Hacıhasanzade Cami/Mescidi Tarihçesi, Mimari, Özellikleri, Hakkında Bilgi

Hacıhasanzade Mescidi. İstanbul Fatih’te XVI. yüzyıl başlarında yapılmış mescid.                    

Fatih semtinin Halic’e inen yamacın­daki Sinanağa mahallesi Hacıhasan soka­ğında bulunmaktadır. XVI. yüzyıl başların­da inşa edilen mescidin yapım tarihi ke­sin olarak bilinmemektedir. Ayvansarâyî, mescidin 91 l’de (1505-1506) ölen Rumeli Kazaskeri Mehmed b. Mustafa b. Hacı Ha­san (Hacıhasanzâde Efendi) tarafından vakfedildiğini bildirir. Bir vakıf kaydı ile desteklenen bu bilgi yanında mescid. 953 (1546) tarihli Tahrir Defterinde de Mevlânâ Hacıhasanzâde Mescidi adıyla zikredilmiştir. 911 yılı Safer ayında(Tem­muz 1505) yazılan vakfiyesinin yer aldığı bu defterde mescidin yakınında ve şeh­rin çeşitli yerlerinde, ayrıca Galata, Üskü­dar. Azatlı, Burgaz, Filibe ve Bursa’da bazı mülkler vakfedildiği belirtilmektedir. Bun­dan başka Bursa’da Hamâm-ı Atîk ile (Kadı Hamamı) Hamâm-ı Cedîd denilen iki evkafı daha vardır. Mescide daha başka hayır sahiplerinin de vakıflar yaptığı bilin­mektedir. Diğer taraftan Mimar Sinan’ın yaptığı binaların adlarını veren Tezkire-tü’l-ebniye’üe Tbk Hacı Hasan Mescidi adıyla bir yapı kaydedilir. Fakat Mimar Sinan, daha önce inşa edilen ve belki de 1505 zelzelesinde yıkılan bu mescidi ye­niden inşa etmiş olabilir. Evliya Çelebi de yapının “Mimar Sinan binası mükellef bir mescid” olduğunu belirtir. Ayvansarâyi-nin bildirdiğine göre yanında bir de med­resesi olan mescid, Şeyhülislâm Ebû-ishak İsmail Efendi (ö. 1725) tarafından min­ber konularak cami haline getirilmiştir. Hacıhasanzâde Mescidi 1274te (1857-58) bir yangında harap olmuş ve kitabesinde belirtildiğine göre Hüseyin Ağa adında bir hayır sahibi tarafından ihya edilmiştir.

Halk arasında Hacı Hasan Camii olarak anılan mâbed, içten 8,30 x 8,40 m. ölçü­sünde hemen hemen kare bir harim me­kânından ibarettir. 4.70 m. derinliğindeki son cemaat yerinin iki yan duvarı eski olmakla beraber yakın tarihlerde sa­nat değerinden yoksun bir biçime sokul­muştur. Caminin esas bünyesindeki du­varlar taş ve tuğla şeritler halinde örül­müş, cephelerde klasik sivri tahfif ke­merli pencereler açılmıştır. Binanın du­varlarının yeteri kadar kalın (1,10 m.) olu­şu ve planının kare biçimi, caminin esa­sında belki de bir kubbeye sahip bulun­duğunu gösterir. Fakat 1968’deki tamir­de bu hususta bir araştırma yapılma­mıştır. Harimin üstü kiremit örtülü ah­şap bir çat ile kapatılmıştır. Son cemaat yeri de tek meyilli ahşap çatıya sahiptir.

Hacıhasanzâde Camii’ni, İstanbul’da mevcut benzeri küçük ölçülü mahalle mescidlerinden ayıran en ilgi çekici özel­lik sağ cephesine bitişik, içine harimden girilen minaresidir. Kürsü kısmı kesme taştan çok pahlı olan minarenin az taş­kın, yine taş pabuç kısmını bir bilezikten sonra takip eden gövdesi taş ve tuğladan iki renkli olarak yapılmıştır. Taş ve tuğla­nın ustaca sıralanmasıyla gövde baklava biçiminde bir desenle bezenmiştir. Eski Türk minarelerinde çok sevilen bir süsle­me olmakla beraber bu tezyinat İstanbul’­da başka bir minarede uygulanmamış­tır. Birgi Ulucamii, Akşehir’de Taşmedre-se, Selanik’te Alaca Cami minareleri de böyle bir desenle renkli olarak inşa edil­mişti. Hacıhasanzâde Camii minaresinin şerefe çıkmaları, ilk Osmanlı dönemi üslûbuna uygun olarak mukarnaslar, yani geniş niş dizileriyle meydana getirilerek aralarına sarkıtmalar (stalaktit) konulma­mıştır. Şerefe korkuluğu ise oymalı olma­yıp klasik şebeke motifine göre Kabart­malı idi. Şerefeden yukarısı düz olarak ya­pılmıştı. 1947’de oldukça yıpranmış hal­de olduğu tesbit edilen minare sonraları kürsüye kadar yı­kılmış ve aynı teknikte ol­mak üzere yeniden yapılmıştır.

Caminin etrafını çeviren avlu duvarının girişi yanında kitâbesiz bir çeşme vardır. Cami ile birlikte yapıldığı bilinen medrese­den bugün hiçbir iz yoktur. Aydın Yüksel önce otuzlu, sonra kırklı, 1590’da da ellili olduğu bilinen medresenin on beş veya on altı hücreye sahip bulunması gerekti­ğini ileri sürer. Cahit Baltacı, XVI. yüzyıl sonuna kadar buradaki müderrislerden yirmi yedisinin adını tesbit etmiştir. 1869’da faal durumdaki medreseler listesinde yer alan bu vakıf rûmî 133l’de (1915-16) kadro dışı idi. 21 Kânunuevvel 1334’te(21 Aralık 1918) eklenen bir notta ise on yedi hücreli olan bu medresenin içinde barınılamaz durumda olduğu, “Kâbil-i süknâ değildir ve muhacirler tarafından iş­gal olunmuştur” kaydıyla belirtilmiştir. 1918’den itibaren İstanbul’da meydana gelen yangın, yeniden yapılaşma ve imar düzenlemesi keşmekeşi içinde medrese yok olmuştur. Bu arada külliyeye ait sıbyan mektebinin de hiçbir izi kalmadığın­dan yeri dahi bilinmemektedir. Ayvansarâyî banisinin mescid yanında gömülü ol­duğunu bildirir. Fakat sadece bir mezar mı yoksa türbe mi olduğu anlaşılmayan bu kabir de ortadan kalkmıştır.

TDV İslâm Ansiklopedisi