HARİCİLİK

207
PAYLAŞ

 

HARİCİLİK

 

Haricilik, İslam’da
siyasi anlamda ilk or­taya çıkan anlayış ve akımlardan, fırkalar­dan biridir.
Tarihçiler Hariciliğin doğuşu­nu Sıffîn savaşmda(657) hakem mesele-si’nin
ortaya atılmasına bağlarlar. Bunla­ra Havaric (hariçte kalanlar anlammda) adı
verilmiştir. Bunun sebebi, ya Hakdan veya müslümanlardan, yahut da HziAli’-den
uzaklaşmış olmalarıdır. Bilindiği gibi Sıffîn savaşında Hz. Ali, savaşı
kazanmak üzere iken Muaviye taraftarları hileye baş­vurarak Kur’ân sayfalarını
mızraklarının ucuna takarak savaşa devam etmek ister­ler. Bu hareketle amaçları
karşı tarafı, -Kur’ân sayfalarına hürmeten- kendileri­ne karşı silah
kullanmaktan vazgeçirmek­tir. Nitekim bu durumda Hz. Ali taraftar­ları derhal
savaşmaktan vazgeçmiştir. So­nuçta, işin çözümünün hakemlere bırakıl­ması
kararlaştınlmıştır. Bu sırada bir grup, Hz. Ali’nin hakemlere başvurması­nı
kabul etmeyerek Hz. Ali’ye karşı çık­mıştır. Onun için bunlara Havaric (karşı
çıkanlar) denmiştir. Bunlara, hakemlere

başvurmayı
reddettiklerinden “muhakki-me”, Hz.Ali’den ayrılarak, Harura’da
toplandıkları için”Harûriyye” adlan da ve­rilmiştir. Hariciler
kendilerine Surat (ken­dilerini Allah’a satanlar, adayanlar) veya Harici adım
verirler. Zira onlara göre ha­riç veya harici, Allah yolunda çıkış yapan
demektir.

Harİcilik hareketini
pek çok tarihçi, bir grubun, Sıffın savaşı sonunda hakemlere başvurmayı kabul
etmesi üzerine Hz. Ali’yi terkedip “Hüküm ancak Allah’ın­dır”
diyerek, insanların hakemliğini red­detmesi ile başlatmakta ise de, her mezhe­bin
kuruluşunda olduğu gibi Hariciliğin kuruluşunda da bu olayın öncesinde bir ta­kım
siyasi, tarihi ve sosyal etkenler sözko-nusu olmuştur.

Haricilik hareketi,
sahabe içinde “kur-ra” diye bilinen takva sahibi bir grubun ön­cülük
ettiği bir düşünceyi temsil etmekte­dir. Bu grup, o andaki siyasi
istikrarsızlık­tan ve sosyal huzursuzluktan rahatsızlık duyan kimselerdi.
Bunlar, müslümanlar arasında siyasi çekişmelerin olmamasını, mutlak adaletin
hüküm sürmesini, İs­lam’ın ilk devirlerinde olduğu gibi kardeş­lik ve
dayanışmanın hakim olduğu bir top­lum ve siyasi sistem istiyorlardı. İmam,
halİfe bunlara göre hür seçimle seçilmeliy­di.

Hariciler, hür seçim
taraftarı, herhangi bir hakimiyeti kabul etmeyen halis bedevi­lerdir.
Haricilere, şiddet ve taassup ruhu ile ferdi bağımsızlık düşüncesi hakimdir.
Haricilik hareketinde, Araplar arasmda eskiden beri var olan kavmiyetçilik ve
mü­cadele ruhu da kendini göstermiştir.

Hariciler genellikle
bedevi Araplardan teşekkül etmiştir. Bu nedenle şehir hayatı yaşamamış göçebe,
köylü bir zümrenin teşkil ettiği bir gruptur. Cehaletleri onları taassuba, dar
görüşlülüğe ve şiddete sevk etmiştir. Hz. Osman’a karşı ayaklanan ve onun
katline sebep olanların çoğunlukla Hariciler olduğu bilinir. Kendi görüşleri­nin
hak, diğerlerinin batıl olduğu düşün­cesiyle hareket ederler ve kendileri gibi
düşünmeyenleri küfürle suçlarlar, dolayı­sıyla öldürülmelerini caiz görürlerdi.

Hariciler, Kur’an’m
emirlerine ve yasak­larına son derece bağlı olduklarını, dini prensipleri
disiplinli bir şekilde uyguladık­larım söylerler. Bu, bir bakıma doğrudur.
Rivayete göre bunlar gerçekten ibadete düşkün, dindar kimselerdir. Ama
İslami-yette sadece çok ibadet etmek yeterli ol­mamaktadır. İslam’ın ruhunu iyi
anla­mak ve doğru değerlendirmek de gerekli­dir.

Taassup sahibi olan
Hariciler tekfir et­me silahını sadece dışa karşî kullanmakla kalmamışlar,
birbirlerine de yöneltmişler­dir. Bu nedenle Haricilik kısa zamanda çok çeşitli
kollara ayrılmıştır. Bunlar içeri­sinde Ezrakiyye, Necdiyye, Sufriyye ve
İbadiyye, ana kolları temsil ederler. Bu ana kolların pek çok tali kolları
vardır. Harici fırkalarından günümüze kadar var­lığını sürdüren sadece İbadiyye
olmuştur.

Haricilerin Görüşleri:
Harici fırkaları arasında birbirinden farklı görüşler var­dır. Bununla beraber
Harici fırkaların bü­yük bir çoğunluğu aşağı yukarı şu görüş­lerde fikir
birliğine varmışlardır

 1- Hz. A1İ, Hz. Osman, Hz. Ali ile Hz. Muaviye arasında
hakemlik yapan Amr b. el-As ve Ebu Musa el-Eş’ari’yi ve bu hakemlerin
hükümlerine razı olan herkesi; Cemel ola­yında bulunan Hz.Aişe, Hz. Talha ve
Hz. Zübeyr’i tekfir etmek (bunların kafir ol­duklarım söylemek);

 2- Büyük günah işle­yenin ebedi cehennemlik bir kafir
olduğu­na inanmak;

 3- Zalim imama (devlet başkam) karşı çıkmayı vacib
saymak. Onlara göre, -Ehl-i Sünnetin aksine- imamın Ku-reyş’den olması şart
değildir. Şia’nın aksi­ne imam nas ve tayinle değil, hür seçimle seçilmelidir.
İmam haktan saparsa azledi­lir ve hatta öldürülebilir. İmamın her za­man
bulunması şart değildir. Şayet bulu-nacaksa bunun hür veya köle olması müm­kündür.

Haricilik temelde, o
günkü toplumun gerçekleriyle hiç uyuşmayan fikirlere katı ve sıkı sıkıya
bağlanmayı ifade etmekte­dir. Haricilerin, kendilerinin cemaat dışı­na
atılmalarına yol açan doktrini şuydu: Hakem olayında Allah’ın hükmünü değil de
hakemlerin hükmünü (hakimliğini) ka­bul ederek büyük günah işleyip de artık
müslüman olarak kabul edilmeyecek ve bunun sonucu olarak bir an önce katledil­mesi
gerekecektir. Bazı Hariciler daha da ileri gidip bu tür müslümanların çocukla­rının
da babalarıyla birlikte öldürülmele­rinin gerektiğini söylemişlerdir. Hariciler
Halifenin o günkü İslam ümmetinin tama­mı tarafından seçileceğini ve halkın
isteği doğrultusunda gerektiğinde tahttan indiri­lebileceğini iddia
ediyorlardı. Halife -Ku-reyş gibi- bir aile ya da kabileye mahsus olamazdı; iyi
bir Müslüman yönetici oldu­ğu takdirde, bir köle bile halife seçilebilir­di.
Bazıları ise Halife’nin gerekliliğini bi­le toptan reddederek İslam cemaatinin
kendi kendisini yönetme gücünde olduğu­nu iddia etmiştir. Böylece Haricilik,
Ara­bistan’ın kabile yapısının taşıdığı (yeter­siz güçsüz) fikir ve tecrübeler
yığınının, İs­lam’ın getirdiği yeni sisteme karşı göster­diği bir tepki olarak
yorumlanabilir.

Ne var ki, Hariciliğin
gücü öylesine bü­yüktü ki, iki belli başlı tepkiye yol açtı. Ha­ricilik,
cemaatin anarşiye düşülme korku­suyla, fiili iktidara sahip olmanın onu meş-

ru kılmaya yettiği
öğretisinin kabulüne se­bebiyet verdi. İkinci olarak da o, irca yani müminlerin
amellerininbu dünyada yargı­lanmasının ertelenmesi öğretisine, yani böylece
amellerin karşılığının bu dünya­da verilmesi hususunda geniş ve esnek bir
görüşün yayılmasına yol açmıştır.

Hz. Ali, girdiği
savaşta binlerce Hariciyi kılıçtan geçirmiş ve Haricîleri güç yoluyla
sindirmeye çalışmıştır. Fakat ne acı ki, 660 yılında bir harici tarafından
şehit edi­lecek ve bu suikast, İslam aleminde ilk bü­yük İtİkadi ve fıkhi
kopuşu temsil eden Şi­iliğin ortaya çıkmasına zemin hazırlaya­caktır.

Mehmet BULUT Bk.
Huntc; Şiilik.

 

PAYLAŞ
Önceki makale59.İBADET PSİKOLOJİSİ
Sonraki makaleHAZCILIK