Halk Plastik Sanatları Yönüyle Rize

Halk Plastik Sanatları Yönüyle Rize

Etrafı geçit vermeyen yüksek dağlar ve
vadilerle çevrili olduğu için kapalı bir coğrafyası vardır. Tarım, hayvancılık
ve endüstri üzerine kurulu ekonomik düzenin olduğu yörede, insanların,
bakırcılık, demircilik, taşçılık, dokumacılık, marangozluk, yorgancılık,
tulumculuk, kemençecilik vb. meslekler ifa ettikleri ve ürettikleri eserleri de
ülkenin çeşitli yerlerine pazarladıkları bilinmektedir.

Bu çalışma, yörede, el emeğine dayalı olarak
ortaya konan ve halk plastik sanatları kapsamına giren tulumculuk,
kemençecilik, bakır işçiliği, demircilik, sepet örücülüğü, yorgancılık, Rize
bezi (feretiko) dokumacılığı, çorap örücülüğü konularını içermektedir. (s. 172)

Rize ili, geçit vermeyen yüksek dağlar ve
vadilerle çevrili olması, devamlı yağmurlu iklimi ve tarıma elverişli olmayan
engebeli arazi yapısından dolayı Karadeniz Bölgesi’nde kurulan medeniyetleri
cezbetmemiş, bu sebeplerle de savaş ve göç gibi önemli olaylara kapalı olmuştur.
(s. 173)

Kapalı bir coğrafyada bulunan Rize’nin,
ekonomik faaliyetleri, geçmişte tarım, hayvancılık, ticaret, endüstri ve
balıkçılık üzerine kurulu idi.

Geçim kaynakları kıt olduğu için yöre
insanları çeşitli mesleklere yönelmişlerdir.

Yöre insanının, maddeye şekil vererek ortaya
koyduğu bu eserler, bölgenin halk plastik sanatlarının oluşmasını sağlamıştır.
…bu eserler güzel sanatlar kapsamının dışında tutulmaktadır. (s. 174)

Tulumculuk

Bazı yiyecek ve içecekler için koruyucu kap
olarak kullanılan, önü yarılmadan bütün olarak yüzülmüş hayvan derisine tulum
denir.

Bu hayvan derisi, uçlarından birine nav, bir
diğerine de ağızlık eklenerek, üflemeli bir çalgı haline getirilmektedir.

Rize ve çevresinde geleneksel müzik aleti
olarak kullanılan tulum üç aşamalı bir üretim süreci sonucunda ortaya çıkmaktadır.

Birinci aşamada gövdeyi oluşturacak deri
hazırlanmaktadır. Yapımı, 6 – 7 aylık bir oğlağın temmuz ya da ağustos ayında
kesilmesi ve derisinin bıçaksız bir şekilde yüzülmesiyle başlamaktadır.
Derinin iç kısmına kireç ve mısır unu sürülerek
kılların tamamen temizlenmesi sağlanmaktadır. Daha sonra süt ya da şırat
(peynir suyu) içine konarak, içine üç – dört avuç tuz, bir avuç şap ve bir
miktar da mısır unu konularak terbiye edilmektedir. Derinin bel ve boyun
kısımları lastiklerle bağlanmaktadır. Bu işlemlerin ardından derinin arka
ayakları tamamen kesilmekte kıvrıla kıvrıla yukarı doğru çıkarılarak
dikilmektedir. Oğlağın ön bacaklarından biri ağızlık bir diğeri de nav kısmı
için kullanılmaktadır.

İkinci aşamayı nav ve ağızlık yapımı
oluşturmaktadır. Bu parçalar, çok değerli bir ağaç olan şimşir ağacından
yapılmaktadır. İşlenmesi oldukça zor olan bu ağaç, çok sert ve dayanıklı olduğu
için tercih edilmektedir. Nav, analık evi ve kepçe kısımlarından meydana gelmektedir.
(s. 175-176)

Tulum, iki analıklı yani iki kanallı olması
ve birbirine denk düşen iki ses vermesi açısından dünyadaki üflemeli çalgılar
arasında tektir. Bir navın yapımı, akordu da dâhil olmak üzere on beş günde
tamamlanmaktadır.

Son aşama, derinin üzerine geçirilecek
kılıfın yapımıdır. Bu kılıflar kadife kumaştan yapılmaktadır. Buna süsleme
amacıyla simli iplerle yapılan sutaşları eklenmektedir.

Bakımı yapılmayan tulum, sıcak havada
kurumakta, ıslanırsa da çürümektedir. Bunların olmaması için badem yağı
sürülerek, hafif nemli kalması sağlanmaktadır.

Kemençecilik

Yayla, diz üzerinde çalınan, kemana benzeyen
üç telli küçük bir çalgıdır. İlk olarak ne zaman ortaya çıktığıyla ilgili
olarak kaynaklarda çeşitli iddialar mevcuttur. Karadeniz Bölgesi’nde özellikle
Rize, Trabzon, Giresun ve Ordu’da yaygın olarak kullanılan kemençeye Rize ve
yöresinde cili, cilili de denilmektedir.

Yapımında erik, dut, ardıç, incir gibi sert
ağaçlar, hem sağlam olmalarından hem de iyi ses vermelerinden dolayı tercih
edilmektedir.

Baş, boyun, gövde, üst – orta – alt eşik,
akort burguları, klavye, yay, kapak, kulak, kravat, can direği gibi bölümlerden
oluşan kemençe yapımına, tekne kısmının yani ana gövdenin hazırlanmasıyla
başlanmaktadır. Bu parça, makinede dört köşe olacak şekilde kesilmektedir. Kesilen
parça üzerine çalgının ana hatları çizilir. Gövdenin içi, kalın bir matkap
ucuyla boşaltılır. Gövdenin dışı ve içindeki fazlalıklar alındıktan sonra
zımparayla düzeltme işlemine geçilir.
Kemençenin
boğaz adı verilen elde tutulan üst kısmı bıçakla şekillendirilir. (s. 176-177)

Tekne kısmının tamamlanmasının ardından
beyaz ladin çamından üstüne konacak kapak kısmı hazırlanmakta ve teknenin üstü
kapatılmaktadır. Bu işlemlerin ardından kulak takılacak kısımlar delinmekte ve
akort kulakları eklenmektedir. Kemençenin önüne takılan ve tellerin üzerinden
geçirildiği kısım kravat olarak adlandırılmaktadır.

Gövdenin alt uç kısmına kurbağacık adı
verilen parça telle tutturulmaktadır. Bu işlemlerden sonra kapağa birbirine
paralel iki ince delik açılmaktadır. Bu deliklerden birinin alt kısmına küçük
bir ağaç parçası yerleştirilmekte ve bu can direği olarak adlandırılmaktadır.
Bu takılmadan kemençenin ses çıkarması mümkün değildir. Kemençenin telleri
takılmadan önce cilalama işlemi gerçekleştirilir. Ardından gövdenin alt kısmına
ters u biçimde eşek olarak adlandırılan parça eklenmektedir. Bu parça,
kulaklardan aşağıdaki kurbağacığa uzanacak kemençe tellerini taşıması amacına
hizmet etmektedir. Bu işlemlerin ardından kemençeye telleri eklenerek,
kullanıma hazır hale getirilmektedir.

İnce uzun bir çubuğa takılan atkuyrukları ya
da misina ile yapılan yaya, sesi daha iyi vermesi için reçine sürülmektedir.
Kemençenin fiyatını çıkardığı ses belirlemektedir.

Bakır
İşçiliği

Bakır kolay dövülen ve işlenen bir
elementtir. Bu özelliğinden dolayı eski çağlardan beri her türlü işte tercih
edilmiştir. Osmanlı İmparatorluğu zamanında bakır madeni yataklarının 19.
Yüzyıla kadar işletildiği, buralardan elde edilen bakırların, olağanüstü bir
işçilikle işlendiği, günümüzde müzelerde sergilenen eserler yoluyla kendini
göstermektedir. (s. 177)

Geçmişte Rize yöresinde yaşayan halkın,
günlük hayatta, burada yaşayan bakırcılar tarafından üretilen, bakır eşyaları
kullandıkları Şer’iyye Sicil Defterlerinden (Pehlevan, 2008:150)
anlaşılmaktadır.

Yörede, bakır eşya üretiminde kullanılacak
malzeme, Zonguldak, Trabzon, Samsun gibi illerden temin edilmekte, örs, tokmak,
çekiç, makas, körük, eğe, kaynak makinesi gibi araçlarla, dövme tekniği
kullanılarak şekillendirilmektedir.

Bakır işleme, ham bakırın, yapılacak eser ölçüsünde
makasla kesilmesiyle başlanmaktadır. Daha sonra kesilen parça örs üzerinde,
şimşir ağacıyla yapılan tokmakla, çukurlanıp, şekillendirilir. Parçanın,
körükle ısıtılarak yumuşaması sağlanır. Tuz, şap yağı, nişadır (amonyak tuzu)
ve suyla yapılan karışım buna sürülmekte ve suya sokularak temizlenmekte,
birbirlerinden farklı boyutlardaki çekiçlerle dövme işlemine geçilir. Yapılan
eşyada, sap kısmı olacaksa, birleştirileceği kısımlara teneşir ve kaynak
tozuyla hazırlanan karışım sürülmekte ve kaynak makinesiyle lehimleme
gerçekleştirilir. Bu işlemlerin ardından yüzeydeki fazlalıklar eğeyle alınır ve
zımpara ile parlatılarak tamamlanır.
Bakırın
mutfak eşyası olarak kullanılabilmesi için kalaylanması gerekmektedir.
Kalaylanmadan kullanılan bakır, zehirlemektedir. (s. 178-179)

Demircilik

Türklerin, en büyük sanatlarından biri olan
demircilik sayesinde, diğer kültürler üzerinde hâkimiyet kurdukları
bilinmektedir.
Çin, Türk ve
Arap kaynakları, Türklerin atalarının demirci olduğunu belirtmektedir.

Rize’de demircilik sanatının son temsilcisi
dede mesleğini sürdüren, İrfan Karaeli’dir. Rize’nin kazma, balta, orak gibi
demir ürünlerini yapmaktadır. (s. 180)

Sepet
Örücülüğü

Günümüzde Anadolu’da, uygun hammaddenin
bolca bulunduğu Akdeniz ve Karadeniz Bölgesi’nde neredeyse tüm illerinde
özellikle Göller Bölgesi, Trabzon, Kastamonu ve Rize’de sepet örücülüğünün
devam ettirildiği ve günlük hayattaki taşıma, saklama gibi ihtiyaçlar için
örülüp kullanıldığı bilinmektedir.

Hammaddesi bitkisel liflerle oluşturulan
ürünler arasında yer alan sepetlerin Rize halk sanatları içinde önemli bir yeri
vardır. Üretilen sepetler daha çok çay, mısır, fasulye, patates, fındık ve
çeşitli sebze-meyvenin taşınmasında kullanılır.

Rize sepetlerinde malzeme olarak kestane,
fındık ve gumar ağaçları kullanılmakta, yapımında bıçak ve tokmak gibi
araçlardan yararlanılmaktadır. Yöre sepetleri, kalın ve ince örgülü olmak üzere
iki çeşittir. Ağır yüklerde kalın sepet örgüsü kullanılırken, hafif malzemeler
için ince örgü tercih edilmektedir.

Yaprak taşımak amacıyla yapılan sepetlere
çiten, çay ya da fındık taşımak amacıyla yapılan sepetlere toka ya da sele,
meyve taşımada kullanılanlara galat, tezek – gübre taşımak amacıyla kullanılan
sepete kalaf, üzüm taşımak amacıyla yapılan ince uzun sepetlere tiyeter ya da
kuiça, kulpsuz yapılanlara da çehter ya da cufe denilmektedir.

Bunların her birinde kullanılan malzemeler
taşınacak ürüne göre farklılaşmaktadır. Örneğin meyve ya da sebze taşınacak
sepetlerde fındık ağacının dalları yontulmadan kullanılmaktadır. (s. 181-182)

Yorgancılık

Kökeni Orta Asya’ya dayandırılan yogurkan –
yorgan, göçlerle Anadolu’ya gelip yerleşen insanlar tarafından üretilmeye devam
edilmiştir. (s. 182)

Yörede yorgan yapımında, diğer yöre
yorgancılarının kullandığı gibi kumaş, tebeşir, pergel, makas, yüksük, makine
ve kalıp gibi malzeme ve araçlardan yararlanılmaktadır.

Yapımı, ilk olarak deri ya da saten kumaşın,
mermerşahiyle, bir kenarı açık kalacak şekilde dikilerek kılıf oluşturulmasıyla
başlamaktadır.
Kılıfın içi
pamuk, yün ya da elyafla doldurulmaktadır. Elyaf, yorganın hafif olması için
tercih edilmektedir.
İçi doldurulan
kılıf, içindeki malzemenin kabarması için hallaç motoruna atılmaktadır.

Kabartma işleminin ardından, kılıfın açık
olan kısmı da dikilmekte ve hazırlanan bu parça, yüzeyinin düzleştirilmesi için
sopalanmaktadır. Sopalama işleminin ardından, içindeki malzemenin kaymaması,
yüzeye tutturulması için illeme (teyelleme) yapılmaktadır. İllemenin ardından,
kıy işlemine yani kenar sıralarının çekilmesi aşaması gerçekleştirilmektedir.

Yorgan yüzeyine uygulanacak deseni, renk
belirlemektedir. (s. 183)

Çorap
Örücülüğü

Geçmişteki kadar yoğun olmasa da, kırsal
kesimde yaşayan kadınlar, hem geleneksel kültürlerini devam ettirmek hem de boş
zamanlarını değerlendirmek için örücülük yapmaktadır.

Geçmişte, kendi eğirdikleri ve doğal
boyalarla renklendirdikleri yün ipleri kullanan Rizeli kadınlar, bugün hazır
yün, pamuk ya da orlon iplerden yararlanmaktadır.

Rizeli kadınlar, beş şiş kullanmaktadır. Düz
ya da fantezi örgü olmak üzere iki farklı teknik kullanılmaktadır. Düz örgü de
herhangi bir desene yer verilmezken, fantezi tekniğiyle yapılanlarda kabarık
desenler bulunmaktadır.

Çoraba, peceh (burun) kısmından
başlanmaktadır. Peceh, normal ve tatpeceh olarak ikiye ayrılmaktadır. Normal
peceh, çorap başlangıcından sonuna kadar aynı şekilde devam eder. Tatpeceh de
ise çorap yırtıldığı zaman uygulanmaktadır.
Çorap
uzunluğu, baldır ya da dizlere kadar olmaktadır.

Kadınlar için örülenler, erkeklerinkinden
telli ve süslüdür. Kadın çorapları tek ya da iki tellidir. Bunlara bazen üçüncü
bir iple, çalik denilen kabarık desenler eklenmektedir. Bu sebeple desenliler,
çalikli da olarak isimlendirilmektedir.

Bir kadının çorabında ne kadar desen varsa,
çorap o kadar kıymetlidir ve ören kişinin marifetini göstermesi açısından da
önemlidir.

Genç kızlar, evlenecekleri zaman kaynanaları
için ağır desenleri olan çoraplar örmek zorundadır. Bu, kaynanaya verilen
değeri yansıtmaktadır. Bunun yanı sıra her genç kız, bir başkasının çeyizi için
imece usulü çorap örmektedir. Geçmişte, yeni gelinlerin, evlerine gelen her
misafire, yün çorap hediye etme zorunluluğu vardı ve bu, misafire verilen kıymeti
göstermekteydi. (s. 185)

Rize
Bezi (Feretiko) Dokumacılığı

Rize bezi ya da feretiko olarak bilinen
bezler, hint kenevirinden (kendir) elde edilen iplerle dokunmaktadır. Rize ve
yöresinde dokunduğu için bu isimle anılmaktadır.

Rize bezi ile ilgili ilk bilgilere, Fatih
Sultan Mehmet’in fermanlarında rastlanmaktadır. Bunun dışında Evliya Çelebi de
Rize bölgesinde top top kumaşların yapıldığından bahsetmektedir.

Tezgâhta, makas, bıçak, mekik, demtiş (kopan
ipin takıldığı alet), masura gibi araçlar yardımıyla dokunan bu bezlerin, çözgü
ipi pamuk, atkısı ise kendirdir. Argaç (çözgü) Adana’dan, arış (atkı) ise
Norveç, Romanya, Hindistan’dan getirtilmektedir. Geçmişte, Rize’nin Salarha
ilçesinde kendir yetiştirildiği ancak devlet tarafından ekiminin yasaklanmasıyla,
ithal edilmeye başlandığı, ipek böcekçiliğinin yapıldığı süreçte de, çözgü
iplerinin ipek malzemeli olduğu bilinmektedir.

Ortaya konacak ürünün ebadı, tezgâh boyutuna
göre belirlenmektedir. Genel olarak eni bir metre iken boy ölçüsü değişebilmektedir.
Düz (bezayağı) olanların yanı sıra ajur (delikli) işi olarak üretilenler de
vardır. Bazılarında kabarık desenler yani kanaviçeler vardır.

Dokuma işlemi bittikten sonra kasar
(ağartma) işlemine geçilmektedir. Rize’nin Kasar adı verilen köyünde yapıldığı
için bu şekilde anılmaktadır.

Rize bezi, kışın sıcak, yazın serin tutma
özelliğinden dolayı özellikle gömlek, atlet üretiminde, bunların yanı sıra
perde, yatak odası – salon takımları gibi çeşitli ev eşyalarının yapımında da
kullanılmaktadır. (s. 186)

1950’li yıllarda Rize’de çay ekiminin
başlamasıyla, feretiko üretimi durmuş ancak daha sonra ek gelir sağlaması için
kadınlar tarafından yeniden üretilmeye başlamıştır. 1980’de dağ köylerinde iki
pedallı tezgâhların yerine dört pedallı olanlarla üretimin yapıldığı, günümüzde
ise elektrikli tezgâhlarda, ithal edilen keten iplerle, üretimin devam
etmektedir.

Pileki
İşçiliği

Rize yöresinde yaşayan insanlar, mısır
ekmeği pişirmek için taş malzemeden yapılan pilekileri kullanmıştır. Bunların
malzemesi Çayeli, İyidere gibi ilçelerde yer alan taşhane ve taş ocaklarından
elde edilmektedir. Pilekinin yapımında kullanılan taş, yumuşak ve ince
kristalli olmasından ötürü kolay biçimlendirilmektedir.

Boyutlarına göre çeyrek, yarım, üççeyrek,
koltuk ve büyük koltuk olarak adlandırılan bu gereç, özellikle gömme (gömeç)
mısır ekmeği pişirmek için kullanılmaktadır.
1980’li yıllara kadar yaygın bir şekilde kullanılan pilekilerin
yerini bugün, kuzineler ve elektrikli ocaklar almaya başlamıştır. (s. 187)

Taş, Ela. Halk Plastik Sanatları Yönüyle Rize. Sobider. Yıl:2, Sayı: 2. (s.
172-202). 2015