Hacıhasanzade Cami/Mescidi Tarihçesi, Mimari, Özellikleri, Hakkında Bilgi

24

Hacıhasanzade Mescidi. İstanbul Fatih’te XVI. yüzyıl başlarında yapılmış mescid.                    

Fatih semtinin Halic’e inen yamacın­daki Sinanağa mahallesi Hacıhasan soka­ğında bulunmaktadır. XVI. yüzyıl başların­da inşa edilen mescidin yapım tarihi ke­sin olarak bilinmemektedir. Ayvansarâyî, mescidin 91 l’de (1505-1506) ölen Rumeli Kazaskeri Mehmed b. Mustafa b. Hacı Ha­san (Hacıhasanzâde Efendi) tarafından vakfedildiğini bildirir. Bir vakıf kaydı ile desteklenen bu bilgi yanında mescid. 953 (1546) tarihli Tahrir Defterinde de Mevlânâ Hacıhasanzâde Mescidi adıyla zikredilmiştir. 911 yılı Safer ayında(Tem­muz 1505) yazılan vakfiyesinin yer aldığı bu defterde mescidin yakınında ve şeh­rin çeşitli yerlerinde, ayrıca Galata, Üskü­dar. Azatlı, Burgaz, Filibe ve Bursa’da bazı mülkler vakfedildiği belirtilmektedir. Bun­dan başka Bursa’da Hamâm-ı Atîk ile (Kadı Hamamı) Hamâm-ı Cedîd denilen iki evkafı daha vardır. Mescide daha başka hayır sahiplerinin de vakıflar yaptığı bilin­mektedir. Diğer taraftan Mimar Sinan’ın yaptığı binaların adlarını veren Tezkire-tü’l-ebniye’üe Tbk Hacı Hasan Mescidi adıyla bir yapı kaydedilir. Fakat Mimar Sinan, daha önce inşa edilen ve belki de 1505 zelzelesinde yıkılan bu mescidi ye­niden inşa etmiş olabilir. Evliya Çelebi de yapının “Mimar Sinan binası mükellef bir mescid” olduğunu belirtir. Ayvansarâyi-nin bildirdiğine göre yanında bir de med­resesi olan mescid, Şeyhülislâm Ebû-ishak İsmail Efendi (ö. 1725) tarafından min­ber konularak cami haline getirilmiştir. Hacıhasanzâde Mescidi 1274te (1857-58) bir yangında harap olmuş ve kitabesinde belirtildiğine göre Hüseyin Ağa adında bir hayır sahibi tarafından ihya edilmiştir.

Halk arasında Hacı Hasan Camii olarak anılan mâbed, içten 8,30 x 8,40 m. ölçü­sünde hemen hemen kare bir harim me­kânından ibarettir. 4.70 m. derinliğindeki son cemaat yerinin iki yan duvarı eski olmakla beraber yakın tarihlerde sa­nat değerinden yoksun bir biçime sokul­muştur. Caminin esas bünyesindeki du­varlar taş ve tuğla şeritler halinde örül­müş, cephelerde klasik sivri tahfif ke­merli pencereler açılmıştır. Binanın du­varlarının yeteri kadar kalın (1,10 m.) olu­şu ve planının kare biçimi, caminin esa­sında belki de bir kubbeye sahip bulun­duğunu gösterir. Fakat 1968’deki tamir­de bu hususta bir araştırma yapılma­mıştır. Harimin üstü kiremit örtülü ah­şap bir çat ile kapatılmıştır. Son cemaat yeri de tek meyilli ahşap çatıya sahiptir.

Hacıhasanzâde Camii’ni, İstanbul’da mevcut benzeri küçük ölçülü mahalle mescidlerinden ayıran en ilgi çekici özel­lik sağ cephesine bitişik, içine harimden girilen minaresidir. Kürsü kısmı kesme taştan çok pahlı olan minarenin az taş­kın, yine taş pabuç kısmını bir bilezikten sonra takip eden gövdesi taş ve tuğladan iki renkli olarak yapılmıştır. Taş ve tuğla­nın ustaca sıralanmasıyla gövde baklava biçiminde bir desenle bezenmiştir. Eski Türk minarelerinde çok sevilen bir süsle­me olmakla beraber bu tezyinat İstanbul’­da başka bir minarede uygulanmamış­tır. Birgi Ulucamii, Akşehir’de Taşmedre-se, Selanik’te Alaca Cami minareleri de böyle bir desenle renkli olarak inşa edil­mişti. Hacıhasanzâde Camii minaresinin şerefe çıkmaları, ilk Osmanlı dönemi üslûbuna uygun olarak mukarnaslar, yani geniş niş dizileriyle meydana getirilerek aralarına sarkıtmalar (stalaktit) konulma­mıştır. Şerefe korkuluğu ise oymalı olma­yıp klasik şebeke motifine göre Kabart­malı idi. Şerefeden yukarısı düz olarak ya­pılmıştı. 1947’de oldukça yıpranmış hal­de olduğu tesbit edilen minare sonraları kürsüye kadar yı­kılmış ve aynı teknikte ol­mak üzere yeniden yapılmıştır.

Caminin etrafını çeviren avlu duvarının girişi yanında kitâbesiz bir çeşme vardır. Cami ile birlikte yapıldığı bilinen medrese­den bugün hiçbir iz yoktur. Aydın Yüksel önce otuzlu, sonra kırklı, 1590’da da ellili olduğu bilinen medresenin on beş veya on altı hücreye sahip bulunması gerekti­ğini ileri sürer. Cahit Baltacı, XVI. yüzyıl sonuna kadar buradaki müderrislerden yirmi yedisinin adını tesbit etmiştir. 1869’da faal durumdaki medreseler listesinde yer alan bu vakıf rûmî 133l’de (1915-16) kadro dışı idi. 21 Kânunuevvel 1334’te(21 Aralık 1918) eklenen bir notta ise on yedi hücreli olan bu medresenin içinde barınılamaz durumda olduğu, “Kâbil-i süknâ değildir ve muhacirler tarafından iş­gal olunmuştur” kaydıyla belirtilmiştir. 1918’den itibaren İstanbul’da meydana gelen yangın, yeniden yapılaşma ve imar düzenlemesi keşmekeşi içinde medrese yok olmuştur. Bu arada külliyeye ait sıbyan mektebinin de hiçbir izi kalmadığın­dan yeri dahi bilinmemektedir. Ayvansarâyî banisinin mescid yanında gömülü ol­duğunu bildirir. Fakat sadece bir mezar mı yoksa türbe mi olduğu anlaşılmayan bu kabir de ortadan kalkmıştır.

TDV İslâm Ansiklopedisi

Önceki İçerikDürrizade Ataullah Efendi Kimdir, Kısaca Hayatı, Hakkında Bilgi
Sonraki İçerikEr-Râzi Ebü Bekr Muhammed İbn Zekeriyye er-Râzi