Hakan Karahan – Nehirde Kayan Yıldızlar

Notlar
Cem anlatıyor

Yaşlılık

Asıl mesleği yazarlık.

Yazarlığın güzel tarafı çifte hayat yaşamış olmak, kötü yanı ise artık yazamadığı için adeta ölü gibi hissediyor olmak. Bir yıldır tıkandım kaldım.

Özel olduğuna dair inancı yitireli hayli zaman oldu, dünya fazlasıyla kalabalık. Türkiye’de mutsuz olmak çok kolay.

Kendi hayatındaki değişimleri farketmek -> İbret egzersizi

Farkındalık olanakları…

Uğur, 25 yıllık dost, avukat, iki kız babası.

Velvet Club

Adım Maria – Ben Jim

“Asıl tehlike hem aptal hem tutkulular için yazılan kitaplar. Bu eserlerin en şaheseri Yüreğinin Götürdüğü Yere Git. Sonra sırada Secret var. Okuyan çok saftirik tanıdım bana gelip,  “Ay, bir şeyi gerçekten istersen oluyor şekerim,” diyen. Ben neler neler istiyorum ama olmayınca hiç şaşırmıyorum. İstemekle değil çalışmakla olur her şey.” (s. 21-22)

Yazamamak -> hergün bir öncekinin bir benzeri, farklı bir şeyler yazmak imkansız.

Birine ihtiyaç duyarsan kitap okuyacaksın, film seyredeceksin…

“Mantıken, hiç sahip olmadığı bir eşyayı kaybedemez insan değil mi? Dolayısıyla hiç bilmediğini de öğretemiyor olması lazım. Ama Türkler kendi bilmediğini de öğretebilme meziyetine sahiptir. Çünkü bilmediğinin farkında değildir.” S. 66

Babasının rahatsızlanıp hastaneye kaldırıldığını öğrendikten sonra…

Ölüm ne kadar gerçek olsa da eğer hayatını bir türlü yaşayamadıysa insan bir o kadar anlamsız ve yersiz. Oysa, doyasıya yaşayarak yaşlandığında anlam kazanıyor ölüm. Doyasıya yaşayan da ölüm kapıyı çalınca üzülmez mi? Anlamsız bulmaz mı? Demek ki, insanın yaşarken aynı zamanda kendini yorması lazım ki, “Ölünce dinlenirim bari,” diye sevinebilsin. İnsanın kendini tüketmesi için en iyi yol ne acaba? Benimki mi? Böyle yaşayarak kendimi de, ölümü de perişan edebilir miyim? Acaba babam doya­sıya yaşadı mı? Hiç sanmıyorum. Beni en çok üzen de bu adamı hiç yaşamamış biliyor olmak. Ama ben babamın hayatını sadece gördüğüm kadarıyla biliyorum. Umarım ben dahil herkesten sakladığı kimsenin bilmediği sırlarla dolu heyecanlı bir hayatı daha olmuştur.” S. 88

Şu ölümlü dünyada bir kere yaşıyoruz değil mi? En azından bize öyle söyleniyor. Eğer öyleyse bu bir kerenin hakkını verdi mi babam? Herkes kendi kendine bu soruyu soracak cesareti bulabilir mi?

Belki de siyaset Türkiye’de her zaman günlük hayatın çok fazla içerisinde olduğu için herkes birbirine düşman kesiliyor.”

İnsanlar vatanını milletini yanında değil sırtın­da hissediyor. Siyasi partileri sırtında taşıyor. S. 132

Amerikalılar ataklığı cesaretle, sertliği erkeklikle, özgürlüğü serbest­likle, gevezeliği canlılıkla, eğlenceyi zevkle karıştırırlar. S. 168

“Senin terk etmek istemediğin şimdiki hayatın değil. Eski hayatın. Ve o hayat çoktan bitti.” S. 174

Ölüm bilinen son. Geriye ne kalı­yor? Geriye kalan şey yaşamı anlamlı yaşamaya mecbur ediyor beni. O an hissettim ki “anlam” bile başlı başına huzursuzluktan ibaret. S. 177

Her gün sigara içip doksan yıl yaşayan adam da var, iki nefes çekip kanser olan da. Çağımız, insanları yalnızlaştırdığı için, insanlar başka insanları beğenme­diği için, kendiyle bütünleşmeye onları layık bulmadığı için, alışveriş yapmadan mutsuz olduğu için, maddiyat düşkünü olduğu için, kibirli olduğu için kanser oluyor. S. 196

“Ol­duğunuz kişi ile olmak istediğiniz kişi arasındaki farktan peydahlanır panik atak,” s. 209

“Olmak istediğin ile olduğun arasındaki fark…” s. 212










Aydınlanma Egzersizleri


Olmak istediği, hayalini kurduğu kişi ile olduğu kişi arasındaki farkları keşfederek başlayan bir yüzleşme hikâyesi. Hakan Karahan’ın Nehirde Kayan Yıldızlar adlı romanını bu cümleyle özetleyebiliriz; ancak bu romanı, romanda tanıdığımız Cem karakterinin iç çatışmalarıyla sınırlamak doğru olmaz. Mutsuzluğun kaynağını, başkalarının çizdiği yolda hayatı sorgusuzca yaşayıp kendisi için değerli olanı ihmal etmek hatta unutmak olarak tanımlayan yazar, kurguladığı roman karakteri üzerinden bir hesaplaşma ve yüzleşme hikâyesini okurlarıyla paylaşıyor.


Romanın baş karakteri olan Cem’i yayıncısına verdiği sözü tutamadığı için kendini hırpaladığı bir durumda tanımaya başlıyoruz. Bir yıldır tek satır yazamayan Cem, yaşadığı tıkanmadan dolayı bir hayli sıkıntılıdır. Artık yazamayan Cem, yaşlandığını düşünmeye başlıyor.


Asıl işi yazarlık olan Cem, öğrencilik yıllarında bir süre Amerika’da yaşamış, eğitimini tamamladıktan sonra finans sektöründe çalışmış, daha sonra yapımcılık yapmış.

Cem için yazarlığın en güzel yanı çifte hayat yaşamak; yarattığı karakterler onun için adeta ikinci bir hayat, ikinci bir şans. Ne var ki artık yazamıyor ve bu nedenle kendini bir bakıma ölü gibi hissediyor.


Cem’i, sarsıcı ve keskin bir üslupla yaşadığı hayatı sorgulamaya iten süreç burada başlıyor.

Her yeni günün bir öncekinden farkı yok artık Cem için. İnsanlar moda olanın peşinde koşturup duruyorlar. İnsanlar, mutsuz olduklarında alış veriş yapıyor, birine ihtiyaç duyduklarında ya kitap ya da sinemayla avunmayı tercih ediyorlar. Herkesin birbirine benzediği bir dünyada yeni şeyler, farklı şeyler üretmek artık imkansızdır Cem için.

 

Cem, öğrencilik yıllarında Amerika’da Maria adlı bir striptizci bir kadınla ilişki yaşar. Beraber oldukları süre zarfında Maria hamile kalır. Maria, bebeğini aldırmaya yanaşmaz, çocuğu doğurmak ister. Baba olmaya hazır olmadığını düşünen Cem kendini baskı altında hisseder. Cem’in kaygılarını fark eden Maria, çocuğunu evlatlık vermeye karar verir. Cem’in Maria’yla olan ilişkisi bu şekilde sona erer. Bu ilişkiyi ve çocuğunu geride bırakıp zaman içinde herşeyi unutan Cem eğitimini tamamlayıp iş hayatına atılır. Yıllar birbirini kovalar, yaşlılık sırası Cem’i gelip yakalar.


Cem’in yaşadığı hayat ve çevresindeki insanlarla ilgili hesaplaşmaları devam ederken babasının rahatsızlandığı haberini alır. Babası kanser teşhisiyle hastaneye yatırılan Cem, ölüm düşüncesi karşısında, hayatını anlamlı kılmaya mecbur hissediyor kendini. Ölüm, bilinen son, hâl böyle olunca yaşadığı hayatı anlamlı yaşamak, anlamlı kılmak zorundadır insan. Cem’in sıkıntılarının kaynağı, yıllar önce unuttuğu ama bir şekilde peşini hiç bırakmayan,  kendi geçmişidir. Romanın başında yaşadığı hayatla yüzleşmeye koyulan Cem, romanın ilerleyen bölümlerinde kendi geçmişini karşısında buluverir.