Hacu-yi Kirmani Kimdir, Hayatı, Hakkında Bilgi

70

Ebü’l-Atâ Kemâlüddîn Mahmûd b. Alî b. Mahmûd Mürşidî-yi Kirmânî (ö. 753/1352) İranlı şair.

20 Zilhicce 689’da(24 Aralık 1290) Kirman’da doğdu. Asıl adı Mahmûd olup şiir­lerinde “hâce” kelimesinin küçültmeli is­mi olan “Hâcû” mahlasını kullanmıştır. Nahlbend-i şuarâ, Hallâku’l-meânî, Meli-kü’l-fudalâ lakapları, Mürşidi ve Kirmânî nisbeleriyle anılır. Eserlerinden iyi bir öğ­renim gördüğü, özellikle astronomi ala­nında geniş bilgi sahibi olduğu anlaşılan Hâcû tahsilini muhtemelen Kirman’da tamamladı. Daha sonra büyük bir ihtimal­le kıtlık ve huzursuzluk yüzünden Kirman’-dan ayrılmak zorunda kaldı. Şîraz’a gi­den Hâcû buradan Kâzerûn’a geçti. Ora­da Mürşidiyye tarikat şeyhlerinden Emînüddin Muhammed-i Kâzerûnîye, bir süre sonra Simnan’a giderek Alâüddevle-i Simnânrye intisap etti. 718-737 (1318-1336) yılları arasında Irâk-ı Arab, Hûzis-tan, Azerbaycan, Bağdat, Mısır, Suriye ve Filistin’i gezdi. 732’de (1331-32) Bağdat’­ta bulunduğu anlaşılan Hâcû, burada yaz­dığı Hümâ vü Hümâyûn adlı eserini İl­hanlı Hükümdarı Ebû Said Bahadır Han’a sunmak üzere dört yıl sonra Tebriz’e git­ti; ancak sultanın öldüğünü öğrenince ese­ri onun yerine geçen Ârpâ Han’a (ö. 736/1335) takdim etti. Ârpâ Han’ın katline da­ir mersiye yazdığına bakılırsa Hâcû’nun 1335 yılında Tebriz’de bulunduğu söyle­nebilir. Hâcû’nun bu arada. İran körfezin­de Hürmüz adası ve Cerûn’a (Benderabbas) gittiği, bu ülkenin Şâh-ı Hürmüz ola­rak tanınan hükümdarı Tehemten b. Turan Şah’a yazdığı manzum bir mektup­tan anlaşılmaktadır.

738 (1337) veya 739 (1338) yılında Kirman’a dönen Hâcû hayatının son yıllarını Kirman ve Şîraz’da geçirdi. Şîraz’da vefat eden şairin mezarı İsfahan ile Şîraz ara­sındaki Allahüekber Boğazı’ndadir.

Hâcû-yi Kirmânî. yazdığı şiirler karşılı­ğında aldığı caizelerle geçinen bir şairdi. Övdüğü kişiler arasında başta hükümdar­lar olmak üzere 100’ü aşkın kimse vardır. Mürşidiyye tarikatı kurucusu Ebû İshak el-Kâzerûnî ve Seyfeddin el-Bâharzî gibi sûfîler hakkında da kasideler yazmıştır. Bu arada menfaatine dokunan birçok ki­şiyi ağır şekilde hicvetmiştir. Şiî-İmâmî ol­masına rağmen eserlerinde on iki ima­mın yanı sıra dört halifeyi övmesi, o dö­nemde İran’da Sünnîliğin hâkim bulun­ması ve şeyhinin Sünnî olması ile açıkla­nabilir.

Usta bir şair olan Hâcû özellikle gazel sahasında büyük bir başarı göstermiştir. Eserlerinde din dışı konularla tasavvufî ve hikemî meseleler büyük bir maharet­le bağdaştırılır. Gazelde Sa’dî-i Şîrâzfnin etkisi altında kalmakla birlikte kendine has özellikler oldukça ağır basar. Nitekim gazeli doruğuna çıkaran Hâfız-ı Şîrâzî bi­le ondan etkilenmiştir. Bu sebeple Hâ­cû’nun Sa’dî ile Hafız arasında bir köprü vazifesi gördüğü kabul edilir. Hâcû kasi­delerinde Senâî, Hâkânî-i Şirvânî, Zahîr-i Fâryâbîve Cemâleddîn-i İsfahânrnin, mes­nevilerinde ise Firdevsî ve özellikle Nizâmî-i Gencevî’nin etkisi altında olmakla birlikte bu etkiler onun kendine özgü yan­larını tamamıyla ortadan kaldırmamış­tır.