ler İstanbul Hat Sanatları Müzesi, Siliv-rikapı Bâlâ Camii, İstanbul Üniversitesi Kütüphanesi (Yıldız, nr. 4282) ve Süley-maniye Kütüphanesi’nde (Yazma Bağış­lar, nr. 510) muhafaza edilmektedir. Sul­tan Reşad’ın Rumeli seyahati sırasında Edirne Selimiye Camiine hediyesi olan hîlye 1995 yılından beri kayıptır. On yedi talebeye hat icazeti veren Hasan Rızâ Efendi’nin hayat boyunca, ikisi devir hat­mi için cüzler halinde olmak üzere muh­telif boylarda yazdığı on dokuz mushaf-tan 1308 (1891) tarihli vezîrî kıtada olanı İstanbul Üniversitesi Kütüphanesi’nde (AY. nr. 6682), Sultan Reşad’ın türbesi için yazdığı 1330 (1912) tarihli büyük mushafı da Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesi’ndedir (Yeni Yazmalar, nr. 2138). Ay­rıca akrabası olan hattat Mehmed Şevki Efendi’ye ait yarım bir mushafı da 1311*-de (1893) tamamlamıştır (TSMK, Halil Edhem Arda, nr. 12). Sülüs-nesih mu-rakka’larının sayısı bilinmemektedir. Celî-sülüsü nesih hattı kadar mükemmel değildir. Bostancı ve Cihangir camilerin-deki çâryâr-ı güzîn levhaları. Topkapı Sa­rayı Harem-i Hümâyunu’ndaki çini kita­besi, Alman Konsolosluğu bahçesindeki çeşmenin ve Hürriyet-i Ebediyye şehid-lerinin kitabeleri bu yoldaki eserlerinden akla ilk gelenlerdir. Bayezid Umumi Kütüphanesi’nin imzasız kitabesi de Hasan Rızâ Efendi’nin celî-ta’likte başarılı sayıl­mayan bir eseridir.

Hasan Rızâ Efendi asıl şöhretini basıl­mak üzere yazdığı “âyet-berkenar” mus-hafla kazanmıştır. Eczalı kâğıda eczalı mürekkep kullanarak özellikle hıfza çalı­şanlara kolaylık sağlamak üzere, âyetlerin sayfa başında başlayıp sonunda bite­cek şekilde düzenlendiği (berkenar ter­tip) ve her sayfasını on beş satır olarak yazdığı bu mushafın Matbaa-i Âmire bas­kısı 1301’den (1884) itibaren birçok defa basılmış, fakat bu basımlar yüzünden ya­zısı bazı özelliklerini kaybetmiştir. Hasan Rızâ’nm yine basılmak üzere aharlı kâğı­da ve etrafı meâlli olarak yazdığı başka bir mushaf nüshası 1296’da (1879) Os­man Bey Matbaası’nda basılmıştır. Bu mushafın aslının Mahmud Muhtar Paşa koleksiyonundan Dârü’l-kütübi’l-Mısriyye’ye geçtiği rivayet edilmektedir (söz ko­nusu mushafla mealinin on iki cüzü Ha­san Rızâ Efendi, mealin on beş cüzü Kayışzâde Hafız Osman Efendi, üç cüzü de Çerkez Alâeddin Bey tarafından ince ne­sih hattıyla yazılmıştır).

Bazı tasavvufi manzumeler de kaleme alan Hasan Rızâ Efendi’nin tezhiple de meşgul olduğu müzehhip olarak imzası­nı taşıyan levhalarından anlaşılıyorsa da bu çalışmaları hattı kadar önemli değil­dir.

Hasan Rızâ Efendi’nin kızı Mükerrem Hanım, Kandilli Rasathânesi’nin kurucu­su Mehmet Fatin Gökmen’in eşidir. Oğlu Ahmet Süreyya Saltuk (ö. 1969) Dîvân-ı Hümâyun Kalemi hulefâsından olup harf inkılâbına kadar Babıâli’de hattatlığı mes­lek edinmiş, daha sonra liselerde edebi­yat muallimliği yapmıştır.

TDV İslâm Ansiklopedisi