Hacı Özbek Camii -İznik- Tarihçesi, Mimari, Özellikleri, Hakkında Bilgi

24

Hacı Özbek Camii. İznik’te XVI. yüzyılda yapılmış cami.

Şehrin Lefkekapısfna giden ana cad­denin kenarında, Eşrefoğlu Rûmî Külli-yesi’nin hizasındadır. Üç satırlık kitabesi­ne göre Hacı Özbek b. Mehmed tarafın­dan 734 (1333-34) yılında inşa ettirilen yapı, kitabesi mevcut en eski Osmanlı eseri olma özelliğini taşımaktadır. Ayrıca bütün mimari özellikleriyle Türk yapısı ol­duğunu açıkça belli eden Hacı Özbek Ca­mii’nin aslında bir Bizans kilisesi olduğu yolundaki iddia vaktiyle İznik Rumları ta­rafından uydurulmuş bir söylentiden iba­rettir. Fetihten iki üç yıl sonra yapılarak İznik’e müslüman Türklüğün İlk damga­sını vuran bu küçük eser. Kurtuluş Savaşı günlerinde Rumlar’ın Türk eserlerine kar­şı gösterdikleri inanılmaz tahrip hıncını at­latmıştı. Fakat 1950’li yıllara gelinceye ka­dar her tarafı boş arazi olan İznik’te değer bilmez idarecilerin kurbanı olarak cad­de genişletilmesi gerekçesiyle bazı kısım­larını kaybetmiştir.

Hacı Özbek Camii, aralarında tuğla ha­tıllar olmak üzere taştan karma malze­me ile inşa edilmiştir. Caminin yapımın­da erken Osmanlı Türk yapı sanatında çok kullanılan, taşların aralarına dikine tuğla konulması tekniği uygulanmış, ke­merlerde son dönem Bizans yapı sanatın­da yaygın olan bir küfeki taşı arasına üç tuğla konulması suretiyle meydana geti­rilen örgü kullanılmıştır. Bu da bu İslâm yapılarında yerli Bizanslı duvarcı ustala­rının çalıştığını gösterir.

Cami kare planlı, içten ölçüleri yaklaşık 7.50 m. kadar olan bir ibadethanedir. İlk yapıldığında yanlan duvarlarla kapatılmış, iki mermer sütuna dayanan ve üç kemer­le dışarıya açılan bir son cemaat yerine sahipti. Fakat sokak genişletme gerekçe­siyle bu orijinal son cemaat yeri şuursuz­ca ortadan kaldırılmıştır. 1935’li yıllarda henüz duran bu iki sütunlu son cemaat yeri ve üstü kısmen aynalı, kısmen beşik tonoz örtülü kagir son cemaat yeri yıktırıldıktan sonra caminin başka bir cephe­sine uydurma bir son cemaat yeri inşa edilmiştir.

Hacı Özbek Camii’nin son cemaat yeri­ne açılan ve yanda oian bir kapısı ile diğer iki cephesinde çifte penceresi vardır. Ka­pıya göre ana eksen üzerinde değil yan duvarda olan mihrap esas biçimini kay­betmiştir. Üstü kiremit örtülü olan kub­be, eski bir fotoğraftan dört penceresi olduğu anlaşılan yüksekçe bir kasnağa oturur. Yakın tarihlerdeki tamirde biri hariç bu pencereler kapatılmış ve izleri de yok edilmiştir. On iki köşeli bu kasnağa harim mekânının karesinden geçiş “Türk baklavaları” denilen mimari unsurlarla sağlanmıştır.

Caminin revakı kaldırıldıktan sonra dış mimarisi eskisinden çok değişik bir görünüm almıştır. Girişin yeri değiştirilmiş ve orijinal giriş pencere haline dönüştü­rülmüştür. Kitabesi de bu esas yerinden sökülerek mihrabın sağındaki pencere i-çine konulmuştur. A. Sâim Ülgen’in ma­kalesinde adı geçen ve burada yayımla­nan bir desenden, ayna taşının bir Bizans korkuluk levhası olduğu görülen camiye bitişik çeşmeden de ortada bir şey kal­mamıştır.

Türk sanat tarihi bakımından öncü du­rumundaki bu mimari eserin, esas biçi­mine ve duvar tekniğine uygun şekilde restore edilmeyişi yanında İznik kasabası içinde yapıya tarihî önemine uygun bir yer verilmeyişi de büyük bir kayıptır.