Hakikat Nedir? (Felsefe Sözlüğü)

189

Bir nesnenin gerçek anlamına ulaşıp yakînen algılamak, mutabakat, muvafakat, kendi zâtına (nefsü’l-emr) uygunluk, inkârı hiçbir zaman doğru ve haklı olmayan gerçek varlık gibi anlamları ifade eden “hakk” kelimesinden türetilen hakikat, so­yut bir isim olarak gerçeklik anlamına gelir. “Bİr şeyin hakikati” denildiğinde, o şeyin gerçekten varlığını belirleyen, ya da o Şeyi diğer şeylerden ayırdeden özellik anlaşılır. Kelimenin bu şekilde kullanımı, onu zât kelimesine yaklaştırır. Ancak her zaman bu kelime mâhiyet ve hüviyet kelimelerinden ayrılır. Çünkü hakikat, bir şeyin gerçekliği; mâhiyet, onun zihindeki ta­savvuru, kavramı; hüviyet de onun kimliğidir.

Hakikat, aynı zamanda, bir şeyin gerçekten var olması anlamında kullanılır. Kelimeyi fiil halinde kullanarak “hakka’l-şey” denildiğinde, “o şey hakikaten mevcuttur” demek olur. Bu nedenle Allah’ın hakiki zatını bilen sûfilere “ehl el-hakika” denir. Hakikat, sûfi tarikatlerinde, varılabilecek merhalelerin en sonudur. Yine “hakikat el-hakâik”, bütün gerçeklikleri kucaklayan bir hakikat olması dolayısıyle, Allah demektir.

Bunlardan başka “hakikat”, bir de, mecaz karşıtı olmak üzere, bir kelime veya deyimin asıl, gerçek manasıyla kullanıldığına işaret eder.

Hakikat sözü, bir felsefe kavramı olarak dikkate alındığı zaman “bir nesnenin kendi zatına uygun olarak gerçeklik kazanması” anlamına gelir. Sözgelimi İbn Sina: “Her şeyin hakikati, onun kendisi için sabit olan vücûdunun özelliğidir” der. Bilgi’de amaç, hakikate ulaşmaktır ve burada hakikat, doğrulukla eşanlamlıdır. Dolayısıyla bilgi, objesine uygunsa doğrudur. Bu açıdan bakıldığında hakikat, bilinmek istenen nesnede değil, bilmek için ona yönelen süjede ortaya çıkan bir problemdir. Çünkü her nesnenin değişmeyen bir hakikati vardır. Bir nesne (obje), belli bir insan tarafından bilinmese ve hatta düşünülmese bile, bir şekilde vardır ve bir bilgi eyleminin kendisine yönelmesi yüzünden de bir değişikliğe uğramaz. Problemin objeye değil, süjeye yönelik olması, hakikatin birliği ve değişmezliği ilkesi açısından önemlidir. Çünkü eğer bu objede ortaya çıkan bir problem olsaydı, aynı şeyin sayısız hakikatlerinden söz etmemiz gerekirdi. Örneği, bir nesne veya olgu hakkında, herbiri kesin gibi görülen değişik görüşler ileri sürülebilir. Bu, süjenin olaya değişik şartlar altında bakmasından kaynaklanmaktadır. Aynı süje bile, farklı şartlar altmda bir nesnenin hakikatini değişik şekillerde algılayabilir. İslâm düşüncesinde esyanın hakikatini bilmek meselesi işte buradan kaynaklanmaktadır. Onun bütün dış görünüşündeki başkalıklara rağmen, bir tek hakikati vardır. Bu bakımdan eşya hakkında söyleyebileceğimiz en doğru söz, onların göründükleri gibi olmadıklarıdır. Zaten bizzat Hz.Muhammed (s.) de görünüş ile gerçeklik’in farkına işaret ederek: “Ya Rabbi! Bize eşyayı olduğu gibi (yani hakikati neyse, öyle) göster” diye dua etmiştir.

Yüksel KANAR – SBA

hakikat.png” border=”0 Hakikat Nedir?

Nesnel gerçeğin düşüncedeki yansısı… Gerçek ile hakikat aynı şeyler değildir. Gerçek nesnel gerçekliği, hakikat ise bu nesnel gerçekliğin zihnimizdeki öznel yansısını dile getirir. Örneğin elimizde tuttuğumuz bir kalem gerçek, onun zihnimizdeki yansısı hakikattir. Hakikat, gerçeğin kendisi değil, yansısıdır ve düşünce ile nesnesi arasındaki uygunluğu dile getirir. Hakikat ile doğruluk ise birbirine bağımlı fakat aynı şeyler değildir. Doğruluk mantık kurallarına hakikat ise nesnel gerçekliği dile getirir. Hakikat, nesnel gerçekliğe uygunluğu gerektirdiği gibi nesnel gerçekliğin belli ilişkilerine de uygunluğu, eş değişle mantıksal uygunluğu dile getirir.

Hakikat kavramı, felsefe alanında çok önemlidir ve materyalizm ile idealizm arasındaki kavganın baş konusudur. Özellikle idealist öğretiler ona akla aykırı çeşitli anlamlar vermişlerdir.

Hakikat kavramını en iyi şekilde açıklayan diyalektik materyalist felsefedir. Bahçemizde bir ağaç görürüz, bu nesnel gerçekliktir; bu ağaç bilincimizde yansır, bahçemizdeki ağaca uygun olarak doğru yansıdığı ölçüde hakikattir. Ne var ki bu yansı tıpa tıp uygun olmaz. Yaklaşıktır, bundan ötürü de görelidir. Ama bu ağacı zihnimizde keyfimize göre biçimlendiremeyiz ve onu, tıpa tıp aslına uygun olmasa da, az çok doğadaki biçimiyle yansıtırız, demek ki öznel olan hakikatimizle nesnel olan bir yanda vardır. Hakikatimiz aslında nesnel olan bir şeyden yansıdığı için öznel deriz.

Hakikatler görelidir, her göreli hakikat saltık hakikatin bir parçasıdır. Diyelim 0 uzaktan bir ağaca baktığımızda onu ilk başta uzun bir çubuk gibi görürüz, yaklaştıkça onun dalları, meyveleri ortaya çıkar, daha derin bilgiye ulaşmak için ağacı keser içine bakar, nasıl kök saldığına bakarız. İşte bilgi sürecinde saltık hakikate bu göreli hakikatlerimizle adım adım yaklaşırız. Saltık hakikat, göreli hakikatlerin toplamıdır. Hakikatlerimiz görelidir ama saltık bir hakikat vardır. Saltık hakikat daima geliştirilecek, yeni bilgilerle güçlendirilecek, ama daima doğru kalacak bir bilgi demektir.