Hamdi Yazıcı – Fındıklı

Hamdi Yazıcı – Fındıklı

Yöremiz Miletlilerden önce uzun yıllar
Hurrilerin egemenliğinde kaldı. Hurriler MÖ. 17. asırda Asurlulara
karışmışlardır. (s. 22)

Kemençe ile ilgili efsanenin bu yörede
anlatılan varyantında oğlanın büyükbabasının ismi Alazan, kızın büyükbabasının
ismi ise Hamşin’dir. (s. 57)

Viçe böreği veya laz böreği

Ayni efsanede oğlanla kızın aileleri sulh
eder ve birbirlerini ziyarete başlarlar. İlk ziyaret arifesinde oğlan tarafı
ikram olarak o zamana dek kimsenin tatmadığı lezzette bir tatlı yapmak ister.
Böyle bir tatlıyı yapacak kadını Viçe’de bulurlar. Tatlı yapılıp ziyarete
gidilir.

Viçe böreğini yiyen kız tarafı, bu ikramın
altında kalmamak için o zamana dek bilinmeyen bir lezzetle mukabelede bulunmak
ister. İşte bu gayretin sonucunda yapılan yemek de muhlamadır. (s. 57)

Geleneklerimiz Göreneklerimiz

Arifelerde: Evler, avlular iyice süpürülür,
temizlenir. Evlerde Kur’an-ı Kerim, özellikle de Yasin Suresi okunur,
ölmüşlerin ruhlarına hediye edilir. Mezarlıklar ziyaret edilir, temizlik ve
bakımları yapılır (otların temizlenmesi vs.).

Akşamları evlerde helva pişirilir. Kadınlar
beyaz tülbent örtünürler. İnanışa göre o gece ölülerin ruhları evlere gelir.
Beyazlık, görmelerini kolaylaştırır. Helva kokusu onları memnun kılar. Çünkü
geride bıraktıkları evin ocağı tütmektedir.

Bayram sabahları erkenden kalkılır. Herkes
yeni ve temiz elbiseler giyinir. (s. 61)

Namazdan sonra tebrikleşme başlar. Bazı
yörelerde cami içinde değil hemen caminin dışında tebrikleşilir.  Bu tebrikleşme, olası küskünlerin
barıştırılması için de ayrıca önemlidir.

Hasta ve yaşlılara öncelik verilmek üzere
akraba, komşu ziyaretleri yapılır. (s. 62)

Bir zamanlar ilçemizde ceviz boldu. O
zamanlar ceviz ve fındıktan yağ çıkarılır, bunlar yemeklik olarak kullanılırdı.
Posalarına “nosileği” denir ve zevkle yenirdi. (s. 63)

İkinci Dünya Savaşı yaşandığı zamana yörede
“kıtlık yılları” denir. Bu yıllarda mısır bulmak zorlaştığı için birçok insan
fındık kabuğunu öğüterek un yapmaya çalışırdı.

Kızın başındaki yazmayı alan erkek “artık bu
kız benimdir” demiş olur.

Nişan daha çok camilerde yapılır böylece
kızla erkeğin birlikteliği ilan edilir başkalarının kıza talip olmasının önüne
geçilirdi.

Kız istemeye gidene elçi denir. Bunlar
ceketlerini ters giyinirlerdi.

Bazı köylerde Ağustosun ilk günü bahçelere
girilmezdi, nedeni ise bereketin kaçacağı inancıydı. (s. 64)

Asma suyu ile yıkanan saçların gür ve uzun
çıkacağına inanılır.

Çocuklar taş ve sopalarla “poğuç” ve “geci”
denen oyunlar oynardı.

Gelinin ayakkabısını altına ismini yazan
genç kızın, bu ayakkabılar eskimeden evleneceğine inanılır.

Kadınların sofrasına davet edilen damadın
masadaki tavuğu kadınlardan kaçırabilmesi maharet sayılırdı, kadınlar sofrada
ellerinde çatal bıçakla hazır beklerlerdi. Bu sırada; gelir mola, gelmez mola,
damat gelsin heyamola” tekerlemesi söylerlerdi.

Yeni gelinin kucağına oğlan çocuğu oturtulur
ki bu sayede ilk çocuğunun erkek olması murad edilir. (s. 65)

Karadeniz Matbaası, 1984